TMK 986. Madde
(1) Bir taşınıra malik olma iradesi bulunmaksızın zilyet olan kimse, taşınırı kendisinden iyiniyetle aldığı kişinin mülkiyet karinesine dayanabilir.
(2) Taşınıra bir sınırlı aynî hak veya kişisel hak iddiasıyla zilyet bulunan kimsenin iddia ettiği hakkın varlığı karine olarak kabul edilir. Ancak, zilyet bu karineyi şeyi kendisine vermiş olan kişiye karşı ileri süremez.
TMK 986. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 899 uncu maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki maddenin kenar başlığı “Zilyetlik hâlinde karine” biçimindedir. Gerek maddenin düzenlemek istediği konu, gerek kaynak İsviçre Medenî Kanununun 931 inci maddesi dikkate alınarak metnin kenar başlığı “Fer’i zilyetlikte karine” olarak ifade edilmiştir. Hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
TMK Madde 986, malik olma iradesi taşımayan fer’î zilyedin hangi karinelerden yararlanacağını düzenleyerek, mülkiyet karinesini öngören 985. maddeyi tamamlar. Asli zilyet malik gibi davranırken, fer’î zilyet malı kira, ariyet, rehin veya benzeri bir ilişkiye dayanarak başkası adına elinde bulundurur. Hüküm, zilyetliğin türlerine ilişkin TMK m.974 ayrımıyla ve iyiniyeti tanımlayan m.3 ile birlikte okunmalıdır. Maddenin amacı, malik sıfatı taşımadan zilyet olan kişinin dayanabileceği karineleri belirlemek ve bu karinenin sınırını, malı kendisine teslim eden kişiyle olan iç ilişki bakımından çizmektir. Böylece fer’î zilyetlik, hem üçüncü kişilere karşı hem de devredene karşı farklı sonuçlar doğurur.
Uygulamada birinci fıkra, malik olma iradesi bulunmadan zilyet olan kişiye, taşınırı kendisine iyiniyetle teslim eden kişinin mülkiyet karinesine dayanma olanağı tanır; böylece fer’î zilyet, malı devraldığı kişinin malik sayıldığı varsayımından yararlanır. İkinci fıkra, sınırlı aynî hak veya kişisel hak iddiasıyla zilyet olan kişinin iddia ettiği hakkın varlığını karine olarak kabul eder; örneğin rehinli alacaklının rehin hakkının ya da kiracının kullanım hakkının bulunduğu varsayılır. Ancak aynı fıkranın son cümlesi önemli bir sınır koyar: zilyet, bu karineyi malı kendisine veren kişiye karşı ileri süremez. Çünkü iç ilişkide hakkın gerçek kapsamı, taraflar arasındaki sözleşmeyle belirlenir ve fer’î zilyet, devredene karşı ancak bu sözleşmeden doğan hakları kadar koruma elde edebilir.
Bu hükmün pratik sonucu, fer’î zilyedin üçüncü kişilere karşı hakkını ayrıca kanıtlamadan koruyabilmesi, fakat malı teslim eden kişiyle olan ilişkide bu karineye sığınamamasıdır. Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi, kira veya rehin gibi ilişkilere dayanan zilyedin iddia ettiği sınırlı hakkın karine olarak korunacağını, ancak bu karinenin devredene karşı geçerli olmadığını kabul etmektedir. Somut örnekle, bir eşyayı rehin alarak elinde bulunduran alacaklı, üçüncü kişilere karşı TMK Madde 986 gereği rehin hakkının varlığı karinesine dayanabilir; fakat malı kendisine rehin veren borçluya karşı, rehnin kapsamını ve bedelini aşan bir hak iddiasını bu karineyle değil, ancak aralarındaki sözleşmeyle ispatlayabilir.
