TBK 109. Madde
I. Alacaklı, tevdi edilen şeyi kabul ettiğini açıklamış veya tevdi bir rehnin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuş olmadıkça borçlu, tevdi edilen şeyi geri alabilir.
II. Tevdi edilen şey geri alındığı anda alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını sürdürür.
TBK 109. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 108 inci maddesinde, borçlunun tevdi ettiği edimi aynı maddede öngörülen durumlarda, tevdi yerinden geri almasının hukukî sonucu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “c. Tevdi edilecek şeyin istirdadı” şeklindeki ibare, Tasarıda “c. Tevdi konusunu geri alma” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesinin ikinci cümlesinde kullanılan “alacak bütün teferruatıyla yeniden tevellüt eder.” şeklindeki ibare, Tasarıda “alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını sürdürür.” şekline dönüştürülmüştür. Gerçekten, bu durumda alacağın sona ermesi söz konusu olmadığı için, “alacak yeniden tevellüt eder (doğar).” denilmesi, hukuk tekniğine uygun değildir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 108 inci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 109. maddesi, tevdi yoluyla borcunu sona erdirmiş olan borçluya, belirli koşullar altında tevdi edilen şeyi geri alma hakkını tanıyan önemli bir düzenlemedir. Bu hüküm, tevdinin ifa ile aynı kesin sonucu doğurmadığını, belirli sınırlar içinde geri dönülebilir olduğunu göstermektedir. Madde, 818 sayılı eski Kanun’un 94. maddesini karşılamakta olup tevdi kurumunun dinamik yapısını ortaya koymaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre borçlu, iki hâl dışında tevdi edilen şeyi geri alabilir. Birinci hâl, alacaklının tevdi edilen şeyi kabul ettiğini açıklamasıdır; bu açıklama açık veya örtülü olabilir. Alacaklı tevdi yerinden malı teslim aldığında veya açıkça kabul beyanında bulunduğunda borç kesin olarak sona erer ve artık geri alma mümkün değildir. İkinci hâl, tevdinin bir rehnin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuş olmasıdır. Bu durum, rehinli alacakların ifa yoluyla sona erdirilmesinde söz konusudur; tevdi edilen meblağ rehin hakkının kalkmasına neden olmuşsa, üçüncü kişilerin kazanılmış hakları nedeniyle geri alma imkânsızdır.
Bu iki durumun dışında borçlu, alacaklının fikrini değiştirmesi veya yeni bir anlaşma yapılması gibi hâllerde tevdi edilen şeyi tevdi yerinden geri çekebilir. Örneğin borçlu, tevdi ettikten sonra alacaklı ile yeni bir ödeme planı yapmışsa veya borç başka şekilde sona ermişse, tevdi konusunu geri alabilir. Geri alma hakkı, tek taraflı bir beyan ile tevdi merciine yöneltilerek kullanılır ve tevdi merciinin bu beyanı dikkate alarak malı veya parayı borçluya iade etmesi gerekir.
İkinci fıkrada geri almanın hukukî sonucu düzenlenmektedir: Tevdi edilen şey geri alındığı anda alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını sürdürür. Bu ifade, geri alma ile borcun yeniden doğmadığını; aksine sona ermediğini ve aslen var olmaya devam ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla rehin, kefalet, faiz gibi fer’î haklar da devam eder. Bu düzenleme, 818 sayılı Kanun’daki "alacak yeniden doğar" ifadesine göre daha isabetli bir tekniktir; çünkü tevdi ile borç kesin olarak sona ermemiş, askıya alınmıştır.
Doktrinde tevdinin "şartlı ifa" veya "askıda ifa" niteliği vurgulanmaktadır. Yargıtay, tevdi edilen paranın alacaklı tarafından çekilmesinden önce borçlunun geri alma hakkını kullanabileceğini kabul etmektedir. Uygulamada geri alma genellikle taraflar arasında sulh yapılması, alacağın başka yolla ödenmesi veya tevdi koşullarının gerçekleşmediği anlaşılması hâlinde gerçekleşir. Kira uyuşmazlıklarında, kiralayanla kiracı arasında tevdi sonrasında anlaşma sağlanırsa, kiracı tevdi edilen parayı geri alabilir; ancak alacağın tüm yan haklarıyla var olmaya devam etmesi nedeniyle yeniden ödeme yükümlülüğü doğar. Bu hüküm, borçlu-alacaklı ilişkisinde esneklik sağlayan önemli bir denge unsurudur.
