TBK 199. Madde
I. Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı, yeni borçluya geçer.
II. Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel savunmalarda bulunamaz.
III. Yeni borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez.
TBK 199. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 198 inci maddesinde, üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. İstisnalar” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Savunmalar” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “Nakledilen borca müteferri hakları dermeyan etmek hakkı” şeklindeki ibare, Tasarıda kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, “Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “alacaklı ile yapılan akitten hilâfı anlaşılmadıkça” şeklindeki ibare, Tasarıda “Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça” şeklinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin son fıkrasında kullanılan “borcun naklini tevlit etmiş olan hâdiseler dolayısıyla evvelki borçluya karşı dermeyan edebileceği def’ileri” şeklindeki ibare, Tasarıda “iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları” şeklinde kısaltılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 199. maddesi, borcun üstlenilmesi sonucunda yeni borçlunun alacaklıya karşı ileri sürebileceği savunmaları (def’iler ve itirazlar) düzenleyen önemli bir hükümdür. Bu madde, yeni borçlunun hukuki konumunu netleştirerek üstlenmenin kapsamı ve etkilerini belirler. 818 sayılı Kanun’un 177. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı yeni borçluya geçer. Bu hüküm, üstlenme ile birlikte asıl borca ilişkin tüm savunmaların yeni borçluya geçeceğini belirtir. Yeni borçlu, eski borçlunun sahip olduğu savunma araçlarının tümünü kullanabilir: sözleşmenin geçersizliği, zamanaşımı, ifa edilmiş olması, alacağın çekişmeli olması, muacceliyet eksikliği, şart bağlılığı gibi tüm savunmalar yeni borçluya aktarılır.
Bu yaklaşım, üstlenme kurumunun temel mantığına uygundur. Yeni borçlu, mevcut borcu olduğu gibi üstlenmiştir; bu borcun tüm özellikleri ve yüklü olduğu tüm savunma araçları da yeni borçluya geçer. Alacaklı, üstlenme ile ek bir menfaat elde etmez; eski borcun çerçevesi değişmeden kalır. Bu, alacaklının haksız zenginleşmesini önler.
İkinci fıkra, önemli bir sınırlama getirir: dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel savunmalarda bulunamaz. Bu hüküm, kişisel savunmalar ile ortak savunmalar arasındaki ayrımı düzenler.
Kişisel savunmalar, eski borçluya özgü olan ve kişisel durumundan kaynaklanan savunmalardır. Örneğin eski borçlunun alacaklı ile arasındaki özel anlaşmalar, eski borçlunun ehliyetsizliği, eski borçlunun karşı alacakları gibi durumlar kişiseldir. Bu tür savunmalar yeni borçluya geçmez; çünkü yeni borçlunun durumu farklıdır.
Ortak savunmalar ise borcun kendisine bağlı olan ve herkes bakımından aynı geçerliliği olan savunmalardır. Sözleşmenin geçersizliği, zamanaşımı, ifa edilmiş olması gibi savunmalar bu kategoride yer alır. Yeni borçlu bu savunmaları ileri sürebilir.
"Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça" ifadesi, tarafların bu kuralı değiştirebileceğini gösterir. Eğer dış üstlenme sözleşmesinde açıkça kişisel savunmaların yeni borçluya geçeceği kararlaştırılmışsa, yeni borçlu bu savunmaları da kullanabilir. Bu esneklik, tarafların iradesine saygı gösterir.
Üçüncü fıkra, çok önemli bir sınırlama getirir: yeni borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez. Bu hüküm, iç ilişki ile dış ilişki arasındaki ayrımı net biçimde çizer. İç üstlenme sözleşmesi (borçlu-üstlenen arasındaki), sadece bu iki taraf arasında etki doğurur; alacaklıyı ilgilendirmez.
Örneğin borçlu A ile üstlenen B arasında iç üstlenme sözleşmesinde "A, B’ye bir taşınmaz devredecek" gibi bir karşılıklı taahhüt varsa ve A bu taahhüdünü yerine getirmemişse, B bu durumu alacaklı C’ye karşı savunma olarak ileri süremez. C açısından B, borcu üstlenmiştir ve ödemek zorundadır. B’nin A’ya karşı olan hakları ise ayrı bir dava konusu olur; B, A’ya karşı ayrıca dava açabilir.
Bu kural, üstlenme kurumunun iş dünyasında güvenilir biçimde işlemesini sağlar. Alacaklı, borçlu ile üstlenen arasındaki iç karmaşık ilişkilerle uğraşmak zorunda değildir; sadece yeni borçlu ile muhatap olur. Bu basitlik, alacaklının tahsilatını kolaylaştırır.
Doktrinde bu madde, "üstlenme savunma hukukunun üç kademeli yapısı" olarak değerlendirilmektedir. Ortak savunmalar geçer; kişisel savunmalar kural olarak geçmez; iç üstlenme savunmaları hiçbir şekilde alacaklıya karşı ileri sürülmez. Yargıtay kararları, bu kademeli yapıyı titizlikle uygular ve her savunmanın hangi kategoriye girdiğini belirlemektedir.
Uygulamada bu madde, bankacılık işlemlerinde (eski borçlunun karşı alacaklarının durumu), şirket devirlerinde, inşaat projesi üstlenmelerinde, franchise devirlerinde sıkça karşılaşılır. Bu düzenleme, borç üstlenme kurumunun üç taraflı karmaşık ilişkilerini sistematik ve adil biçimde düzenleyen temel bir hukuki çerçeve sunar.
