TBK 35. Madde
I. Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez.
II. Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir.
TBK 35. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 35 inci maddesinde, yanılmada kusurlu olan tarafın, tazminat sorumluluğu ve kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun kenar başlığında kullanılan “4. İhmal yüzünden hata” şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Yanılmada kusur” olarak değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan “mukavelenin bu suretle feshinden mütevellit zarar” şeklindeki ibare, Tasarıda “sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zarar” şeklinde değiştirilmiştir.
Tasarının 35 inci maddesinin birinci fıkrasına göre yanılan, esaslı yanılmaya dayanarak sözleşmenin hükümsüz kalmasına sebep olursa, bunda kusurlu olması durumunda, kural olarak, diğer tarafın uğradığı olumsuz (menfi) zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı bildiği veya bilmesi gerektiği takdirde, yanılandan tazminat isteyemez.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, hâkimin, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, yanılanı diğer tarafın sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan olumsuz zararını aşabilmekle birlikte, onun ifadan beklenen yararını, yani olumlu zararını aşmaması kaydıyla, daha fazla tazminat ödemekle yükümlü kılacak bir tazminat kararı da verebileceği belirtilmiştir. Nitekim, uygulamada da durum bu yöndedir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
TBK md. 35, yanılan tarafın kendi kusuruyla yanılmaya düşmüş olması hâlindeki tazminat sorumluluğunu düzenler. İki fıkradan oluşan madde, yanılmadan doğan zararların adil biçimde paylaştırılması için detaylı bir rejim getirir ve hakime hakkaniyet ölçüsünde takdir yetkisi tanır. Düzenleme, tarafların iradesi ile hukuki güvenlik arasındaki dengeyi korumayı amaçlar.
Birinci fıkraya göre yanılan, yanılmasında kusurlu ise sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm culpa in contrahendo (sözleşme öncesi sorumluluk) ilkesinin özel bir uygulamasıdır. Yanılan kişi kendi kusuruyla yanılmaya düşmüş ve bu yüzden sözleşmeyi iptal etmiş ise, karşı tarafın bu süreçten doğan zararlarını karşılamakla yükümlüdür. Karşı taraf iyi niyetli olup sözleşmeye güvenmişse onun menfaatinin korunması gerekir.
Kusur değerlendirmesi objektif kriterlere göre yapılır. Yanılan, sözleşmeyi yaparken makul bir dikkat ve özen göstermemişse kusurlu kabul edilir. Örneğin sözleşme metnini okumadan imzalama, araştırma yapmadan önemli kararlar verme, uzmanlık gerektiren konularda danışman kullanmama gibi davranışlar kusur teşkil edebilir. Kusur derecesi (hafif, orta, ağır) somut olayın koşullarına göre belirlenir.
Tazmin edilecek zarar "sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zarar"dır, yani menfi zarar niteliğindedir. Karşı tarafın sözleşmenin geçerli olduğuna güvenerek uğradığı zararlar kapsama girer. Sözleşme hazırlama masrafları, noter harçları, karşı edimin araştırma giderleri, alternatif sözleşmeyi kaçırmış olmaktan doğan zararlar bu kategoriye dahildir. Sözleşmenin ifa edilmiş olması hâlinde elde edilecek fayda (müspet zarar) kural olarak tazmin edilmez.
Birinci fıkranın ikinci cümlesi önemli bir istisna koyar: ancak diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa tazminat istenemez. Bu kural, karşı tarafın iyi niyetli olmadığı durumlarda tazminatı kaldırır. Karşı taraf yanılmayı biliyorsa veya en azından dürüstlük kuralı gereği bilmesi gerekiyorsa, bu durumdan yararlanarak sözleşmenin ifasını ümit etmiş olması korunmaz. Karşı taraf yanılanın hatasını fark edip ona söylemek yerine sözleşmeyi sürdürmüşse, sonuçlarından da faydalanamaz.
Bu istisna "karşılıklı iyi niyet" prensibinin yansımasıdır. Sadece iyi niyetli karşı taraf tazminat hakkına sahiptir. Karşı taraf yanılmayı bilip de kullanıyorsa, onun koruma kalkanı çekilir ve yanılanın hiçbir tazminat yükümlülüğü kalmaz.
İkinci fıkra hakime önemli bir takdir yetkisi verir. Hakim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla daha fazla tazminata hükmedebilir. Bu düzenleme özel koşullarda kural olan menfi zararın üzerinde tazminat takdirini mümkün kılar. Ancak iki önemli sınır vardır: birincisi hakkaniyet şartı, ikincisi müspet zararın (beklenen faydanın) üst sınır olması.
Hakkaniyet unsurunun uygulanması somut olayın özelliklerine bağlıdır. Yanılanın ağır kusurlu olması, yanılmanın öngörülebilir olması, karşı tarafın ciddi yatırım yapmış bulunması, güven yoğunluğunun büyük olması gibi faktörler bu artışı haklı kılabilir. Hakim, karşı tarafın gerçekten hakettiği koruma düzeyine göre takdir eder.
İfadan beklenen yararın aşılamaz sınır olarak belirlenmesi önemlidir. Karşı taraf sözleşmenin ifasından elde edeceği en yüksek faydaya kadar tazminat alabilir; bunun üstüne çıkılamaz. Bu sınır, yanılanı orantısız yükümlülükten korur.
Doktrinde madde 35, güven teorisinin kanuni yansımasıdır. İyi niyetli karşı tarafın menfaati korunurken yanılanın kusuruyla orantılı sorumluluk yüklenmesi dengeyi sağlar. Yargıtay kararlarında özellikle ticari sözleşmelerde yanılma iddialarının arkasında kusur değerlendirmesi yapılmakta ve tazminatın kapsamı hakimce takdiren belirlenmektedir.
