TBK 505. Madde
I. Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir.
II. Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz.
TBK 505. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 505 inci maddesinde, vekilin borçlarından birini oluşturan talimata uygun ifa borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 389 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Vekilin borçları / 1. Talimat dairesinde vekâleti ifa” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Vekilin borçları / 1. Talimata uygun ifa” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 389 uncu maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi “Vekil, müvekkilinin sarih olan talimatına muhalefet edemez.” şeklinde ve olumsuz olarak ifade edildiği hâlde, Tasarıda vekilin, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlü olduğu belirtilerek, bu ifade olumlu cümleye dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 389 uncu maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak, Tasarı metnine “işi görmüş olsa bile” şeklinde bir ibare eklenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 505. maddesi, vekilin vekâlet verenin talimatına uyma yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğün sınırlarını iki fıkra hâlinde düzenler. Madde, vekâlet sözleşmesinin kişisel güven karakterinin somut bir yansıması olan talimata uygun ifa borcunun temellerini belirler.
Birinci fıkra, vekilin vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlü olduğunu; ancak vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde vekilin talimattan ayrılabileceğini düzenler.
Birinci cümle: Talimata uyma yükümlülüğü.
Vekâlet veren, vekile belirli talimatlar verebilir. Talimatlar vekilin nasıl çalışacağını, hangi yöntemleri kullanacağını, hangi kararları alması gerektiğini belirler. Talimat yazılı veya sözlü olabilir; önemli olan "açıkça" verilmiş olmasıdır. Muğlak ifadeler, dolaylı imalar talimat sayılmaz.
Vekilin talimata uyma yükümlülüğü, vekâlet sözleşmesinin güven karakterinin ifadesidir. Vekâlet veren, vekile kendi işlerini verirken belirli bir şekilde yürütülmesini istemiş olabilir. Bu iradesi korunmalıdır; vekil kendi inisiyatifiyle farklı hareket edemez.
İkinci cümle: İzin alma imkânı olmayan durumlarda sapma.
Ancak vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmayan durumlarda, vekilin talimattan ayrılabileceği kabul edilmiştir. Bu istisnanın iki koşulu vardır:
(1) İzin alma imkânının bulunmaması: Vekâlet verene ulaşılamıyor, haberleşme mümkün değil, acil karar verilmesi gerekiyor.
(2) Vekâlet verenin durumu bilseydi de izin vereceği açık olan hâller: Farazi irade testi. Vekil, vekâlet verenin yerinde olsaydı makul bir kişi bu durumda nasıl davranırdı sorusunu yanıtlar. Sapma, vekâlet verenin muhtemel rızasına dayanmalıdır.
Örnekler:
– Hekim bir ameliyat sırasında beklenmedik bir durumla karşılaşır ve hastaya danışma imkânı yoktur. Hastanın kendisiyle daha önce konuştuğu tercihlerine ve makul bir hasta iradesine uygun şekilde müdahaleyi genişletebilir.
– Avukat duruşmada sürpriz bir gelişme karşısında müvekkilinden onay alamaz; müvekkilinin beklentilerine uygun tutum sergiler.
– Emlak danışmanı satış anında karşı taraf beklenmedik bir teklif getirir; müvekkilinin belirlediği sınırlar içinde ve onun çıkarına uygun karar verir.
Bu sapma yetkisi sınırlıdır: Makul zaman içinde izin almak mümkün oluyorsa veya vekâlet verenin iradesi belirsizse, sapma yapılamaz; alt sınır gözetilmelidir.
İkinci fıkra, bunun dışındaki durumlarda vekilin talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile vekâlet borcunu ifa etmiş olmayacağını düzenler. Bu hüküm, talimattan sapmanın sonuçlarını belirleyen yaptırımdır.
Bu yaptırımın analizi:
İki tür sapma durumu vardır:
(1) Haklı sapma (birinci fıkranın ikinci cümlesi kapsamında): İzin alma imkânının olmaması ve farazi rızanın varlığı. Bu durumda vekil vekâlet borcunu ifa etmiş sayılır; sorumluluk doğmaz.
(2) Haksız sapma: Haklı sapma koşullarının bulunmadığı durumda talimat dışı hareket. Bu durumda yaptırım şiddetlidir.
Haksız sapmanın sonuçları:
– Vekil "işi görmüş olsa bile" vekâlet borcunu ifa etmiş sayılmaz. Bu ifade çok önemlidir; vekil iş başarılı olmuş olsa bile, talimatı ihlal ettiği için görev yerine getirilmiş sayılmaz.
– Ücret talep hakkı sorunlu hâle gelir. Eğer vekâlet borcu ifa edilmemişse, vekâlet veren ücret ödemek zorunda değildir.
– Zarar ödeme yükümlülüğü doğar: Vekilin talimat dışı hareketinden zarar doğmuşsa, vekil bu zararı karşılamakla yükümlüdür.
– Bir sapma yolu: Vekil "bundan doğan zararı karşılayarak" vekâlet borcunu ifa etmiş sayılabilir. Yani vekâlet verenin zararını tam olarak giderirse, iş görülmüş kabul edilebilir.
Bu düzenlemenin gerekçesi: Vekâlet sözleşmesinin kişisel güven karakterinin korunmasıdır. Vekâlet veren, vekili kendi iradesine uygun hareket etmek üzere görevlendirmiştir; bu iradenin ihlali, ilişkinin temel dengesini bozar. Ancak vekil ihlale rağmen zararı karşılıyorsa, vekâlet veren ekonomik olarak zarar görmemiştir.
Uygulamada bu madde sık uyuşmazlık konusu olur. Avukatın müvekkil talimatına uymaması, mali müşavirin verilen talimat dışında işlem yapması, emlak danışmanının belirtilen alt fiyatın altında satış yapması gibi durumlar tazminat davalarına konu olur. Yargıtay, talimat metnine sıkı bağlılık arar; talimat yoksa veya belirsizse "açık talimat" şartının gerçekleşmediği sonucuna varır.
Modern vekâlet ilişkilerinde yazılı talimat kültürü gelişmektedir. E-posta, online platform bildirimleri, dijital imza gibi araçlarla talimatlar belgelenmekte; ispat sorunları azalmaktadır.
