TKHK 28. Madde
(1) Belirli süreli kredi sözleşmelerinde tüketicinin taksitleri ödemede temerrüde düşmesi durumunda, kredi veren, borcun tamamının ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak ancak kredi verenin bütün edimlerini ifa etmiş olması, tüketicinin de birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi hâlinde kullanılabilir. Kredi verenin bu hakkı kullanabilmesi için tüketiciye en az otuz gün süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması zorunludur.
(2) Muaccel kılınan taksitlerin hesaplanmasında faiz, komisyon ve benzeri masraflar dikkate alınmaz.
Açıklama
TKHK Madde 28, belirli süreli tüketici kredisi sözleşmelerinde borçlunun temerrüde düşmesi hâlinde kredi verenin başvurabileceği muacceliyet hakkını sıkı koşullara bağlayarak tüketiciyi koruyan bir denge kurar. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un kredi ilişkilerine dair bölümünde yer alan bu düzenleme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun temerrüt ve muacceliyet hükümlerinden ayrılarak tüketici lehine özel bir koruma getirir. Kredi verenin borcun tamamını talep edebilmesi, sözleşmede bu hakkı açıkça saklı tutmuş olmasına, kendi edimlerini tamamen ifa etmiş bulunmasına ve tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksitte temerrüde düşmesine bağlanmıştır.
Uygulamada bu hak kendiliğinden işlemez; kredi verenin önce tüketiciye en az otuz gün süre vererek yazılı bir muacceliyet uyarısında bulunması zorunludur. Bu uyarı, tüketiciye gecikmiş taksitleri ödeyerek borcun tamamının muaccel hâle gelmesini önleme imkânı tanır. Uyarı yapılmadan ya da öngörülen süre tanınmadan kullanılan muacceliyet beyanı geçersizdir ve kredi veren borcun tümünü isteyemez. İkinci fıkra ise muaccel kılınan taksitlerin hesabında faiz, komisyon ve benzeri masrafların dikkate alınmayacağını öngörerek, tüketicinin henüz işlememiş ileri vade unsurlarını ödemekten kurtulmasını sağlar; muacceliyet salt anapara borcu üzerinden işler. Bu sayede kredi veren, gecikmeden doğan bir avantajla tüketiciyi olağandan ağır bir yük altına sokamaz ve borç toplamı sözleşmenin gerçek kalan bakiyesiyle sınırlı tutulur.
Bu koşullara aykırılığın yaptırımı doğrudan kredi verenin talebinin reddi şeklinde ortaya çıkar. Yargıtay’ın tüketici kredisi uyuşmazlıklarındaki istikrarlı yaklaşımında, otuz günlük süre verilerek usulüne uygun muacceliyet ihtarı çekilmemesi hâlinde alacağın tümünün muaccel sayılamayacağı, icra takibinin ancak gecikmiş taksitler yönünden yürütülebileceği kabul edilmektedir. Örneğin iki taksidini ödemeyen bir tüketiciye ihtar göndermeden tüm kredi bakiyesi için takip başlatan banka, takibin bu kısmı yönünden haksız çıkar ve tüketici itiraz yoluyla bunu ileri sürebilir. {TKHK} Madde 28, bu yönüyle kredi verenin sözleşmesel üstünlüğünü dengeleyip tüketiciye borcunu toparlama fırsatı veren koruyucu bir mekanizma kurar. Düzenleme, geçici bir ödeme güçlüğünün tüketiciyi tüm kredi yükü altında ezmesini önleyerek tüketici kredilerinde sosyal adalet anlayışını somutlaştırır.
