TMK ▸ Madde 9

TMK 9. Madde

(1) Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.

TMK 9. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 9 uncu maddesini karşılamaktadır. Maddenin konu başlığında “II. Medenî hakların kullanılması” ifadesi yerine, bir önceki maddede “hak ehliyetinin” düzenlendiği göz önünde tutularak “II. Fiil ehliyeti” ifadesi, kenar başlığında “1. Mevzuu” yerine “1. Kapsamı” sözcüğü kullanılmıştır. Gerçekten de bu madde, fiil ehliyeti açısından hak sahibinin hukukî konumunu ve fiil ehliyetinin hak sahibine neler tanıdığını belirleyen bir maddedir. Bu sebeple maddede, fiil ehliyetinin “mevzuu” değil, daha isabetli olarak “kapsamı” ifadesi kullanılmıştır. Maddede yer alan “iktisaba da iltiz ama da ehildir” deyimi yerine “kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” deyimi kullanılmak suretiyle fiil ehliyetinin hak sahibine kapsam itibarıyla tanıdığı hukukî durum açıklığa kavuşturulmuştur.

Açıklama

TMK Madde 9, fiil ehliyetinin kapsamını tanımlayarak ehliyete sahip kişinin kendi fiilleriyle hak edinip borç altına girebileceğini açıkça hükme bağlar. Bu düzenleme, herkese tanınan hak ehliyetini düzenleyen TMK Madde 8’in bir adım ötesine geçer ve kişinin yalnızca hak sahibi olmasını değil, bizzat eylemleriyle hukukî sonuç doğurabilmesini güvence altına alır. Fiil ehliyetinin koşulları TMK Madde 10’da, ayırt etme gücü TMK Madde 13’te düzenlendiğinden, bu madde söz konusu koşulları taşıyan kişinin hukuk düzeni içindeki konumunu ve yetkilerinin genişliğini belirleyen çerçeve niteliği taşır. Böylece hak ehliyeti ile fiil ehliyeti arasındaki ayrım, sistematik biçimde ortaya konmuş olur.

Uygulamada fiil ehliyeti, kişinin hukukî işlem yapma ehliyetini, haksız fiilden sorumlu olma ehliyetini ve dava ehliyetini kapsar. Ehliyet sahibi kişi, sözleşme kurabilir, vasiyetname düzenleyebilir, malvarlığında tasarrufta bulunabilir ve bütün bunları yasal temsilcinin onayına gerek olmadan geçerli biçimde gerçekleştirebilir. Fiil ehliyeti tam olan kişi, yüklendiği borçlardan tüm malvarlığıyla sorumlu olur ve kendi iradesiyle kurduğu işlemlerin sonuçlarına katlanır. Bu nedenle ehliyetin varlığı, işlemin geçerliliğinin temel taşıdır; ehliyet bulunmadığında yapılan işlemler askıda hükümsüzlük veya kesin hükümsüzlük yaptırımına tâbi olur ve hukukî sonuç doğurmaz.

Fiil ehliyetinin tanınması, kişinin hem lehine hem aleyhine sonuç doğuran her türlü iradî eylemde bizzat taraf olabilmesi anlamına gelir; bu kapsam, sözleşmesel borçlar kadar haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden doğan yükümlülükleri de içerir. Yargıtay içtihatları, işlem ehliyetinin varlığının işlem tarihindeki duruma göre değerlendirileceğini ve ehliyetsizlik iddiasının sağlık raporu gibi nesnel delillerle ispatlanması gerektiğini vurgular. Örneğin tam fiil ehliyetli bir kişi, bir taşınmazı satın aldığında hem alıcı sıfatıyla mülkiyet hakkını kazanır hem de kararlaştırılan bedeli ödeme borcu altına girer; bu işlemden doğan tüm yükümlülükleri kendi malvarlığıyla karşılar ve sonradan ehliyetsizlik ileri süremez.