TMK ▸ Madde 907

TMK 907. Madde

(1) İrat senedinin borçlusu yüklü taşınmazın malikidir.

(2) Yüklü taşınmazı edinen kimse irat senedinin borçlusu olur ve eski malik başka bir işleme gerek kalmaksızın borcundan kurtulur.

(3) Faiz borçları, taşınmazla güvenceye bağlı olmaktan çıktığı tarihten başlayarak malikin kişisel borcu olur.

TMK 907. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 821 inci maddesini karşılamaktadır. Maddeyle irat senedinde borç ile taşınmaz arasındaki ilişki düzenlenmekte, irat senedinde güvence altına alınan borcun yükümlüsünün daima yüklütaşınmazın maliki olacağı, yüklütaşınmaz başkasına intikal ettiğinde başka bir işleme gerek olmadan yeni malikin aynışekilde bu borçtan sorumlu olacağı, ancak senedin faiz borçları, güvencenin kapsamından çıktığıtarihten itibaren taşınmaz malikinin kişisel borcu hâline geleceği ve bunun artık yeni malike intikal etmeyeceği belirtilmektedir.

Açıklama

Türk Medeni Kanunu m.907, irat senedinde borç ile taşınmaz mülkiyeti arasındaki ayrılmaz bağı kurar. Hükmün ilk fıkrasına göre irat senedinin borçlusu daima yüklü taşınmazın malikidir; borç kişiye değil, doğrudan taşınmaza bağlanmıştır. Bu yapı, irat senedinin kişisel borç doğurmadığını ve borcun sebebini göstermediğini belirten TMK m.903 ile tam bir uyum içindedir. İrat senedi, taşınmaz yükü şeklinde kurulmuş bir alacak hakkı yarattığından, sorumluluk taşınmazın değeriyle sınırlıdır ve malik şahsen değil, taşınmaz değeri ölçüsünde yükümlüdür. Bu yönüyle madde, irat senedini ipotekli borç senedinden ayıran temel ayraçlardan birini oluşturur. İpotekte borçlu ile malik farklı kişiler olabilirken, irat senedinde borçlu sıfatı malik sıfatıyla zorunlu olarak örtüşür ve birbirinden ayrılamaz.

Uygulama mekanizması, taşınmazın el değiştirmesi durumunda kendini gösterir. İkinci fıkra gereği yüklü taşınmazı edinen kimse, başka herhangi bir işleme, borcu yüklenme sözleşmesine veya alacaklının onayına gerek kalmaksızın irat senedinin borçlusu hâline gelir; eski malik ise kendiliğinden borçtan kurtulur. Bu otomatik geçiş, ipotekte borcun nakli için öngörülen bildirim ve onay sürecinden (m.888 vd.) belirgin biçimde ayrılır ve irat senedinin taşınmaza bağlı niteliğinin doğal sonucudur. Üçüncü fıkra ise faiz borçları bakımından bir istisna getirir: faiz borçları, taşınmazla güvenceye bağlı olmaktan çıktığı tarihten başlayarak malikin kişisel borcu hâline gelir ve artık yeni malike intikal etmez; muaccel hâle gelmiş faizden eski malik şahsen sorumlu kalır.

Bu düzenin ihlali ya da yanlış anlaşılması hâlinde başlıca sonuç, sorumluluğun kapsamı ve muhatabı konusundaki belirsizliktir. Anaparadan yalnızca güncel malik taşınmaz değeriyle sınırlı olarak sorumluyken, güvence dışına çıkmış faizlerden borçlu olan kişi taşınmazı devretmiş olsa dahi kişisel sorumluluğunu sürdürür. Yargıtay’ın taşınmaz yükü ve irat senedine ilişkin içtihadında, anapara için taşınmaza bağlı sorumluluk ile faiz için kişisel sorumluluk ayrımı korunur. Somut örnek: irat senediyle yüklü taşınmazını 2026 yılında satan malik, satıştan önce muaccel olup güvence kapsamından çıkan faizlerden kişisel olarak sorumlu kalmaya devam eder; yeni malik ise yalnızca TMK Madde 907 uyarınca anapara borcunun ve devirden sonraki faizlerin borçlusu olur.