TTK 393. Madde
(1) Yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır.
(2) Bu hükümlere aykırı hareket eden yönetim kurulu üyesi ve menfaat çatışması nesnel olarak varken ve biliniyorken ilgili üyenin toplantıya katılmasına itiraz etmeyen üyeler ve söz konusu üyenin toplantıya katılması yönünde karar alan yönetim kurulu üyeleri bu sebeple şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdürler.
(3) Müzakereye, yasak nedeniyle katılmamanın sebebi ve ilgili işlemler yönetim kurulu kararına yazılır.
TTK 393. Madde Gerekçesi
6762 sayılı Kanunun 332 nci maddesi esas itibarıyla korunmuş; sadece, mevcut düzenlemedeki tartışmalara yol açan bazı sözcük ve ibarelerin açıklığa kavuşturulmasına çaba harcanmıştır. Birinci fıkra: Yönetim kurulu üyesi, yönetim kurulu toplantısına kendisi veya yakınları ile şirket arasında menfaat çatışması varsa katılamaz. Çatışma, şirket menfaatleriyle kendisinin şirket dışı ve kişisel menfaatleri veya alt ve üstsoyundan birinin veya eşi veya üçüncü kişiye kadar (bu derece dahil) kan veya kayın hısımlarından birinin kişisel menfaati arasında olmalıdır. “Kişisel” sözcüğü ile bizzat üyeye veya yakınına yönelik, onları konu alan veya onlarla ilgili bulunan bir menfaat kastedilmiştir, yoksa bir topluluğa ait olup da kişinin de yararlanabileceği bir kazanç, bir avantaj, bir zararın önlenmesi vb. haller kişisel sayılmaz. Menfaatin şirket dışı olması gerekir; yoksa, bir üye kendisinin, eşinin alt veya üst soyundan birinin bir şirket görevine seçimi, atanması, görevden alınması, yolluk belirlenmesi vs. gibi şirketi ilgilendiren bir işte müzakerelere katılabilir. Birinci fıkranın birinci cümlesinin kapsamına girmemekle birlikte, üyenin toplantıya katılmamasının dürüstlük gereği olduğu durumlarda da yasak geçerlidir. Meselâ, müzakerenin konusunun bir üyenin ortağını; ortağı olduğu bir şahıs şirketini, eski eşini vs. ilgilendirmesi gibi. Tereddüt halinde kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya ilgili üye katılamaz. Yönetim kurulunun kararı niteliği dolayısıyla kesindir. Çünkü, organlar arasında alt üst sıralaması bulunmadığı için ihtilâf genel kurula götürülemez. Mahkeme yolunun açık olup olmadığı, içtihat yolu ile ve doktrinin yardımı ile çözülebilir. Yönetim kurulu bir üye ile ilgili yasak sebebini bilmiyor olsa bile üye müzakereye katılmamak zorundadır. Menfaat ihtilâfı daha sonra ortaya çıksa bile, üye sorumlu tutulur. İkinci fıkra: İkinci fıkra özel bir sorumluluk hali öngörmüştür. Sorumluluk kusur esasına dayanır ve müteselsil değildir. Çünkü, bir kurul karar veya eylemi yoktur. Üçüncü fıkra: Hüküm bir taraftan kamuyu aydınlatma, diğer taraftan da kamusal yönetim ilkesinin gereğidir. İlgili karara, üyenin müzakereye katılmamasının sebebi ve yapılacak işlemler açıkça yazılmalıdır. Karar bir yetkilendirmeyi içeriyorsa yetkilendirilen kişi ve önemli olan noktalar da belirtilmelidir.
Açıklama
TTK Madde 393, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yönetim kuruluna ilişkin hükümleri kapsamında müzakereye katılma yasağı meselesini düzenlemektedir. Yönetim kurulunun karar alma süreçlerinde şeffaflık, iç denetim ve bireysel üyelerin hukuki konumu bu madde aracılığıyla belirlenmektedir. Söz konusu düzenleme, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekillik hükümlerini tamamlayıcı nitelikte olup anonim şirketin kendine özgü yönetim yapısına özgülenmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin iç karar süreçlerinde sahip oldukları biçimsel hakların ve bu haklardan doğan oy hesabındaki etkilerin doğru yönetilmesi, şirketin yönetim bütünlüğünü doğrudan pekiştirmektedir.
Uygulamada TTK Madde 393, yönetim kurulu üyelerinin karar alma, bilgi edinme ve toplantılara katılım süreçlerini doğrudan biçimlendirmektedir. Yönetim kurulunun karar nisabına ilişkin esas sözleşme hükümleri ile genel tescil şartları, bu madde esas alınarak değerlendirilmektedir. Özellikle yönetim kurulu kararlarına itiraz, üyenin muhalefet şerhini tutanağa geçirmesi ve bilgi alma hakkının kullanımı gibi konular, hem iç hukuki sorunlar hem de dava süreçleri bakımından pratik önem taşımaktadır. Toplantı yapılmaksızın sirküler karar alma yöntemi de bu madde çerçevesinde değerlendirilmektedir. Kararların iptali için açılacak davalarda mahkemeler öncelikle bu maddenin gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini araştırmaktadır. Yönetim kurulunun iç organizasyonunu düzenleyen çalışma düzeni ve yönetim kurulu iç yönergesi hazırlanırken bu hükmün öngördüğü çerçeveye uyulması zorunludur; ihlaller hem kararın geçerliliğini hem de üyelerin bireysel sorumluluğunu etkileyebilir.
TTK Madde 393’ye aykırı alınan yönetim kurulu kararları butlan yaptırımıyla karşılaşabileceği gibi, kusurlu üyeler şirkete karşı tazminat sorumluluğu da üstlenmektedir. Yargıtay, toplantı ve karar nisabına uyulmadan alınan kararların hukuki sonuç doğurmayacağını yerleşik içtihadıyla teyit etmiştir. Üyelerin bilgi alma hakkını kullananmaları ya da müzakereye katılma yasağını ihlal etmeleri, hem kararın geçerliliğini hem de bireysel sorumluluğu doğrudan etkileyen unsurlar arasındadır. Bu nedenle yönetim kurulu sekreterliğinin tutulması ve toplantı tutanaklarının titizlikle hazırlanması, uzun vadeli hukuki güvenlik açısından zorunludur. Yönetim kurulu kararlarının imzalanmadan önce hukuki uygunluk denetiminden geçirilmesi, özellikle üçüncü kişilerle yapılacak önemli sözleşmeler ve varlık devirleri söz konusu olduğunda riski en aza indirmektedir.
