TTK 904. Madde
(1) Zararın bildirimine ilişkin olarak, zarar yerinin bilinip bilinmemesi veya sonradan belli olmasına bakılmaksızın, 889 uncu madde hükmü uygulanır. Taşımanın son kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmeye uygulanacak hükümlere uygun bir bildirimde bulunulması hâlinde de, zararın bildirimi için öngörülmüş olan şekil ve süreye uyulduğu kabul edilir.
(2) Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye dayanan istemin bağlı olduğu zamanaşımının başlangıcı için teslim tarihinin esas alındığı durumlarda, bu tarih eşyanın gönderilene teslimi tarihidir. İstem hakkı, zarar yerinin belli olması hâlinde de en erken 855 inci madde uyarınca zamanaşımına uğrar.
TTK 904. Madde Gerekçesi
25/06/1998 tarihli Alman Taşıma Hukuku Reform Kanunu uyarınca değiştirilen Alm. TK.’nın 452b paragrafından alınmıştır. Maddenin birinci fıkrası, eşyadaki zararın ihbarını, kural olarak, 889 uncu maddenin genel hükmüne tâbi tutmuştur. Ancak nihai teslim yerinde eşyayı tesellüm eden kişi, son taşıma kısmına ilişkin kuralları dikkate alarak ihbarda bulunmuşsa, değişik tür araçlar ile taşıma sözleşmesi bakımından 889 uncu maddenin aradığı şekil ve süre şartlarına uymuş olduğu kabul edilecektir. Buna göre, taşımanın son kısmı denizyoluyla cereyan etmişse ilgili milletlerarası sözleşmeye veya Tasarının 1185 inci maddesine uygun olarak yapılmış bir ihbar, 889 uncu maddenin şartlarını karşılamasa bile, 904 üncü madde bakımından yeterlidir.
Açıklama
Değişik tür araçlarla taşımada zararın bildirimi ve istem haklarının zamanaşımı, ardışık taşıma ayaklarının farklı hukuki rejimlere tabi olması nedeniyle özel bir düzenleme gerektirir. TTK Madde 904, kaynağını Alman Ticaret Kanunu’nun 452b paragrafından alarak bu meseleyi açıklığa kavuşturur. Birinci fıkra, zararın bildirimini kural olarak TTK Madde 889’un genel hükmüne bağlar; ancak nihai teslim yerinde eşyayı teslim alan kişi, taşımanın son kısmına uygulanacak kuralları dikkate alarak bildirimde bulunmuşsa, bu bildirimin de geçerli sayılacağını öngörür. Böylece bildirim için aranan şekil ve süre şartlarına iki ayrı yoldan uyulması mümkün kılınır.
Uygulama bakımından bu esneklik önemli bir kolaylık sağlar. Taşımanın son ayağı denizyoluyla gerçekleşmişse, gönderilenin ilgili milletlerarası sözleşmeye ya da TTK Madde 1185’e uygun yaptığı bir bildirim, TTK Madde 889’un aradığı koşulları birebir karşılamasa bile değişik tür araçlarla taşıma sözleşmesi bakımından yeterli kabul edilir. İkinci fıkra ise zamanaşımının başlangıcı için teslim tarihinin esas alındığı hâllerde, bu tarihin eşyanın gönderilene fiilen teslim edildiği an olduğunu netleştirir. Aynı fıkra, zarar yerinin belli olması durumunda dahi istem hakkının en erken TTK Madde 855’teki süreye göre zamanaşımına uğrayacağını belirterek alacaklı lehine asgari bir koruma getirir.
Bu düzenlemenin pratik sonucu, gönderilenin teknik bir bildirim hatası yüzünden tazminat hakkını yitirmesinin önüne geçilmesidir. Örneğin denizyolu ayağının ardından eşyayı teslim alan gönderilen, deniz taşımasına özgü ihbar kurallarına uygun davranmışsa, kara taşımasına ilişkin TTK Madde 889 şartlarını ayrıca yerine getirmemiş olsa bile bildirimini geçerli kılabilir. Aynı şekilde, zarar yeri sonradan belirlense dahi zamanaşımı süresi TTK Madde 904’ün öngördüğü asgari korumanın altına inemez; teslim tarihinin de eşyanın gönderilene fiilen verildiği an olarak sabitlenmesi, ayaklar arasındaki farklı başlangıç anları yüzünden alacaklının süreyi şaşırmasını önler. Hüküm bu yönüyle, birleşik taşımanın doğasından kaynaklanan belirsizliğin alacaklıyı usuli tuzaklara düşürmesini engelleyerek hak arama özgürlüğünü güvence altına alır ve bildirim ile zamanaşımı kurallarını tek ve tutarlı bir çerçevede toplar.
