TBK 511. Madde
I. Bir kişiye birlikte vekâlet verenler, vekile karşı müteselsil olarak sorumludurlar.
II. Vekâleti birlikte üstlenenler, vekâletin ifasından müteselsil olarak sorumludurlar ve yetkilerini başkalarına devir hakları olmadıkça, vekâlet vereni, ancak birlikte yaptıkları fiil ve işlemleriyle borç altına sokabilirler.
TBK 511. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 511 nci maddesinde, birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 395 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “IV. Birden ziyade müvekkillerin mes’uliyetleri” şeklindeki ibare, Tasarıda “IV. Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 395 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “kendi sıfatlarını” şeklindeki ibare, Tasarıda “yetkilerini”; “yaptıkları tasarrufla” şeklindeki ibare ise, “birlikte yaptıkları fiil ve işlemleriyle” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 511. maddesi, vekâlet sözleşmesinde tarafların birden fazla olması durumunda sorumluluk rejimini iki ayrı fıkrada düzenleyerek hem vekile hem de vekâlet verene güvence sağlamaktadır. Düzenleme, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 395. maddesinin karşılığı olup kenar başlık modernleştirilmiş, içerik itibarıyla esaslı bir değişiklik yapılmamıştır; bu nedenle mülga kanun dönemindeki Yargıtay içtihatları güncel uygulamada da büyük ölçüde geçerliliğini korumakta, doktrinde 395. madde etrafında şekillenen tartışmalar güncel yorum açısından hâlâ önemli bir referans kaynağı oluşturmaktadır.
Maddenin birinci fıkrası, bir kişiye birlikte vekâlet veren müvekkillerin vekile karşı müteselsil sorumlu olacağını hükme bağlamaktadır. Bu kural uyarınca vekil, ücret alacağı, yaptığı masraflar, verdiği avanslar veya vekâletin ifası sırasında uğradığı zararlar bakımından birlikte vekâlet verenlerin her birinden borcun tamamını talep edebilir. Müvekkiller arasında iç ilişkide farklı bir paylaşım kararlaştırılmış olsa bile bu anlaşma vekile karşı ileri sürülemez; vekil dış ilişkide tam teselsülden yararlanır ve müvekkiller arasındaki pay dağılımı, yalnızca ödemeyi yapan müvekkilin diğerlerine rücu edebileceği iç ilişkinin konusunu oluşturur. Uygulamada ortak hukuki danışmanlık alan birden fazla şirketin, müşterek mirasçıların veya bir projede birlikte hareket eden tarafların avukatlık ücret sözleşmelerinde bu hüküm sıklıkla işletilmekte, Yargıtay da avukatın azledilmesi hâlinde dahi ücretin tahsilinde birlikte vekâlet verenlerin müteselsil sorumluluğunu kabul etmektedir. Dikkat edilmesi gereken nokta, müteselsil sorumluluğun ancak aynı vekâlet ilişkisi çerçevesinde doğmasıdır; ayrı ayrı verilmiş vekâletlerde bu sonuç kendiliğinden doğmaz.
Maddenin ikinci fıkrası ise bu kez vekil tarafını birden fazla kılan senaryoyu düzenlemektedir. Vekâleti birlikte üstlenen vekiller hem vekâletin ifası bakımından müvekkile karşı müteselsilen sorumlu tutulmuş hem de ortak iradeyle hareket zorunluluğu getirilerek müvekkilin iradesinin korunması amaçlanmıştır. Buna göre birlikte vekillerden biri tek başına hareket ederek müvekkili borç altına sokamaz; vekâlet verenin ancak birlikte yapılan fiil ve işlemlerle bağlı tutulabilmesi, birden fazla avukatın birlikte takip ettiği dava veya birden çok yöneticinin temsil yetkisine sahip olduğu ticari yapılar bakımından önem arz etmektedir. Hüküm, yetki devri hakkının açıkça tanınması hâlinde ise tek başına hareket imkânı verildiğini kabul etmektedir. Tek başına yapılan işlemin hukuki sonucu doktrinde tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay bu tür işlemleri kural olarak yetkisiz temsil olarak değerlendirmekte ve müvekkilin icazeti aranmaktadır.
Uygulamada bu madde özellikle ortak vekâlet ilişkilerinde ücret tahsili davalarında, birlikte avukatlık üstlenilen dosyalarda iç hesaplaşmalarda ve şirket hukukunda müşterek temsil kayıtlarında başvurulan temel norm niteliğindedir. Avukat, müvekkilleri birden fazla olan dosyalarda ücret alacağını tümünden tahsil edebileceğinden vekâletnamede ayrı bir muacceliyet kaydına ihtiyaç duymaz; buna karşın birlikte vekil olarak hareket eden meslektaşlar arasında duruşma takibinden imza yetkisine, dava dilekçesi hazırlamadan icra takibine kadar her adımın ortak iradeyle şekillenmesi, aksi hâlde işlemin müvekkili bağlamayacağı riskine karşı sözleşmede yetki devri kaydının açıkça yer alması gerekir. Özellikle büyük kurumsal dosyalarda birden fazla büronun birlikte çalıştığı senaryolarda, vekâletnamede münferiden temsil yetkisinin verilmiş olması pratik olarak zorunlu hâle gelmekte; aksi takdirde her işlem için birlikte imza şartı dosya yönetimini fiilen imkânsız kılmaktadır.
