TBK ▸ Madde 526

TBK 526. Madde

Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür.

TBK 526. Madde Gerekçesi

Tasarının tek fıkradan oluşan 526 ncı maddesinde, vekâletsiz işgörenin işi yapma biçimi düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 410 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “A. İş yapan kimsenin hakları ve borçları / I. İşin icrası” şeklindeki ibareler, Tasarıda “A. İşgörenin hak ve borçları / I. İşin görülmesi” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 410 uncu maddesinde kullanılan “tasarrufta bulunan kimse” şeklindeki ibare, Tasarıda “işgören” şekline; “tahmin olunan maksadına göre” şeklindeki ibare ise “varsayılan iradesine uygun olarak” şekline dönüştürülmüştür.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 526. maddesi, vekâletsiz işgörme kurumunun temel yükümlülük çerçevesini belirlemekte olup 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 410. maddesinin sadeleştirilmiş karşılığıdır. Onuncu Bölümün ilk hükmü olarak kaleme alınan madde, vekâleti olmaksızın başkasının hesabına iş gören kişinin, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak yürütmekle yükümlü olduğunu belirtmektedir.

Vekâletsiz işgörme, kişi arasında önceden bir sözleşmesel ilişki bulunmamasına rağmen bir kimsenin başka bir kimsenin işine müdahale etmesi sonucunda doğan, kanundan doğan borç ilişkisidir. Bu kurum, sosyal dayanışma ve fedakârlığın hukuken teşvik edilmesi ile haksız müdahalenin önlenmesi arasında hassas bir denge kurmaktadır. Bir komşunun tatilde bulunan ev sahibinin su basması tehlikesiyle karşı karşıya kalan dairesinde müdahale etmesi, yolda bulunan yaralı bir hayvanı veterinere götüren bir vatandaşın davranışı bu kurumun klasik örneklerindendir.

Hükümde iki temel ölçüt belirlenmiştir: menfaat ölçütü ve varsayılan irade ölçütü. Menfaat ölçütü objektif bir değerlendirmeyi gerektirir; işgörenin, somut durumda makul bir kişinin işsahibinin yararına yapacağı işi yapması aranır. Varsayılan irade ölçütü ise daha sübjektif bir değerlendirmeye yönelmekte, işsahibinin somut kişiliği, bilinen tercihleri, alışkanlıkları göz önünde bulundurularak aynı durumda ne isteyeceğinin tahmin edilmesini gerektirmektedir. Bu iki ölçütün kümülatif biçimde uygulanması, hem işsahibinin kişilik haklarına saygıyı hem de keyfi müdahalenin önlenmesini sağlar.

Varsayılan iradenin tespiti uygulamada önemli güçlükler doğurmaktadır. İşgören, işsahibini tanımıyor ve onun tercihlerini bilmiyorsa, makul ortalama bir kişinin iradesi esas alınır. Ancak yangın söndüren itfaiyeci, kazada yardım eden doktor gibi acil müdahale gerektiren hâllerde varsayılan iradenin müdahale lehine olduğu karine olarak kabul edilmektedir. Tersine, tanınmış dinî veya ahlaki hassasiyetleri olan bir kişinin işine müdahale, bu hassasiyetler gözetilerek yapılmalıdır; aksi takdirde 527. madde uyarınca ağırlaştırılmış sorumluluk devreye girebilir.

Vekâletsiz işgörme ile yakın kurumlar arasındaki sınır çizgisi de uygulamada önemlidir. Sözleşmesel bir ilişki varsa, örneğin vekâlet ya da eser sözleşmesi bulunuyorsa vekâletsiz işgörme hükümleri uygulanmaz. Aynı şekilde bir kimse kendi işini gördüğünü zannederek başkasının işini görmüşse (yanlış işgörme), TBK 530 devreye girer. Kendi menfaatine bildiği hâlde başkasının işini görmek ise farklı bir tazmin rejimine tabidir.

Yargıtay içtihatlarında vekâletsiz işgörme; özellikle miras paylaşımı bekleyen gayrimenkullerde diğer mirasçıların yararına yapılan onarımlar, ortak gider niteliğindeki kat mülkiyeti giderlerinin bir maliki tarafından karşılanması, müflisin mallarının korunması gibi durumlarda sıkça gündeme gelmektedir. Avukat olarak bu davalarda dikkat edilmesi gereken noktalar; müdahalenin zorunlu ya da yararlı olup olmadığı, işsahibinin açık ya da örtülü yasaklamasının bulunup bulunmadığı ve işgörenin davranışının menfaat-irade ölçütlerine uygunluğudur. Özellikle ecrimisil davalarıyla vekâletsiz işgörme talepleri birbiriyle karıştırılabilmektedir; talep sonucunun doğru belirlenmesi, zamanaşımı sürelerinin farklı olması nedeniyle kritik önemdedir. Vekâletsiz işgörmeden doğan alacaklar genel zamanaşımı süresi olan on yıla tabidir.