TMK ▸ Madde 116

TMK 116. Madde

(1) Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.

(2) Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.

TMK 116. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 81/A maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte, birinci fıkraya, “amacın gerçekleşmesi olanaksız hâ le geldiği” deyiminden sonra “ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı” deyimi eklenmiştir. Bu fıkranın sonuna, yürürlükteki maddenin ikinci fıkrası, “ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.” şeklinde değiştirilerek eklenmiştir. Böylece sicilden silinmenin yargısal denetim altında gerçekleştirilmesi amacıgüdülmüştür. Maddenin son fıkrasında “Yasak amaçgüttüğüve ya yasak faaliyette bulunduğu sonradan anlaşılan ve ya amacısonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa” vakfın denetim makamının ve ya Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılacağıöngörülmüştür.

Açıklama

TMK Madde 116, vakfın sona ermesini iki ayrı sebebe bağlayarak düzenler. Birinci fıkraya göre, vakfın amacının gerçekleşmesi olanaksız hâle gelmiş ve bu amacın değiştirilmesine de imkân bulunmuyorsa, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir. İkinci fıkra ise, yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan ya da amacı sonradan yasaklanan vakfın, amacının değiştirilmesi de mümkün değilse, denetim makamının veya Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılacağını öngörür. Madde, amacın ve malların değiştirilmesini düzenleyen TMK m.113 ile yakından bağlantılıdır; çünkü sona erme, ancak amacın değiştirilmesi yolunun tükenmiş olması hâlinde gündeme gelir. Böylece kanun koyucu, vakfı yaşatma ilkesini benimseyerek sona ermeyi son çare olarak konumlandırır.

Uygulamada birinci fıkra kapsamındaki kendiliğinden sona erme, vakfın özgülendiği amacın artık nesnel olarak gerçekleştirilemez hâle gelmesini gerektirir; örneğin belirli bir hastalığın tedavisi için kurulmuş bir vakfın amacı, o hastalık tamamen ortadan kalktığında konusuz kalabilir. Ancak gerekçede vurgulandığı üzere, sicilden silme yargısal denetime tabi tutulmuştur; yani vakıf fiilen amaçsız kalsa bile, hukuken son bulması için mahkeme kararı şarttır. İkinci fıkradaki dağıtma ise, hukuka aykırılık taşıyan vakıflara yöneliktir ve mutlaka duruşma yapılmasını, böylece vakfın savunma hakkının korunmasını gerektirir. Başvuru yetkisi denetim makamı olan Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Cumhuriyet savcısına tanınmıştır. Her iki hâlde de sona eren vakfın malvarlığının tasfiyesi ve özgülendiği amaca en yakın biçimde değerlendirilmesi, vakıf hukukunun temel ilkeleri çerçevesinde yürütülür.

Vakfın sona ermesinin pratik sonucu, tüzel kişiliğin tasfiye süreci sonunda ortadan kalkması ve sicil kaydının silinmesidir. Yargıtay içtihadında, amacın gerçekleşmesinin olanaksızlığına dayalı sona erme kararı verilebilmesi için, öncelikle amacın değiştirilmesi imkânının (TMK m.113) bulunmadığının araştırılması gerektiği vurgulanır. Somut bir örnek: belli bir köyde ilkokul yaptırmak ve yaşatmak amacıyla kurulan bir vakıf, köyün tamamen boşalması ve okula ihtiyaç kalmaması üzerine amacını gerçekleştiremez hâle gelirse, amaç değiştirilemiyorsa mahkeme kararıyla sicilden silinir. İkinci fıkraya ilişkin örnek ise, kuruluşta meşru görünen ancak sonradan yasa dışı faaliyetlere yöneldiği tespit edilen bir vakfın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılmasıdır. Her iki örnekte de mahkeme kararı ve usuli güvenceler, sona erme sürecinin keyfîlikten uzak yürütülmesini sağlar.