TMK 636. Madde
(1) Mevcudu borçlarını ödemeye yetmeyen terekenin tasfiyesi, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre yapılır.
TMK 636. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 576 ncı maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur. Sadece maddede tasfiyeyi yapmakla görevli mahkemenin “sulh hukuk” mahkemesi olduğu açıklanmıştır. 123
Açıklama
Türk Medeni Kanunu’nun 636. maddesi, mirasçıların mirasın reddi ve resmî defter tutulması bakımından iflâs usulü ile tasfiye başlığı altında terekenin borca batık olup olmadığı, sulh hâkimliğine başvuru, üç ay süre, defter tutma çerçevesinde ayrıntılı bir düzen kurmaktadır. Maddenin açılış cümlesi — “Mevcudu borçlarını ödemeye yetmeyen terekenin tasfiyesi, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre yapılır.” — düzenlemenin esas iskeletini ortaya koymakta; hükmün tek fıkrası içinde kuralın tüm unsurları toplanmıştır. Hüküm, 743 sayılı önceki Medenî Kanun’un 576. maddesinden alınarak günümüz diline uyarlanmış; böylece mirasçıya, tereke üzerinde sorumluluk üstlenip üstlenmeyeceği konusunda bilinçli seçim imkânı sağlayan koruma bakımından Türk hukukunda yerleşik bir çerçeve sunulmuştur.
Maddenin tek fıkrası “Mevcudu borçlarını ödemeye yetmeyen terekenin tasfiyesi, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre yapılır.” ifadesiyle hükmün esasını kurmaktadır. Bu düzenlemenin unsurları tek tek ele alındığında, terekenin borca batık olup olmadığı, sulh hâkimliğine başvuru, üç ay süre, defter tutma kavramlarının somut olayda nasıl karşılanacağı ortaya çıkar. Özellikle kuralın uygulanabilmesi için öngörülen koşulların her birinin ispatı ayrı ayrı yapılmalı; aksi takdirde hak talebinin dayanaktan yoksun kalma riski doğar.
Madde, TMK 605-639, İcra ve İflas Kanunu m.178-179, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Noterlik Kanunu ile bir bütün halinde uygulanır. iflâs usulü ile tasfiyena ilişkin bir uyuşmazlıkta hâkim yalnız 636. maddeyi değil, TMK 605 (reddin süresi), 606 (usul), 612 (borca batık tereke), 616 (red beyanı), 619 (resmî tasfiye) gibi komşu hükümleri de dikkate almak zorundadır. Bu bütünsel yorum, TMK m.1’deki kanunun sözü ve özüyle uygulanma ilkesinin 636. madde bakımından somutlaşmış halidir ve sistematik tutarlılığı güvenceye alır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararları, iflâs usulü ile tasfiye konusundaki uyuşmazlıkları maddenin lafzı ile koruduğu menfaat arasındaki dengeyi gözeterek çözmüştür. Yerleşik içtihatta ispat yükü açıkça davacıya yüklenmiş; iddianın somut belgelerle veya tanıkla desteklenmesi aranmıştır. Hâkimin re’sen dikkate alacağı hususlar ile tarafların ileri sürmesi gereken hususlar net biçimde ayrılmakta; usul ekonomisi ilkesi (HMK m.30) de bu ayrımda rol oynamaktadır.
Uygulama açısından 636. madde, mirasçıların mirasın reddi ve resmî defter tutulması alanındaki uyuşmazlıklarda sıkça dayanılan temel hükümlerdendir. Avukat, iflâs usulü ile tasfiye kapsamındaki bir talebi ileri sürerken maddenin unsurlarının her birini somut olayda ayrı ayrı ispatlamalı; ilgili yardımcı mevzuat (TMK 605-639, İcra ve İflas Kanunu m.178-179) referanslarıyla iddiayı güçlendirmeli; varsa hak düşürücü süreleri ve zamanaşımını dikkatle izlemelidir. Dava dilekçesinde unsurların tek tek karşılanması, savunmada ise karşı delillerin zamanında sunulması, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının sınırları içinde değerlendirilmelidir.
Son olarak belirtmek gerekir ki 636. madde, mirasçıların mirasın reddi ve resmî defter tutulması içinde mirasçıya, tereke üzerinde sorumluluk üstlenip üstlenmeyeceği konusunda bilinçli seçim imkânı sağlayan koruma amacına hizmet eden bir koruma hükmüdür. Maddenin koruduğu menfaat; kanunun bütünü içinde benzer amaçla konulmuş diğer hükümlerle (TMK m.2 dürüstlük, TMK m.4 hakkaniyet, TBK m.49 haksız fiil) birlikte değerlendirilmelidir. Uyuşmazlıkta tarafların karşılıklı iddialarını dayandırdıkları olguların ispat yükü, TMK m.6 uyarınca iddia eden tarafa düşer; ancak kanunun aksine bir karine getirdiği durumlarda bu yük tersine döner. Hak arayan tarafın, delilleri dava açılırken eksiksiz sunması; karşı tarafın ise süresi içinde savunmasını somutlaştırması, davanın sağlıklı sonuçlanmasının olmazsa olmaz koşuludur.
