TMK 927. Madde
(1) Borçlu yalnız tescilden veya senetten doğan def’ileri ve istemde bulunan alacaklıya karşı sahip olduğu kişisel def’ileri ileri sürebilir.
TMK 927. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 841 inci maddesini karşılamaktadır. Maddede borçlu ya tanınan def’iler, tescilden ve ya senetten doğan def’iler ile istemde bulunan alacaklı ya karşısahip olunan kişisel def’iler olarak belirtilmektedir.
Açıklama
TMK Madde 927, ipotekli borç senedi ve irat senedinden doğan alacağı talep eden alacaklıya karşı borçlunun hangi def’ileri ileri sürebileceğini sınırlı biçimde belirler. Hüküm, 743 sayılı eski Medenî Kanun’un 841. maddesini karşılar ve kıymetli evrakta geçerli olan def’ilerin sınırlandırılması ilkesinin taşınmaz rehnine yansımasıdır. Maddeye göre borçlu yalnızca iki tür def’i ileri sürebilir: birincisi tescilden veya senetten doğan, yani tapu kütüğünün içeriğine ya da senet metnine dayanan def’iler; ikincisi ise istemde bulunan alacaklının şahsına karşı sahip olunan kişisel def’ilerdir. Bu sınırlama, TMK m.920 ve m.921’deki tapu siciline ve senet içeriğine güven ilkeleriyle bütünlük içindedir; çünkü senedi iyiniyetle devralan kişinin, önceki hukukî ilişkilerden doğan def’ilerle karşılaşmaması, kıymetli evrakın güvenli dolaşımı için zorunludur.
Maddenin işleyişinde def’iler iki temel kategoriye ayrılır ve borçlunun savunma alanı bu kategorilerle çevrilidir. Tescilden veya senetten doğan def’iler, herkese karşı, yani senedi devralan her alacaklıya karşı ileri sürülebilir; çünkü bu def’iler bizzat sicilde veya senet metninde görünür durumdadır ve iyiniyetli devralan bunları bilebilecek durumdadır. Buna karşılık kişisel def’iler yalnızca talepte bulunan o alacaklının şahsına özgüdür; örneğin borçlunun o alacaklıyla yaptığı ayrı bir anlaşmadan veya o alacaklıya karşı sahip olduğu bir takastan doğan savunmalar bu gruba girer. Bu kişisel def’iler, alacağı sonradan devralan üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez. Böylece borçlu, devralan değiştiğinde yalnızca objektif nitelikteki, senede ve sicile bağlı def’ileri korur.
Bu sınırlamanın sonucu, borçlunun temel ilişkiden doğan birçok savunmasını iyiniyetli devralana karşı kaybetmesi ve senedin tedavül kabiliyetinin güçlenmesidir. Yargıtay’ın kıymetli evrak hukukuna ilişkin içtihadında, def’i sınırlamasının iyiniyetli hamili koruma amacı taşıdığı ve borçlunun temel ilişki itirazlarını devralana yöneltemeyeceği istikrarla benimsenir. Somut örnek olarak: borçlu, ilk alacaklıyla aralarındaki bir başka sözleşmeden doğan alacağını takas etmek istediğinde, senet bu ilk alacaklının elindeyken bu kişisel def’iyi ileri sürebilir; ancak senet iyiniyetle bir üçüncü kişiye devredilmişse, borçlu artık bu takas def’ini yeni hamile karşı kullanamaz, yalnızca senet metninden veya tapu kaydından açıkça anlaşılan def’ilere dayanabilir. Bu yapı, senedin ekonomik dolaşımını korurken borçlunun objektif savunmalarını saklı tutarak iki menfaat arasında denge kurar.
