TMK 1007. Madde
(1) Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.
(2) Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.
(3) Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
TMK 1007. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 917 nci maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur. Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasındaki “aledderecat” sözcüğü, özel bir anlamıolmadığından metinden çıkarılmıştır. Ayrıca maddeye bir üçüncüfıkra eklenerek Devletin sorumluluğuna ilişkin davaların, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceği belirtilmiştir. Burada asliye hukuk mahkemesinin görevli mahkeme olması amaçlanmaktadır. Yürürlükteki Kanunda böyle bir hükmün bulunmaması, uyuşmazlık mahkemesinin zaman zaman farklıkararlar vererek bu konuda bazen adlîmahkemeleri bazen idare mahkemeleri görevli saymasına yol açmıştır. Maddeye konulan bu hükümle konu açıklığa kavuşturulmuştur.
Açıklama
TMK Madde 1007, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlar bakımından Devletin objektif (kusursuz) sorumluluğunu düzenler. Hükmün birinci fıkrası, sicilin hatalı, eksik veya hukuka aykırı tutulması nedeniyle ortaya çıkan tüm zararların doğrudan Devlet tarafından karşılanacağını öngörür; bu sorumluluk kişinin kusuruna bağlı olmadığından, klasik haksız fiil sorumluluğundan ayrılır ve güven ilkesini koruyan bir teminat işlevi görür. Düzenleme, tapu kütüğünün aleniyetini ve doğruluğunu güvence altına alan TMK m.1023 (iyiniyetli üçüncü kişinin korunması) ve sicilin tutulma usulünü gösteren TMK m.1002 ile sıkı bağ içindedir. Devletin Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve 4721 sayılı Kanun çerçevesindeki bu sorumluluğu, tapu memurunun işlemlerinden bağımsız biçimde devlete yönelir.
Uygulamada zarar gören kişi, tazminat talebini doğrudan Hazineye yöneltir; Devletin sorumluluğu için zararın tapu sicilinin tutulmasıyla illiyet bağı içinde doğmuş olması yeterlidir. İkinci fıkra uyarınca Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevliye, ödediği tazminat oranında rücu eder; böylece nihai mali yük, kusurlu memura aktarılabilir. Üçüncü fıkra ise görev ve yetki yönünden açıklık getirir: TMK Madde 1007 kapsamındaki davalar, taşınmazın bağlı olduğu tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde, asliye hukuk mahkemesinde görülür. Gerekçede de vurgulandığı üzere bu fıkra, önceki dönemde adli ve idari yargı arasında yaşanan görev uyuşmazlıklarını gidermek amacıyla eklenmiştir; tahsis hatası, sahte vekâletname veya yolsuz tescil gibi durumlar tipik uygulama alanlarıdır.
Hükmün sonucu, zarar görenin malvarlığındaki eksilmenin tam olarak giderilmesidir; tazminat, gerçek zarar ölçüsünde belirlenir ve gerekirse mahrum kalınan kazancı da kapsar. Yargıtay’ın yerleşik içtihadında, sahte belgeyle yapılan yolsuz tescil sonucu taşınmazını yitiren kişinin Devletten tazminat isteyebileceği, sicilin doğru tutulmasındaki kamusal güvenin korunması gerektiği kabul edilmektedir. Örneğin, tapu memurunun kontrol yükümlülüğünü ihmal etmesi nedeniyle sahte kimlikle gerçekleştirilen satışta gerçek malik, mülkiyetini geri alamıyorsa Hazineden zararının karşılanmasını talep edebilir; ardından Devlet, ihmali bulunan memura rücu davası açar. Bu mekanizma hem bireysel mülkiyeti korur hem de tapu görevlilerini özenli davranmaya yönlendirerek sicilin güvenilirliğini pekiştirir.
