TTK 426. Madde
(1) Senede bağlanmamış paylardan, nama yazılı pay senetlerinden ve ilmühaberlerden doğan pay sahipliği hakları, pay defterinde kayıtlı bulunan pay sahibi veya pay sahibince, yazılı olarak yetkilendirilmiş kişi tarafından kullanılır.
(2) Hamiline yazılı pay senedinin zilyedi bulunduğunu ispat eden ve Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirilen kimse, şirkete karşı pay sahipliğinden doğan hakları kullanmaya yetkilidir.
TTK 426. Madde Gerekçesi
Hüküm, 6762 sayılı Kanunun 360 ıncı maddesini –kural olarak – devam ettirmektedir. Hakların kullanılabilmesi için paysahibi bu sıfatını şirkete ispatlamalıdır. Birinci fıkrada, pay defterine yazılabilen paysahiplerinin bunu pay defteri aracılığı ile, ikinci fıkrada da hamiline yazılı hisse senetlerinde zilyetlikle ispat edebilecekleri hükme bağlanmıştır. Nama yazılı paylar yönünden 496 ncı maddenin de gözönüne alınacağı şüphesizdir. Tasarının 426 ncı maddesi paysahipliğinin ispatında pay defterinin sadece bir karine oluşturduğu şeklindeki görüşlerin ve kararların değişmesini gerektirecek bir yeniliği içermemektedir. “Paysahipliği” sözcüğü teknik bir deyim olup, bir kişinin bu sıfatının şirketçe tanınmış olmasını ifade eder. Bu sıfat tanınınca da paysahipliği haklarının kullanılması mümkün olur ve katılma, dolayısıyla oy haklarında temsilci tayini için gerekli maddî şart gerçekleşir (bakınız: nama yazılı paylara ilişkin özel düzenlemeler (Tasarı 492 nci ve devamı. maddeler) ). Pay defteri yoksa, paysahibinin sıfatı diğer delillerle kanıtlanır. Merkezi Kayıt Kuruluşunun kayıtlarının niteliği ve bu yönden değerlendirilmesi öğreti ile yargıya ait bir temel sorundur. Birinci fıkra ayrıca, pay defterinde kayıtlı paysahiplerinin temsil yetkisini yazılı olarak verebileceklerini de vurgulamaktadır. Kanunî temsilci için temsil yetkisine gerek bulunmadığı şüphesizdir. Basit yazılı şeklin ağırlaştırılıp ağırlaştırılamayacağı 425 inci madde ile birlikte değerlendirilerek mahkemeler hukuku ile öğreti tarafında cevaplandırılacaktır.
Açıklama
TTK Madde 426, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun anonim şirket genel kuruluna ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde şirkete karşı yetkili olma hususunu hükme bağlamaktadır. Pay sahipliğinin en temel haklarından biri olan genel kurula katılma ve oy kullanma hakkının düzenlenmesi, şirket yönetiminin meşruiyetini doğrudan belirlemektedir. Genel kurulda temsil yetkisine sahip kişilerin belirlenmesi, vekâletname usulünün ve bildirim yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, hem pay sahipliği hukukunun hem de prosedür hukukunun ortak ilgi alanına girmektedir. Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili tebliğler, halka açık şirketler açısından bu hükmü tamamlayan özel düzenlemeler içermekte; elektronik genel kurul sistemine ilişkin Ticaret Bakanlığı tebliğleri de kapsam dahilindedir.
Uygulamada TTK Madde 426, anonim şirkette pay sahiplerinin genel kurula katılma ve oy haklarının kullanılma biçimini doğrudan belirlemektedir. Pay sahibinin bizzat veya temsilci aracılığıyla oy kullanması, yetkili temsilcinin belirlenmesi ve vekâletname formu şartları bu madde kapsamında değerlendirilmektedir. Oy hakkının kısıtlandığı durumlar (oydan yoksunluk, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu) ile kurumsal temsilcilerin yükümlülükleri uygulamada önemli tartışmalara konu olmaktadır. Halka açık şirketlerde MKK nezdinde kayıtlı pay sahiplerinin tespiti de bu hükmün pratik uygulamasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Tevdi eden temsilcisinin faaliyetlerine ilişkin sınırlar, organ temsilcisinin yetkilerini aşan davranışlarının hukuki sonuçları ve bağımsız temsilci atanmasının usulü, şirketlerin genel kurul hazırlık süreçlerinde titizlikle gözden geçirilmesi gereken hususlardır. Birden fazla hak sahibinin bulunduğu durumlarda şirketle tek bir muhatap belirlenmesine ilişkin düzenleme de uygulamada bilhassa miras durumlarında belirleyici olmaktadır.
TTK Madde 426’ye aykırı biçimde gerçekleşen genel kurul oylama süreçleri, hem alınan kararların iptali hem de oy hakkından yoksun bırakılan pay sahiplerinin tazminat talepleri açısından yargısal denetime açıktır. Yargıtay, yetkisiz temsilci aracılığıyla kullanılan oyların kural olarak geçersiz sayılması gerektiğini kabul etmekle birlikte iyiniyet korumasına ilişkin istisnalara da yer vermektedir. Vekâletname formundaki eksiklikler, temsilci bildirimlerinin gecikmesi ve oyda imtiyaz hakkının kullanım sınırları, içtihat açısından önem taşıyan başlıca meselelerdir. Elektronik genel kurul sisteminde oy kullanımına ilişkin teknik sorunlar ile güvenli elektronik imza zorunluluğuna yönelik istisnalar da giderek artan bir güncellik kazanmaktadır. Hukuka aykırı oy kullanımını tespit etmek için gerçek zamanlı hukuki denetim mekanizmalarının oluşturulması, şirket uyum süreçlerinde önem kazanan bir eğilimi yansıtmaktadır.
