Modern hukuk sistemlerinde birey, sağlık hizmeti alırken sadece tıbbi bir müdahalenin öznesi değil, kendi vücut bütünlüğü ve geleceği üzerinde mutlak söz sahibi olan bir hak süjesidir. Hasta hakları, anayasal bir güvence olan yaşama ve maddi-manevi varlığını geliştirme hakkının sağlık alanındaki somut tezahürüdür. Türkiye’de 1998 yılından bu yana yürürlükte olan ve güncel tıp etiği kuralları ile uluslararası sözleşmeler ışığında şekillenen Hasta Hakları Yönetmeliği, hekim ile hasta arasındaki ilişkiyi sadece tıbbi bir süreç olmaktan çıkarıp karşılıklı hak ve ödevlerin bulunduğu hukuki bir statüye kavuşturmuştur. Bu rehberde inceleyeceğimiz her bir madde, bir yandan hastanın insan onuruna yaraşır bir hizmet almasını garanti altına alırken; diğer yandan sağlık çalışanları ve hastane işletmeleri için hukuki risklerin sınırlarını çizen birer pusula niteliğindedir. Tıp hukukunun bu dinamik yapısını anlamak, hem yaşanabilecek bir mağduriyetin önüne geçmek hem de adaletin tecellisi için vazgeçilmez bir adımdır.
Sağlık Hizmetlerinden Adalet ve Hakkaniyete Uygun Faydalanma Hakkı
Hasta hakları dendiğinde akla gelen ilk ve en temel prensip, sağlık hizmetine erişimde adaletin sağlanmasıdır. Bu hak, sağlık kuruluşlarının kapasitesi, personelin uzmanlığı ve mevcut teknolojik imkanlar dahilinde, her hastanın ihtiyaç duyduğu tıbbi bakıma herhangi bir ayrımcılığa uğramadan ulaşabilmesini teminat altına alır. Hukuki açıdan bakıldığında; bir hastanın ekonomik durumu, sosyal statüsü, dili veya inancı, alacağı tedavinin niteliğini veya doktorun göstermesi gereken özen borcunu asla değiştiremez. Özellikle acil servis başvurularında veya kısıtlı yoğun bakım imkanlarında, tıbbi öncelik sıralaması (triyaj) yapılırken “hakkaniyet” ilkesi rehber alınmalıdır. Eğer bir sağlık kuruluşu, tıbbi zorunluluk dışında bir sebeple hastayı geri çevirir veya hizmet kalitesinde ayrımcılık yaparsa, bu durum doğrudan hasta hakları ihlali teşkil eder ve maddi-manevi tazminat davalarına konu olabilir. Özellikle özel tıp merkezleri ve hastane yöneticileri için bu madde, hizmet standartlarının hukuki zeminini oluşturur.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 6
Adalet ve Hakkaniyete Uygun Olarak Faydalanma
Hasta, adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde sağlıklı yaşamanın teşvik edilmesine yönelik faaliyetler ve koruyucu sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere, sağlık hizmetlerinden ihtiyaçlarına uygun olarak faydalanma hakkına sahiptir. Bu hak, sağlık hizmeti veren bütün kurum ve kuruluşlar ile sağlık hizmetinde görev alan personelin adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun hizmet verme yükümlülüklerini de içerir.
Bilgi İsteme Hakkı
Hasta hakları hiyerarşisinde “bilgi isteme hakkı”, hastanın kendi vücudu üzerinde söz sahibi olabilmesi için gereken ilk adımdır. Bir hastanın, kendisine konulan teşhisin ne olduğunu, uygulanacak tedavinin neden gerekli olduğunu ve bu sürecin maliyetleri ile risklerini bilme hakkı sarsılamaz. Sağlık hukuku perspektifinden bu hak, sadece pasif bir dinleme süreci değil; hastanın soru sorması, belgelerini talep etmesi ve hatta tedavinin alternatiflerini sorgulamasını kapsayan aktif bir süreçtir. Eğer bir hekim veya sağlık kuruluşu, hastanın anlayabileceği bir dilde gerekli açıklamaları yapmaktan kaçınırsa, bu durum hasta hakları yönetmeliğinin doğrudan ihlali anlamına gelir. Özellikle karmaşık cerrahi müdahalelerde, hastanın bu hakkını tam olarak kullanamaması, ileride açılacak bir tazminat davasında sağlık kuruluşunun “bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediği” gerekçesiyle kusurlu bulunmasına yol açar. Unutulmamalıdır ki; bilgiye erişimi engellenen bir hastanın rızası, hukuken “sakat” kabul edilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 7
Bilgi İsteme
Hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl faydalanabileceği konusunda bilgi isteyebilir. Bu hak, hangi sağlık kuruluşundan hangi şartlara göre faydalanılabileceğini, sağlık kurum ve kuruluşları tarafından verilen her türlü hizmet ve imkanın neler olduğunu ve müracaat edilen kuruluşta verilen sağlık hizmetlerinden faydalanma usulüne öğrenme haklarını da kapsar.
Bütün sağlık kurum ve kuruluşları, hastayı birinci fıkra uyarınca bilgilendirmek için yeterli teknik donanımı haiz birimi oluşturmak; bu birimde, hastaya kesin ve yeterli bilgi verebilecek nitelik ve ehliyete sahip personeli daimi olarak istihdam etmek ve hastanın ihtiyacı olan birimlere kolayca ulaşabilmesini temin etmek üzere, kuruluşun uygun yerlerinde bilgilendirici tabela, broşür ve işaretler bulundurmak gibi tedbirleri almak zorundadırlar.
Sağlık Kuruluşunu Seçme ve Değiştirme Hakkı
Hasta hakları kapsamında bireyin en temel özgürlüklerinden biri, tedavisinin nerede ve hangi koşullarda sürdürüleceğine bizzat karar vermesidir. Sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme hakkı, hastanın sadece bir kuruma mahkûm olmadığını, aksine tıbbi gereklilikler ve kendi tercihleri doğrultusunda en uygun hizmeti arama yetkisini ifade eder. Hukuki düzlemde bu hak, rekabetçi bir sağlık piyasasında hizmet kalitesinin artmasını sağladığı gibi, hasta-hekim arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği durumlarda hastaya bir çıkış yolu sunar. Eğer bir hasta, mevcut kuruluşun imkanlarından memnun değilse veya başka bir uzman görüşüne ihtiyaç duyuyorsa, yasal prosedürlere uyarak kurum değişikliği talep edebilir. Bu durum, özellikle özel hastaneler ve tıp merkezleri için “hizmet kusuru” iddialarının önüne geçmek adına büyük önem taşır; zira hastanın seçim hakkına saygı duymak ve sevk sürecini usulüne uygun yönetmek, hasta hakları yönetmeliğine tam uyumun bir göstergesidir. Kurumlar arası geçişlerde tıbbi kayıtların eksiksiz devri ise bu hakkın ayrılmaz bir parçasıdır.
Hasta Hakları Yönetmeliği – Madde 8
Sağlık Kuruluşunu Seçme ve Değiştirme
Hasta; tabi olduğu mevzuatın öngördüğü usül ve şartlara uyulmak kaydı ile, sağlık kurum ve kuruluşunu seçme ve seçtiği sağlık kuruluşunda verilen sağlık hizmetinden faydalanma hakkına sahiptir.
Mevzuat ile belirlenmiş sevk sistemine uygun olmak şartı ile hasta sağlık kuruluşunu değiştirebilir. Ancak, kuruluşu değiştirmenin hayati tehlikeye yol açıp açmayacağı ve hastalığının daha da ağırlaşıp ağırlaşmayacağı hususlarında hastanın tabip tarafından aydınlatılması ve hayati tehlike bakımından sağlık kuruluşunun değiştirilmesinde tıbben sakınca görülmemesi esastır.
Acil vak’alar dışında, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olup da mevzuatın öngördüğü sevk zincirine uymayanlar aradaki ücret farkını kendileri karşılar.
Hastanın sağlık kuruluşunda kalmasında tıbben fayda bulunmayan veya bir başka sağlık kuruluşuna nakli gerekli olan hallerde, durum hastaya veya 15 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kişilere açıklanır. Nakilden önce, gereken bilgiler nakil talebinde bulunulan veya tıbben uygun görülen sağlık kuruluşuna, sevkeden kuruluş veya mevzuatla belirlenen yetkililerce verilir. Her iki durumda da hizmetin aksamadan ve kesintisiz olarak verilmesi esastır.
Personeli Tanıma, Seçme ve Değiştirme Hakkı
Tıbbi müdahale, doğası gereği yüksek düzeyde güven gerektiren bir süreçtir. Hasta hakları kapsamında düzenlenen personeli tanıma, seçme ve değiştirme hakkı, hastanın kendisine dokunacak, tedavisini yönetecek olan kişilerin liyakatini bilmesini ve bu kişilerle çalışıp çalışmama özgürlüğünü korur. Hukuki açıdan bakıldığında, bir hastanın kendisini tedavi eden doktorun uzmanlık alanını, unvanını ve kimliğini bilmesi, şeffaf yönetim anlayışının bir gereğidir. Özellikle cerrahi operasyonlar gibi riskli süreçlerde hastanın “ben bu doktorun ameliyatıma girmesini istemiyorum” veya “tedavimi şu uzmanın yönetmesini istiyorum” deme hakkı, kişisel özerklik hakkının bir yansımasıdır. Sağlık kuruluşları ve tıp merkezleri, personel planlamasını yaparken bu hakkı gözetmek zorundadır. Eğer bir hastane, hastanın geçerli bir sebeple doktor değiştirme talebini haksız yere reddederse, bu durum hasta hakları ihlali teşkil edebileceği gibi, olası bir uyuşmazlıkta hastanenin “hizmet kusuru” işlemiş sayılmasına neden olabilir. Güvenin sarsıldığı bir ortamda nitelikli bir sağlık hizmetinden söz edilemeyeceği için, bu madde hem hastayı hem de sağlık çalışanını koruyan bir denge unsurudur.
Hasta Hakları Yönetmeliği – Madde 9
Personeli Tanıma, Seçme ve Değiştirme
Hastaya talebi halinde, kendisine sağlık hizmeti verecek veya vermekte olan tabiplerin ve diğer personelin kimlikleri, görev ve unvanları hakkında bilgi verilir.
Mevzuat ile belirlenmiş usüllere uyulmak şartı ile hastanın, kendisine sağlık hizmeti verecek olan personeli serbestçe seçme, tedavisi ile ilgilenen tabibi değiştirme ve başka tabiplerin konsültasyonunu istemek hakkı vardır.
Personeli seçme, tabibi değiştirme ve konsültasyon isteme hakları kullanıldığında, mevzuat ile belirlenen ücret farkı, bu hakları kullanan hasta tarafından karşılanır.
Öncelik Sırasının Belirlenmesini İsteme Hakkı
Hasta hakları çerçevesinde, sağlık hizmetlerine erişimin sadece bir “sıra numarası” meselesi olmadığı, tıbbi gerekliliklerin bu sırayı şekillendirdiği unutulmamalıdır. Öncelik sırasının belirlenmesini isteme hakkı; yaşlılar, engelliler, hamileler ve özellikle acil tıbbi müdahale ihtiyacı olan hastaların, diğer hastalara nazaran hizmete daha çabuk erişmesini yasal bir güvenceye kavuşturur. Hukuki açıdan bu hak, sağlık kuruluşlarına bir “objektiflik” yükümlülüğü getirir. Bir tıp merkezinde veya hastanede kimin önce muayene edileceği; hastanın sosyal nüfuzuna veya ekonomik gücüne göre değil, tamamen klinik durumuna ve mevzuatla belirlenen öncelik gruplarına göre tayin edilmelidir. Eğer bir hasta, kendisinden daha acil bir durumu olmayan birinin öne alındığını fark ederse, bu hakkını kullanarak durumun düzeltilmesini talep edebilir. Hasta hakları ihlali teşkil eden keyfi sıra atlamaları, sağlık kuruluşunun “hizmet kusuru” işlemesine ve yönetimsel sorumluluk doğmasına yol açar. Tıbbi etik ve hukuk, bu noktada “en çok ihtiyacı olana, en önce hizmet” ilkesini esas alır.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 10
Öncelik Sırasının Belirlenmesini İsteme
Sağlık kuruluşunun hizmet verme imkanlarının yetersiz veya sınırlı olması sebebiyle sağlık hizmeti talebi zamanında karşılanamayan hallerde, hastanın, öncelik hakkının tıbbi kriterlere dayalı ve objektif olarak belirlenmesini istemek hakkı vardır.
Acil ve adli vak’alar ile yaşlılar ve engelliler hakkında öncelik sırasının belirlenmesinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
Tıbbi Gereklere Uygun Teşhis, Tedavi ve Bakım Hakkı
Hasta hakları söz konusu olduğunda, her bireyin sadece bir sağlık hizmeti alması değil, aldığı bu hizmetin “bilimin güncel verilerine uygun” olması esastır. Tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakım hakkı, hekimin ve sağlık kuruluşunun hastaya karşı olan “özen borcunun” hukuki çerçevesini çizer. Hukuki açıdan bu hak, hastanın; doktorun kişisel tecrübesine hapsolmadan, tıbbın o gün ulaştığı standartlarda (standart of care) teşhis ve tedavi edilmesini isteme yetkisidir. Bir hastane sahibi veya doktor için bu madde, kullanılan tıbbi cihazların kalitesinden, uygulanan cerrahi tekniklerin güncelliğine kadar her şeyi kapsar. Eğer bir tedavi yöntemi artık “eskimiş” veya “bilimsel olarak terk edilmiş” ise, bu yöntemin uygulanması doğrudan bir hasta hakları ihlali ve tıbbi malpraktis sebebi sayılır. Bu hak aynı zamanda hastanın psikolojik durumuna uygun, insan onuruna yaraşır bir bakım sürecini de kapsar. Teşhiste yapılan bariz hatalar, yanlış tedavi protokolleri veya bakım sürecindeki ihmaller, bu madde uyarınca tazminat sorumluluğunu beraberinde getirir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 11
Tıbbi Gereklere Uygun Teşhis, Tedavi ve Bakım
Hasta, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir.
Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz.
Tıbbi Gereklilikler Dışında Müdahale Yasağı
Hasta hakları temelinde insan vücudu dokunulmazdır ve bu dokunulmazlığın tek istisnası “tıbbi zorunluluktur”. Tıbbi gereklilikler dışında müdahale yasağı; bir hastanın sırf deney amacıyla, hekimin merakı üzerine veya tıbbi bir fayda sağlamayacak keyfi nedenlerle tedaviye tabi tutulmasını engeller. Hukuki açıdan, yapılan her türlü cerrahi veya dahili müdahalenin geçerli bir “endikasyon” yani tıbbi bir gerekçeye dayanması şarttır. Eğer bir sağlık kuruluşu veya doktor, hastanın sağlığına katkı sağlamayacak, gereksiz ve bilimsel temeli olmayan bir işlemi gerçekleştirirse, bu durum doğrudan bir hasta hakları ihlalidir. Özellikle özel tıp merkezlerinde, ticari kaygılarla ihtiyaç duyulmayan tetkiklerin istenmesi veya gereksiz ameliyatların yapılması bu madde kapsamında ağır bir “hizmet kusuru” olarak nitelendirilir. Tıp hukuku uzmanları, bu yasakla hem hastanın fiziksel bütünlüğünü korumayı hem de sağlık sisteminin etik değerler üzerinden yürümesini sağlamayı amaçlar. Bilimsel verilerle desteklenmeyen her müdahale, başarılı sonuçlansa dahi hukuka aykırılık teşkil eder.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 12
Tıbbi Gereklilikler Dışında Müdahale Yasağı
Teşhis, tedavi veya korunma maksadı olmaksızın, ölüme veya hayati tehlikeye yol açabilecek veya vücut bütünlüğünü ihlal edebilecek veya akli veya bedeni mukavemeti azaltabilecek hiçbir şey yapılamaz ve talep de edilemez.
Ötenazi Yasağı
Hasta hakları her ne kadar hastanın kendi kaderini tayin etme ve özerklik hakkı üzerine inşa edilmiş olsa da, bu özerkliğin hukuk sistemimizdeki sınırı “yaşamın sonlandırılması” noktasında çizilmiştir. Türkiye’de ötenazi yasağı, hem tıbbi etik değerlerin hem de Türk Ceza Kanunu ile desteklenen yaşam hakkının bir tezahürüdür. Hukuki açıdan bakıldığında, bir hastanın dayanılmaz acılar çekmesi veya iyileşme umudunun bulunmaması, tıbbi bir müdahale ile hayatına son verilmesini meşru kılmaz. Bu yasak, sadece hekimi değil, hastane sahiplerini ve tüm sağlık çalışanlarını da bağlayan emredici bir hükümdür. Hasta hakları kapsamında, hastanın tedaviyi reddetme hakkı bulunmakla birlikte, bu hak hekimden aktif bir öldürme eylemi talep etme yetkisi vermez. Tıp hukuku perspektifinden bu madde, sağlık çalışanlarını vicdani ve hukuki bir yükten kurtarırken; “yaşatmak” üzerine kurulu hekimlik mesleğinin temel felsefesini koruma altına alır. Yasaklanan bu eylemin gerçekleştirilmesi, sadece bir hak ihlali değil, Türk Ceza Kanunu kapsamında “kasten öldürme” suçuyla eşdeğer hukuki sonuçlar doğurur.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 13
Ötenazi Yasağı
Ötenazi yasaktır.
Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahil, kimsenin hayatına son verilemez.
Tıbbi Özen Gösterilmesi Hakkı
Hasta hakları söz konusu olduğunda, bir hekimden beklenen en temel performans “sonuç garantisi” değil, “tam bir özen” gösterilmesidir. Tıbbi özen gösterilmesi hakkı; hastanın, kendisine uygulanan her türlü teşhis ve tedavi aşamasında, tıp biliminin verilerine, mesleki kurallara ve şartların gerektirdiği dikkate uygun davranılmasını isteme hakkıdır. Hukuki açıdan bakıldığında bu hak, hekimin “en hafif kusurundan” dahi sorumlu tutulabileceği bir zemin hazırlar. Bir doktorun yorgun olması, hastanenin kalabalık olması veya teknik imkanların yetersizliği, bu özen borcunu ortadan kaldırmaz. Hasta hakları yönetmeliği, sağlık çalışanlarına “elinden gelenin en iyisini yapma” yükümlülüğü yükler. Eğer bir müdahale sırasında standart bir uzmanın göstermesi gereken dikkatten ödün verilmişse, burada bir hak ihlali ve tazminat sorumluluğu doğar. Özellikle hastane sahipleri ve tıp merkezi yöneticileri için personelin bu özen yükümlülüğünü yerine getirebileceği uygun çalışma şartlarını sağlamak, yasal bir zorunluluktur.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 14
Tıbbi Özen Gösterilmesi
Personel, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni gösterir. Hastanın hayatını kurtarmak veya sağlığını korumak mümkün olmadığı takdirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmak zorunludur.
Sağlık Durumu İle İlgili Bilgi Alma Hakkı
Hasta hakları söz konusu olduğunda, bilgi alma hakkı sadece bir prosedür değil, tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartıdır. Sağlık durumu ile ilgili bilgi alma hakkı, hastanın vücudunda olup bitenlere dair mutlak bir hakimiyet kurmasını sağlar. Hukuki açıdan bu hak; hastalığın muhtemel sebepleri, teşhisin kesinliği, önerilen tedavinin detayları ve bu tedavinin reddedilmesi durumunda ortaya çıkabilecek risklerin tamamını kapsar. Hasta hakları yönetmeliği, bu bilgilendirmenin hastanın kültürel ve sosyal düzeyine uygun, tıbbi terimlerden arındırılmış, sade bir dille yapılmasını emreder. Eğer bir sağlık kuruluşu veya hekim, “hasta anlamaz” ya da “morali bozulur” gibi subjektif gerekçelerle (yasal istisnalar hariç) bilgi saklarsa, bu durum hastanın “aydınlatılmış onam” hakkını sakatlar. Hastaya karşı bilgi saklamanın uygun olduğu durumlar Hasta Hakları Yönetmeliği madde 19’da düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre hastanın maneviyatını, moralini bozarak hastalığın artma ihtimali doğuran bilgiler hastadan saklanabilir. Tıp hukuku perspektifinden bakıldığında, tam olarak bilgilendirilmeyen bir hastanın verdiği rıza, hukuken geçersizdir ve bu durum yapılan müdahaleyi bir “haksız fiil” haline getirebilir. Özellikle hastane sahipleri için, bu sürecin kayıt altına alınması ve hastanın sorularına cevap verildiğinin belgelenmesi, malpraktis iddialarına karşı en güçlü hukuki kalkandır.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 15
Sağlık Durumu İle İlgili Bilgi Alma Hakkı
Hastaya;
a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
ç) Muhtemel komplikasyonları,
d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği,
hususlarında bilgi verilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 18
Bilgi Vermenin Usulü
Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir.
Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir.
Hastanın kendisinin bilgilendirilmesi esastır. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir.
Hasta, aynı şikayeti ile ilgili olarak bir başka hekimden de sağlık durumu hakkında ikinci bir görüş almayı talep edebilir.
Acil durumlar dışında, bilgilendirme hastaya makul süre tanınarak yapılır.
Bilgilendirme uygun ortamda ve hastanın mahremiyeti korunarak yapılır.
Hastanın talebi halinde yapılacak işlemin bedeline ilişkin bilgiler sağlık hizmet sunucusunun ilgili birimleri tarafından verilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 19
Bilgi Verilmesi Caiz Olmayan ve Tedbir Alınması Gereken haller
Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdir.
Hastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır.
Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.
Kayıtları İnceleme Hakkı
Hasta hakları hiyerarşisinde kayıtları inceleme hakkı, hastanın kendi tedavi süreci üzerindeki denetim yetkisini temsil eder. Sağlık kuruluşlarında tutulan her türlü dosya, tetkik sonucu, röntgen filmi veya epikriz raporu aslında hastanın şahsına ait verilerdir. Hukuki açıdan bakıldığında, hastanın bu kayıtları inceleme hakkı, sadece bilgi sahibi olmasını sağlamaz; aynı zamanda hekimin özen borcuna uygun davranıp davranmadığını kontrol etmesine olanak tanır. Malpraktis iddialarında veya ikinci bir görüş alma sürecinde, tıbbi dosyanın tamamına erişim hayati önem taşır. Hasta hakları yönetmeliği uyarınca, sağlık kuruluşları bu kayıtları eksiksiz tutmak ve hastanın talebi halinde ona sunmakla yükümlüdür. Bir hastane yönetiminin “dosyalar kurumun malıdır, veremeyiz” şeklindeki bir yaklaşımı hukuken geçersizdir ve bu tutum, olası bir yargılamada hastane aleyhine “delil karartma” şüphesi uyandırabilir. Şeffaf bir sağlık hizmetinde, kayıtların doğruluğu ve erişilebilirliği, hem hastanın hak arama özgürlüğünü hem de sağlık çalışanının dürüstlüğünü koruyan bir mekanizmadır.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 16
Kayıtları İnceleme
Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgiler bulunan dosyayı ve kayıtları, doğrudan veya vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Bu kayıtlar, sadece hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olanlar tarafından görülebilir.
Kayıtların Düzeltilmesini İsteme Hakkı
Hasta hakları kapsamında, tıbbi kayıtların sadece tutulması değil, aynı zamanda gerçeği yansıtması da hukuki bir zorunluluktur. Kayıtların düzeltilmesini isteme hakkı, hastanın sağlık dosyasında yer alan hatalı, eksik veya güncelliğini yitirmiş bilgilerin düzeltilmesini talep etme yetkisini ifade eder. Hukuki açıdan bu hak, hem Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) hem de sağlık hukuku prensipleriyle doğrudan ilişkilidir. Yanlış bir kan grubu kaydı, alerji bilgisinin atlanması veya yanlış teşhis verisi, hastanın hayatını riske atabilecek zincirleme tıbbi hatalara (malpraktis) yol açabilir. Hasta hakları yönetmeliği, bu tip hataların tespit edilmesi durumunda hastaya müdahale etme hakkı tanıyarak, verinin “sahibi” olduğunu hatırlatır. Özellikle özel tıp merkezleri ve hastane yönetimleri için, hastadan gelen düzeltme taleplerini ciddiyetle incelemek ve tıbbi gerçeklerle uyuşan güncellemeleri yapmak, hem idari bir sorumluluk hem de ileride doğabilecek tazminat davalarına karşı bir önlemdir. Doğru veri, doğru tedavinin; doğru kayıt ise adil bir yargılamanın temelidir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 17
Kayıtların Düzeltilmesini İsteme
Hasta; sağlık kurum ve kuruluşları nezdinde bulunan kayıtlarında eksik, belirsiz ve hatalı tıbbi ve şahsi bilgilerin tamamlanmasını, açıklanmasını, düzeltilmesini ve nihai sağlık durumu ve şahsi durumuna uygun hale getirilmesini isteyebilir.
Bu hak, hastanın sağlık durumu ile ilgili raporlara itiraz ve aynı veya başka kurum ve kuruluşlarda sağlık durumu hakkında yeni rapor düzenlenmesini isteme haklarını da kapsar.
Bilgi Verilmemesini İsteme Hakkı
Genellikle hasta hakları denildiğinde akla ilk gelen her şeyin şeffafça paylaşılması olsa da, hukuk sistemimiz bireyin psikolojik sağlığını ve kişisel tercihlerini korumak adına “bilgi verilmemesini isteme hakkı”nı da tanımıştır. Bu hak, hastanın kendi durumu, teşhisi veya hastalığının seyri hakkında bilgilendirilmek istemediğini beyan etmesiyle vücut bulur. Hukuki açıdan bakıldığında, bazı bireyler ağır bir teşhisle yüzleşmenin yaratacağı manevi yıkımdan kaçınmak isteyebilirler; bu durumda hekimin zorla bilgi vermeye çalışması, hastanın manevi bütünlüğüne bir saldırı olarak nitelendirilebilir. Ancak bu hakkın kullanımı mutlak değildir. Hasta hakları yönetmeliği, bu talebin yazılı olarak alınmasını ve en önemlisi, başkalarının sağlığını tehdit eden (örneğin bulaşıcı hastalıklar) durumlarda bu hakkın sınırlanabileceğini öngörür. Özel tıp merkezleri ve hekimler için bu madde, hassas bir dengeyi ifade eder: Hastanın iradesine saygı duymak ile tıbbi gereklilikleri yerine getirmek arasındaki o ince çizgi, ancak hukuki prosedürlere (yazılı beyan gibi) titizlikle uyularak korunabilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 20
Bilgi Verilmemesini İsteme Hakkı
İlgili mevzuat hükümleri ve/veya yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; kişi, sağlık durumu hakkında kendisinin, yakınlarının ya da hiç kimsenin bilgilendirilmemesini talep edebilir. Bu durumda kişinin kararı yazılı olarak alınır. Hasta, bilgi verilmemesi talebini istediği zaman değiştirebilir ve bilgi verilmesini talep edebilir.
Mahremiyete Saygı Gösterilmesi Hakkı
Hasta hakları açısından mahremiyet, sadece muayene sırasında perdelerin çekilmesi demek değildir; bu hak, hastanın vücuduna, ruhuna ve verilerine dair her türlü bilginin dış dünyaya karşı korunmasıdır. Mahremiyete saygı gösterilmesi hakkı, tıbbi müdahalelerin hastanın haysiyetine uygun bir ortamda gerçekleştirilmesini, tedavisiyle doğrudan ilgili olmayan kişilerin ortamdan uzak tutulmasını ve sağlık verilerinin gizli kalmasını güvence altına alır. Hukuki açıdan bakıldığında, bir hastanın hastalığına dair bilgilerin (teşhis, prognoz, genetik veriler vb.) izinsiz paylaşılması, ağır bir “hizmet kusuru” olmasının yanı sıra kişisel verilerin korunması hukukuna aykırılık teşkil eder. Hasta hakları yönetmeliği, sağlık çalışanlarına ve hastane yönetimlerine bu gizliliği sağlama konusunda mutlak bir sorumluluk yükler. Özellikle özel tıp merkezlerinde, tahlil sonuçlarının başkaları tarafından görülebileceği şekilde sergilenmesi veya muayene odasına izinsiz girilmesi, hastanın manevi tazminat davası açması için yeterli hukuki zemini oluşturur. Modern sağlık hukukunda mahremiyet, tedavinin başarısından bağımsız, mutlak bir saygı borcudur.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 21
Mahremiyete Saygı Gösterilmesi
Hastanın, mahremiyetine saygı gösterilmesi esastır. Hasta mahremiyetinin korunmasını açıkça talep de edebilir. Her türlü tıbbi müdahale, hastanın mahremiyetine saygı gösterilmek suretiyle icra edilir.
Mahremiyete saygı gösterilmesi ve bunu istemek hakkı;
- a) Hastanın, sağlık durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesini,
- b) Muayenenin, teşhisin, tedavinin ve hasta ile doğrudan teması gerektiren diğer işlemlerin makul bir gizlilik ortamında gerçekleştirilmesini,
- c) Tıbben sakınca olmayan hallerde yanında bir yakınının bulunmasına izin verilmesini,
- d) Tedavisi ile doğrudan ilgili olmayan kimselerin, tıbbi müdahale sırasında bulunmamasını,
- e) Hastalığın mahiyeti gerektirmedikçe hastanın şahsi ve ailevi hayatına müdahale edilmemesini,
- f) Sağlık harcamalarının kaynağının gizli tutulmasını, kapsar.
Ölüm olayı, mahremiyetin bozulması hakkını vermez.
Eğitim verilen sağlık kurum ve kuruluşlarında, hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olmayanların tıbbi müdahale sırasında bulunması gerekli ise; önceden veya tedavi sırasında bunun için hastanın ayrıca rızası alınır.
Rıza Olmaksızın Tıbbi Ameliyeye Tabi Tutulmama
Hasta hakları temelinde insan vücudu, üzerinde mutlak tasarruf hakkı sadece bireyin kendisine ait olan bir alandır. Rıza olmaksızın tıbbi ameliyeye tabi tutulmama hakkı, bir kimsenin isteği dışında fiziksel bir müdahaleye zorlanamayacağını garanti eder. Hukuki açıdan bakıldığında, bir operasyon tıbben ne kadar kusursuz gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, eğer hastanın geçerli bir rızası yoksa o müdahale “hukuka aykırı” kabul edilir. Tıp hukuku uzmanları, rızayı sadece bir imza olarak değil, hastanın özgür iradesiyle verdiği bir “izin” olarak tanımlar. Hasta hakları yönetmeliği, kanuni istisnalar (kamu sağlığını tehdit eden salgın hastalıklar, bilinci kapalı acil vakalar vb.) dışında, hastanın rızası alınmadan yapılacak her türlü girişimi yasaklamıştır. Özellikle hastane sahipleri ve hekimler için bu madde, en büyük yasal risk alanlarından biridir; zira rızasız müdahale, Türk Ceza Kanunu kapsamında “kasten yaralama” suçuna kadar uzanan ağır yaptırımlara yol açabilir. Bu hak, hastaya sadece tedaviyi kabul etme değil, aynı zamanda istediği anda tedaviden vazgeçme yetkisini de tanır.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 22
Rıza Olmaksızın Tıbbi Ameliyeye Tabi Tutulmama
Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.
Bir suç işlediği veya buna iştirak ettiği şüphesi altında bulunan kişinin işlediği suçun muhtemel delillerinin, kendisinin veya mağdurun vücudunda olduğu düşünülen hallerde; bu delillerin ortaya çıkarılması için sanığın veya mağdurun tıbbi ameliyeye tabi tutulması, hakimin kararına bağlıdır.
Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bu ameliye, cumhuriyet savcısının talebi üzerine yapılabilir.
Bilgilerin Gizli Tutulması Hakkı
Hasta hakları söz konusu olduğunda, gizlilik sadece etik bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur. Bilgilerin gizli tutulması hakkı, hastanın sağlık hizmeti alırken paylaştığı tüm bilgilerin, konulan teşhislerin, yapılan testlerin ve hatta hastaneye giriş yaptığı bilgisinin dahi üçüncü şahıslardan saklanmasını ifade eder. Hukuki açıdan bu hak, hasta ile hekim arasındaki güven ilişkisinin temelidir; hasta, sırlarının korunacağından emin olmadığı bir ortamda tam bir dürüstlükle bilgi veremez, bu da tedavi sürecini tehlikeye atar. Hasta hakları yönetmeliği ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) uyarınca, bu bilgilerin ifşası sadece bir disiplin suçu değil, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında “Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Yayılması” suçunu oluşturur. Özellikle özel tıp merkezleri ve hastane yönetimleri, dijital veri güvenliğini sağlamak ve personeline bu gizlilik eğitimlerini vermekle yükümlüdür. Unutulmamalıdır ki, bir hastanın verisi üzerindeki tasarruf yetkisi sadece kendisine aittir ve hukuk bu yetkiyi “tıbbi sır” kavramıyla koruma altına alır.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 23
Bilgilerin Gizli Tutulması
Sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanun ile müsaade edilen haller dışında, hiçbir şekilde açıklanamaz.
Kişinin rızasına dayansa bile, kişilik haklarından bütünüyle vazgeçilmesi, bu hakların başkalarına devri veya aşırı şekilde sınırlanması neticesini doğuran hallerde bilginin açıklanması, bunları açıklayanın hukuki sorumluluğunu kaldırmaz.
Hukuki ve ahlaki yönden geçerli ve haklı bir sebebe dayanmaksızın hastaya zarar verme ihtimali bulunan bilginin ifşa edilmesi, personelin ve diğer kimselerin hukuki ve cezai sorumluluğunu da gerektirir.
Araştırma ve eğitim amacı ile yapılan faaliyetlerde de hastanın kimlik bilgileri, rızası olmaksızın açıklanamaz.
Tıbbi Müdahalelerde Hastanın Rızası Hakkı
Tıbbi bir müdahaleyi “şifa” ile “saldırı” arasındaki ince çizgide tutan şey hastanın rızasıdır. Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası hakkı, bireyin kendi vücudu üzerinde alınacak her türlü kararda son söz sahibi olmasını sağlar. Hukuki açıdan bakıldığında rıza, sadece bir belgenin altına atılan imza değildir; bu rıza, “aydınlatılmış” olmalı ve hastanın özgür iradesini yansıtmalıdır. Hasta hakları yönetmeliği, rızanın alınma şeklini ve kimler tarafından verilebileceğini (vasi, veli vb.) net bir şekilde belirlemiştir. Bir sağlık kuruluşu veya hekim, rızası olmayan bir hastaya müdahale ettiğinde, müdahale tıbben başarılı olsa dahi “haksız fiil” işlemiş sayılır. Özellikle tıp merkezi yöneticileri için bu madde, kurumsal sorumluluk ve sigorta süreçleri açısından en kritik basamaktır. Rıza alınırken yapılan usul hataları, olası bir malpraktis davasında hekimin tüm savunmasını boşa çıkarabilir. Unutulmamalıdır ki rıza, hastanın en temel anayasal hakkı olan vücut bütünlüğünün korunmasının yasal kalkanıdır.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 24
Tıbbi Müdahalelerde Hastanın Rızası
Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin veya vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde, bu şart aranmaz.
Kanuni temsilcinin rızasının yeterli olduğu hallerde dahi, anlatılanları anlayabilecekleri ölçüde, küçük veya kısıtlı olan hastanın dinlenmesi suretiyle mümkün olduğu kadar bilgilendirme sürecine ve tedavisi ile ilgili alınacak kararlara katılımı sağlanır.
Sağlık kurum ve kuruluşları tarafından engellilerin durumuna uygun bilgilendirme yapılmasına ve rıza alınmasına yönelik gerekli tedbirler alınır.
Kanuni temsilci tarafından rıza verilmeyen hallerde, müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi; Türk Medeni Kanununun 346 ncı ve 487 inci maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.
Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır.
Yeterliğin zaman zaman kaybedildiği tekrarlayıcı hastalıklarda, hastadan yeterliği olduğu dönemde onu kaybettiği dönemlere ilişkin yapılacak tıbbi müdahale için rıza vermesi istenebilir.
Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir. Bu durumda hastaya gerekli tıbbi müdahale yapılarak durum kayıt altına alınır. Ancak bu durumda, mümkünse hastanın orada bulunan yakını veya kanuni temsilcisi; mümkün olmadığı takdirde de tıbbi müdahale sonrasında hastanın yakını veya kanuni temsilcisi bilgilendirilir. Ancak hastanın bilinci açıldıktan sonraki tıbbi müdahaleler için hastanın yeterliği ve ifade edebilme gücüne bağlı olarak rıza işlemlerine başvurulur.
Sağlık kurum ve kuruluşlarında yatarak tedavisi tamamlanan hastaya, genel sağlık durumu, ilaçları, kontrol tarihleri diyet ve sonrasında neler yapması gerektiği gibi bilgileri içeren taburcu sonrası tedavi planı sağlık meslek mensubu tarafından sözel olarak anlatılır. Daha sonra bu tedavi planının yer aldığı epikrizin bir nüshası hastaya verilir.
Tedaviyi Reddetme ve Durdurma Hakkı
Hasta haklarıyla düzenlenen, kişinin yaşamı ve vücudu üzerindeki mutlak hakimiyeti, sadece tedaviyi kabul etmeyi değil, aynı zamanda başlamış bir tedaviyi durdurmayı veya hiç başlamamayı da kapsar. Tedaviyi reddetme ve durdurma hakkı, tıp hukukunda “negatif rıza” olarak adlandırılır ve bireyin zorla iyileştirilemeyeceği ilkesine dayanır. Hukuki açıdan bakıldığında, bir hekimin hastayı yaşatmak veya sağlığına kavuşturmak istemesi meşru bir amaç olsa da, hastanın bu süreci reddetmesi durumunda zor kullanılması (kanuni istisnalar hariç) kişilik haklarına saldırı teşkil eder. Hasta hakları yönetmeliği, bu hakkın kullanımı durumunda hastanın olası sonuçlar hakkında tekrar bilgilendirilmesini ve bu durumun belgelenmesini şart koşar. Özellikle hastane sahipleri ve doktorlar için bu madde, en büyük risk yönetim alanlarından biridir; çünkü tedaviyi reddeden bir hastanın vefatı veya durumunun ağırlaşması halinde, hekimin “aydınlatma ve belgelendirme” görevini tam yapıp yapmadığı malpraktis davalarının ana konusunu oluşturur.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 25
Tedaviyi Reddetme ve Durdurma
Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir.
Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine kullanılamaz.
Organ ve Doku Alınmasında Rıza Hakkı
Hasta hakları söz konusu olduğunda, organ ve doku nakli süreçleri bireyin vücut bütünlüğü üzerindeki tasarruf yetkisinin en uç sınırını oluşturur. Organ ve doku alınmasında rıza hakkı, hem yaşayan bağışçıların hem de kadavra donörlerin haklarını koruyan, “gönüllülük” esasına dayalı bir hukuki güvencedir. Hukuki açıdan bakıldığında, organ bağışı süreci sadece tıbbi bir işlem değil, aynı zamanda sıkı şekil şartlarına bağlanmış bir hukuki işlemdir. Hasta hakları yönetmeliği ve ilgili kanunlar, rızanın hiçbir baskı altında kalmadan, maddi bir karşılık gözetilmeksizin ve tam bir bilgilendirme sonrası verilmesini şart koşar. Özellikle hastane sahipleri ve nakil merkezleri için bu madde, organ ticaretinin önlenmesi ve etik standartların korunması adına hayati bir sorumluluk yükler. Usulüne uygun alınmayan veya yasal mirasçıların itirazına açık bırakılan rıza süreçleri, ağır ceza davalarına ve sağlık kuruluşunun lisans iptaline kadar varan sonuçlar doğurabilir. Hukuk, organ bağışını bir “yaşam hediyesi” olarak görürken, bu hediyenin sadece sahibinin özgür iradesiyle verilebileceğini hüküm altına alır.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 29
Organ ve Doku Alınmasında Rıza
18 yaşından küçük ve mümeyyiz olmayanlardan organ ve doku alınamaz. Bu şartları tamam olanlardan teşhis, tedavi ve bilimsel amaçlar ile organ veya doku alınması, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun’un 6 ncı maddesinde öngörülen yazılı şekil şartına tabidir. Ölüden organ ve doku alınma şartı ve cesetlerin bilimsel araştırma için muhafazası hususunda 2238 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesi hükümleri saklıdır.
Tıbbi Araştırmalarda Rıza Hakkı: Bilimin Sınırı Olarak İnsan Onuru
Tıbbi araştırmalar ve klinik deneyler en sıkı denetime tabi olan alanlardandır. Tıbbi araştırmalarda rıza hakkı, bir bireyin bilimsel bir çalışmada “denek” olarak yer almasının ancak ve ancak kendisinin tam, özgür ve aydınlatılmış onamı ile mümkün olabileceğini ifade eder. Hukuki açıdan bakıldığında, hiçbir bilimsel amaç veya toplumsal fayda, bireyin vücut bütünlüğü ve kişilik haklarından üstün tutulamaz. Hasta hakları yönetmeliği, bu rızanın sadece alınmasını değil, araştırmanın her aşamasında hastanın hiçbir gerekçe göstermeksizin bu rızayı geri çekme hakkını da güvence altına alır. Özellikle ilaç şirketleri, üniversiteler ve tıp merkezi yöneticileri için bu madde, etik kurul onaylarından sigorta poliçelerine kadar uzanan geniş bir yasal sorumluluk yelpazesi oluşturur. Bilimsel merak veya ticari kazanç amacıyla rıza prosedürlerini esnetmek, uluslararası sözleşmelerce (Helsinki Bildirgesi gibi) ve Türk Ceza Kanunu ile yasaklanmış ağır bir suçtur.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 32
Tıbbi Araştırmalarda Rıza
Hiç kimse; Bakanlığın izni ve kendi rızası bulunmaksızın, tecrübe, araştırma veya eğitim amaçlı hiçbir tıbbi müdahale konusu yapılamaz.
Tıbbi araştırmalardan beklenen tıbbi fayda ve toplum menfaati, üzerinde araştırma yapılmasına rıza gösteren gönüllünün hayatından ve vücut bütünlüğünün korunmasından üstün tutulamaz.
Tıbbi araştırmalar, sadece, mevzuata göre araştırmada bulunmayan yetkili ve yeterli tıbbi bilgi ve tecrübeyi haiz olan personel tarafından, mevzuat ile belirlenmiş bulunan yerlerde yürütülür.
Gönüllünün tıbbi araştırmaya rıza göstermiş olması, bu araştırmada görev alan personelin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İlaç ve Terkip Kullanma Yasağı
Hasta hakları söz konusu olduğunda, tıp biliminin deneysel yönü ile tedavi edici yönü arasına kalın bir çizgi çekilmelidir. İlaç ve terkip kullanma yasağı; hastaların üzerinde henüz ruhsatlandırılmamış, bilimsel geçerliliği kanıtlanmamış veya Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmamış maddelerin “tedavi” adı altında uygulanmasını kesin bir dille yasaklar. Hukuki açıdan bu hak, hastanın vücut bütünlüğünü belirsiz risklerden koruma altına alır. Hasta hakları yönetmeliği, bir ilacın veya tıbbi terkibin ancak laboratuvar ve klinik aşamalarını tamamlayıp yetkili mercilerden izin alması durumunda kullanılabilmesine geçit verir. Özellikle özel tıp merkezleri ve hekimler için bu madde, “alternatif tıp” veya “deneme aşamasındaki yöntemler” adı altında yapılabilecek usulsüz uygulamaların hukuki bariyeridir. Bu yasağın ihlali, sadece bir malpraktis davası değil, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında “zehirli madde katma” veya “taksirle yaralama” gibi ağır ceza yargılamalarına yol açabilir. Modern hukuk, hastanın şifa arayışının istismar edilmesini bu madde ile engeller.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 36
İlaç ve Terkip Kullanma Yasağı
Özel mevzuatına göre izin veya ruhsat alınmış olsa dahi, sırf tıbbi araştırma amacı ile hasta üzerinde kendi rızası ve Bakanlığın izni bulunmaksızın hiçbir ilaç ve terkip kullanılamaz.
İlaç ve terkiplerin tıbbi araştırmada kullanımı, 29/11/1993 tarihli ve 21480 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İlaç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik hükümlerine tabidir.
Güvenliğin Sağlanması Hakkı
Hasta hakları çerçevesinde güvenlik, tıbbi müdahalenin başarısı kadar kritik bir unsurdur. Güvenliğin sağlanması hakkı, hastanın sağlık kuruluşuna adım attığı andan itibaren her türlü fiziksel saldırıdan, hırsızlıktan, hastane enfeksiyonlarından ve fiziksel çevreden kaynaklanabilecek (düşme, yanma vb.) kazalardan korunmasını ifade eder. Hukuki açıdan bu hak, sağlık kuruluşunun “organizasyon sorumluluğu” kapsamındadır. Bir hastanenin veya özel tıp merkezinin asansörünün bozuk olması, ıslak zemin tabelasının bulunmaması veya güvenlik personelinin yetersizliği nedeniyle hastanın zarar görmesi, doğrudan bir hasta hakları ihlalidir. Sağlık hukuku perspektifinden bakıldığında, hastane yönetimi hastanın vücut bütünlüğünü korumak için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu sorumluluk sadece gündüz saatlerini değil, gece nöbetlerini ve refakatçilerin güvenliğini de kapsar. Güvenli bir ortam sağlanmadan sunulan sağlık hizmeti, hukuken “ayıplı hizmet” olarak nitelendirilebilir ve ağır tazminat yükümlülükleri doğurabilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 37
Güvenliğin Sağlanması
Herkesin, sağlık kurum ve kuruluşlarında güvenlik içinde olmayı bekleme ve bunu istemek hakları vardır.
Bütün sağlık kurum ve kuruluşları, hastaların ve ziyaretçi ve refakatçi gibi yakınlarının can ve mal güvenliklerinin korunması ve sağlanması için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar.
Tutuklu ve hükümlerin sağlık kurum ve kuruluşlarında muhafazaları ile ilgili özel mevzuat hükümleri saklıdır.
Dini Vecibeleri Yerine Getirebilme ve Dini Hizmetlerden Faydalanma Hakkı
Hasta hakları çerçevesinde sağlık hizmeti, sadece tıbbi müdahale ile sınırlı olmayıp hastanın psikolojik ve manevi huzurunu da kapsayan bütüncül bir süreçtir. Dini vecibeleri yerine getirebilme ve dini hizmetlerden faydalanma hakkı, hastanın tedavi gördüğü süre boyunca inançlarının gerektirdiği ibadetleri yapabilmesini ve ihtiyaç duyduğunda din görevlilerinden destek alabilmesini güvence altına alır. Hukuki açıdan bu hak, Anayasa ile korunan “vicdan ve ibadet özgürlüğü”nün sağlık kuruluşlarındaki yansımasıdır. Sağlık kuruluşları, kurumsal işleyişi ve diğer hastaların huzurunu bozmayacak şekilde, hastaların bu manevi ihtiyaçlarına uygun ortamı sağlamakla yükümlüdür. Hasta hakları yönetmeliği, özellikle terminal dönemdeki (son evre) hastalar için bu hakkın önemini vurgulayarak, personelin bu konuda kolaylaştırıcı bir rol oynamasını bekler. Özel hastane sahipleri ve tıp merkezi yöneticileri için bu madde, hastanın kültürel değerlerine saygı gösteren bir hizmet modelinin yasal temelini oluşturur.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 38
Dini Vecibeleri Yerine Getirebilme ve Dini Hizmetlerden Faydalanma
Sağlık kurum ve kuruluşlarının imkanları ölçüsünde hastalara dini vecibelerini serbestçe yerine getirebilmeleri için gereken tedbirler alınır.
Kurum hizmetlerinde aksamalara sebebiyet verilmemek, başkalarını rahatsız etmemek ve personelce düzenlenip yürütülen tıbbi tedaviye hiç bir şekilde müdahalede bulunulmamak şartı ile hastalara dini telkinde bulunmak ve onları manevi yönden desteklemek üzere talepleri halinde, dini inançlarına uygun olan din görevlisi davet edilir. Bunun için, sağlık kurum ve kuruluşlarında uygun zaman ve mekan belirlenir.
İfadeye muktedir olmayıp da dini inancı bilinen ve kimsesiz olan agoni halindeki hastalar için de, talep şartı aranmaksızın, dini inançlarına uygun olan din görevlisi çağrılır.
Bu hakların nasıl ve ne zaman kullanılacağı ve bu konuda alınacak tedbirler, sağlık kuruluşunun çalışma usul ve esaslarını gösteren mevzuatta ayrıca düzenlenir.
İnsani Değerlere Saygı Gösterilmesi ve Ziyaret Hakkı
Hasta hakları kavramının temelinde, tıbbi başarının ötesinde yatan bir değer vardır: İnsan onuru. İnsani değerlere saygı gösterilmesi ve saygınlık görme hakkı, hastanın sadece biyolojik bir vaka olarak değil; kişiliği, değer yargıları, hassasiyetleri ve onuru olan bir birey olarak muamele görmesini güvence altına alır. Hukuki açıdan bakıldığında bu hak, sağlık personelinin hastaya karşı nazik, ilgili, şefkatli ve güler yüzlü davranma yükümlülüğünü ifade eder. Hasta hakları yönetmeliği, sağlık hizmeti sunanların hastaya “müşteri” veya “nesne” gibi değil, temel hak ve özgürlüklere sahip bir “insan” olarak yaklaşmasını emreder. Özellikle özel tıp merkezleri ve hastane yöneticileri için bu madde, kurumsal kültürün ve hasta memnuniyetinin yasal zeminidir. Personelin hastaya kaba davranması, azarlaması veya haysiyetini kırıcı tutumlarda bulunması, tıbbi bir hata olmasa dahi manevi tazminat davasına konu olabilecek bir hak ihlalidir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 39
İnsani Değerlere Saygı Gösterilmesi ve Saygınlık Görme
Hasta, kişilik değerlerine uygun bir şekilde ve ortamda sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir.
Sağlık hizmetlerinde görev alan bütün personel; hastalara, yakınlarına ve ziyaretçilere güleryüzlü, nazik, şefkatli ve sağlık hizmetleri ile ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde davranmak zorundadır.
Sağlık hizmetlerinin her safhasında, hastalara, onların bedeni ve ruhi durumları dikkate alınarak, hangi işlemin neden ve nasıl yapıldığı, yapılacağı ve bekletilmeleri sözkonusu ise, bekletilmenin sebepleri hususunda gerekli ve yeterli bilgi verilir.
Sağlık kurum ve kuruluşlarında, insan haysiyetine yakışır gereken her türlü hijyenik şartların sağlanması, gürültünün ve rahatsız edici diğer bütün etkenlerin bertaraf edilmesi esastır. Gerektiğinde, bu hususlar hasta tarafından talep konusu yapılabilir.
Hasta ziyaretçilerinin kabul edilmesi, kurum veya kuruluşça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak ve hastaların huzur ve sükunlarını bozacak fiil ve tutumlara sebebiyet vermeyecek şekilde gerçekleştirilir ve bu konuda gereken tedbirler alınır.
Refakatçi Bulundurma Hakkı
Hasta hakları içerisinde refakatçi bulundurma hakkı, hastanın iyileşme sürecinde yalnız kalmama, manevi güç alma ve günlük temel ihtiyaçlarını karşılamada güvendiği birinden yardım alma isteğinin hukuki karşılığıdır. Hukuki açıdan bakıldığında bu hak, sadece bir “refakatçi koltuğu” sağlanması değil; hastanın bakım sürecine sevdiklerinin de dahil edilerek otonomisinin desteklenmesidir. Hasta hakları yönetmeliği, tıbbi bir engel bulunmadığı sürece sağlık kuruluşlarını bu imkanı sağlamakla yükümlü kılar. Özellikle çocuk hastalar, yaşlılar veya ağır cerrahi operasyon geçiren bireyler için refakatçi desteği, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir unsurdur. Hastane yönetimleri ve tıp merkezi sahipleri için bu madde, kurumun fiziksel imkanlarını hastanın bu sosyal ihtiyacına göre organize etme sorumluluğunu getirir. Tıbbi gerekçelerle bu hakkın kısıtlanması durumunda dahi, idarenin hastaya ve yakınına bu durumu makul bir dille açıklaması gerekir; aksi takdirde keyfi kısıtlamalar bir hak ihlali olarak değerlendirilebilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 40
Refakatçi Bulundurma
Muayene ve tedavi sırasında hastaya yardımcı olmak üzere; mevzuatın ve kurum imkanlarının elverdiği ve hastanın sağlık durumunun gerektirdiği ölçüde, tedaviden sorumlu olan tabibin uygun görmesine bağlı olarak, refakatçi bulundurulması istenebilir.
Bu hakkın nasıl ve ne zaman kullanılacağı ve bu konuda alınacak tedbirler, sağlık kurum ve kuruluşunun çalışma usül ve esaslarını gösteren mevzuata ayrıca düzenlenir.
Müracaat, Şikayet ve Dava Hakkı: Hak Arama Özgürlüğünün Sağlık Hukukundaki Karşılığı
Hasta hakları sadece yönetmeliklerde yazılı olan soyut ilkeler değil, ihlali durumunda yaptırımı olan yasal güvencelerdir. Müracaat, şikayet ve dava hakkı; bir hastanın sağlık hizmeti alırken karşılaştığı haksızlıkları, tıbbi hataları veya nezaketsiz tutumları resmi mercilere taşıma yetkisidir. Hukuki açıdan bakıldığında bu hak, anayasal “hak arama hürriyeti”nin sağlık alanındaki doğrudan izdüşümüdür. Bir hasta, haklarının ihlal edildiğini düşündüğünde; öncelikle hastane bünyesindeki Hasta Hakları Birimlerine müracaat edebilir, Sağlık Bakanlığı kanalları (SABİM, CİMER) üzerinden şikayette bulunabilir ve en nihayetinde yargı yoluna başvurarak maddi-manevi tazminat davası açabilir. Hasta hakları yönetmeliği, bu sürecin kullanımının hastanın devam eden tedavisine engel teşkil etmeyeceğini de garanti altına alır. Özellikle hastane sahipleri ve tıp merkezi yöneticileri için şikayet mekanizmalarının etkin çalışması, büyük tazminat davalarına dönüşebilecek krizlerin önceden çözülmesini sağlayan bir emniyet sibobudur.
Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 43
Sağlık Kurum ve Kuruluşlarının Sorumluluğu
Hasta haklarının ihlali halinde, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş aleyhine maddi veya manevi veyahut hem maddi ve hem de manevi tazminat davası açılabilir.
Ancak, aleyhine dava açılacak merciin kamu kurum ve kuruluşu olması halinde;
a) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12 nci maddesine göre; hakkın bir idari işlem dolayısı ile ihlal edilmesi halinde ilgililer, doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açabilirler.
b) Aynı Kanun’un 13 üncü maddesi uyarınca, zarar verici eylemin öğrenildiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat olarak istenilen tazminat miktarı ayrı ayrı gösterilerek idareye müracaat edilmesi ve talebin açıkça veya zımnen reddi halinde kanuni süresi içinde idari yargı mercilerinde dava açılması gerekir.
