Sünnetin Hukuki Niteliği ve Uluslararası Hukuk’ta Kadın Sünneti

Sünnet, semavi dinlerin hepsinde uygulama alanı bulmuş bir işlemdir. İslamiyet’te Peygamber (sav)’in sünneti olarak geçmiş; Yahudilik açısından Tevrat’ta Tekvin 17/9-14 bölümünde Hz. İbrahim üzerinden sünnet emredilmiş, Hıristiyanlık açısından ise Yeni Ahit’in beşinci kitabı olan “Resüllerin İşleri” bölümünde sünnet işlemi kaydedilmiştir. Dünyada erkek ve kız çocuklarına yönelik sünnet uygulaması mevcuttur.

Sünnet Nedir?

Sünnet, erkek cinsel organının ucunda bulunan derinin cerrahi olarak çıkarılması işlemidir. Dünyanın birçok yerinde yaygın olarak uygulanan sünnet, dini, kültürel veya hijyenik gerekçelerle gerçekleştirilebilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün istatistiğine göre dünya üzerinde 15 yaş üstü erkeklerin %33’ü sünnetli olup, bu sünnetli olanların %70’ini ise Müslümanlar oluşturmaktadır.

Sünnet, Türk hukuku kapsamında önemli bir müessese olarak görülmektedir. Koruyu Aile Yönetmeliği’nin 15.maddesinde sünnete yer verilmiştir. Bu maddede koruyucu ailelerin görev ve yükümlülükleri düzenlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasının e bendi “Çocuğun devam edeceği okul, katılacağı kurs, sünnet gibi hayatını etkileyen, değiştiren konularda sorumlu sosyal çalışma görevlisi ile birlikte karar almak.”  şeklindedir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, sünneti yasal olarak kabul etmiş ve çocuğun hayatını etkileyen, değiştiren bir husus olarak zikretmiştir. Asıl düzenlemeler, sünnetin tıbbi yönüyle ilgili olup aşağıdaki başlıklarda açıklanacaktır.

Sünnet Sonrası Oluşabilecek Zararlar

Sünnet operasyonu, genel olarak hata oranı düşük bir tıbbi uygulamadır. Her ne kadar hata oranı az olsa da bazı durumlar gerçekleşebilmektedir. Sünnet sonrası oluşabilecek zararlar şu şekilde örnekler verilebilir:

  • Enfeksiyon: Sünnet işleminin yapıldığı alanın hijyen koşullarının sağlanmaması halinde enfeksiyon oluşabilir. Enfeksiyon belirtileri arasında kızarıklık, şişlik, ağrı ve akıntı yer alır.
  • Kanama: Sünnet işlemi sırasında kanama oluşması normaldir. Ancak, aşırı kanama olması halinde tıbbi müdahale gerekebilir.
  • Cinsel organ yaralanması: Sünnet işleminin yanlış yapılması halinde cinsel organ yaralanması meydana gelebilir. Bu yaralanmalar, penisin ucunda kesik, idrar yolunun yaralanması veya penisin tamamen kesilmesi şeklinde olabilir. Sünnet esnasında penisin tamamen veya kısmen kesilmesi, çok nadir görülen ancak ciddi bir komplikasyondur.
  • Ağrı: Sünnet işlemi sonrası ağrı olması normaldir. Ağrıyı hafifletmek için ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir.
  • Şişlik: Sünnet işlemi sonrası şişlik olması normaldir. Şişlik genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden geçer.
  • Alerjik reaksiyon: Sünnet esnasında kullanılan malzemelere karşı alerjik reaksiyon gelişebilir. Bu reaksiyon, kaşıntı, kızarıklık, şişlik ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösterebilir.

Türk Hukukunda Sünnet

Sünnet, bir tıbbi müdahaledir ve ceza hukuku açısından kasten yaralama suçunun tipik unsurlarına uygun bir işlemdir. Bundan dolayı sünnetin hangi hukuki şartlar altında hukuka uygun olacağı önemli bir sorudur. Türk hukuk ve doktrini açısından sünnetin hukuka uygunluğu genel olarak dini saiklere dayanan, uzun bir uygulama süresi bulunan, rahatsız edici olmayan ve aksi durumun toplum tarafından kınandığı sebepleri gösterilmektedir.

Kişinin vücut dokunulmazlığı, Anayasanın 17.maddesi olan “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” maddesiyle koruma altındadır. İnceleme konusu olan sünnet operasyonu da kişinin vücut bütünlüğünü ihlal eder nitelikte bir işlem olduğundan, kanuni karşılığının incelenmesi gerekmektedir.

Tıbbi Müdahalelerde Endikasyonun Varlığı ve Sünnet İşleminde Endikasyon

Her türlü tıbbi müdahale, endikasyona dayanmalıdır. Endikasyon, müdahalenin zorunlu olduğunu ifade eden bir kavramdır. Sünnet açısından bakıldığında birtakım durumlarda tıbbi endikasyonun varlığı söz konusu olmaktadır. Sünnetin mecburi olduğu ve tıbbi bir endikasyonun var olduğu durumlara şu örnekler verilebilir:

  • Fimozis: Sünnet derisinin idrar deliğini kapatacak düzeyde deliğe yapışık olması
  • Balanapostit: Süreki şekilde penis ucunda ve sünnet derisinde iltihap oluşumu
  • Parafimozis: Sünnet derisinin geriye çekilişinden kaynaklı dolaşım bozukluğu
  • Travma: Fermuara sıkışma gibi sünnet derisinin yaralandığı durumlarda deri alınmalıdır.
  • Ürolojik Anomali Varlığı: Sık idrar kültürü alınması gerkeen hastalara sünnet yapılmasında fayda bulunmaktadır.
  • Üç-dört yaşından sonra sünnet derisinin penis ucundan ayrılmaması

Bu gibi haller dışında, her ne kadar sünnetin birçok faydasının bulunduğu ifade edilmiş ve tespit edilmiş olsa da tıbbi bir endikasyonun varlığından söz edilemeyecektir. Ancak tıbbın geldiği noktada, her tıbbi müdahalenin tıbbi endikasyon şartını aradığı söylenmemektedir. Sosyolojik-Psikolojik etkenler de endikasyon olarak ortaya koyulmaktadır. Estetik ameliyat gibi sünnet de sosyolojik-psikolojik endikasyon olarak değerlendirilmektedir.

Türk Hukukunda Sünnetçilerin Yeri/Kimler Sünnet Gerçekleştirebilir?

Sünnetçilik, günümüz itibariyle Türk hukuk sisteminde tanınmayan bir meslek olmuştur. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’da yapılan değişiklikle eski kanun tarafından tanınan, kanunun dördüncü faslında, madde 58-62 arasında düzenlenen sünnetçilik, 2014’ün başında kanunda yapılan değişiklikle ilga edilmiştir. Geçici Madde 10’a göre eski kanuna göre sünnetçi sayılan kişiler, 31/12/2014 tarihinden itibaren herhangi bir işlem gerçekleştiremeyeceklerdir.

1219 sayılı kanunun 3.maddesi, kimlerin sünnet yapabileceğine dair düzenleme içermektedir. Bu maddeye şu şekildedir: “Cerrahii sağireye ait ameliyat ile sünneti her tabip yapabilir. Ancak, olağanüstü ve istisnai hallerde Sağlık Bakanlığınca düzenlenecek eğitimi alan kimseler tarafından hekim gözetiminde sünnet ameliyesi yapılmasına Bakanlıkça izin verilebilir.”

Madde metninden anlaşılacağı üzere, sünnet operasyonu küçük cerrahi operasyon ile bir tutulmuş ve doktorluk yapmaya ehil olan herkesin yapabileceğini düzenlemiştir. Maddenin devamında olağanüstü ve istisnai hallerde bakanlık onayı olan kimselerin de sünnet operasyonu yapabileceği düzenlenmiştir. Ancak bu operasyonun da hekim kontrolünde olması gerekmektedir. Düzenleme, hekim haricinde bir başka kişinin sünnet operasyonunu gerçekleştirmesi halinde doktorun sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.

Sünnetin hukuki statüsü ile ilgili bazı özet noktalar şunlardır:

  • Sünnet, tıbbi bir müdahale olarak kabul edilmektedir.
  • Sünnetin sadece doktorlar tarafından yapılması gerekmektedir.
  • Sünnet, ebeveynlerin çocuklarının üzerinde tasarruf edebileceği bir hak olarak kabul edilmektedir.
  • Sünnetin, çocuğun yararına olması ve çocuğun rızasının alınması gerekmektedir.

Uluslararası Hukuk Kapsamında Sünnet Uygulamaları

Türkiye açısından bakıldığında sünnet uygulaması açısından pek bir tereddüt bulunmasa da, birtakım ülkelerin sünnete karşı bakış açısı değişebilmektedir. Genel itibariyle uluslararası hukuk ve batı ülke mevzuatları, kadın sünnetini yasaklayıcı tedbirler almaktadırlar.

Avusturya Ceza Kanunu, 90. maddesinde erkek çocuklarının sünnetini kabul etmekle birlikte 2.fıkrada kız çocuklarının sünnetini yasaklamaktadır.

Almanya Köln Eyalet Mahkemesi ise tıbbi endikasyon olmaksızın, ebeveynin verdiği rıza ile çocuğun tıbbi standartlara uygun bir şekilde sünnet oluşunu kasten yaralama suçunu oluşturacağına dair içtihat ortaya koymuştur. 07.05.2012 tarihli bu kararda suçun cezasızlık sebebine dair açıklamalar bulunduğu için kararın bazı noktalarının incelenmesi yerinde olacaktır:

  • Şüpheli doktor, muayenesinde lokal anestezi ile, ebeveynin isteği üzerine sünnet etmiştir. Çocuğa dikiş atılmış ve eve gönderilmiştir.
  • 2 gün sonra çocuğun kanaması başlaması üzerine hastaneye götürülmüş ve kanama durdurulmuştur.
  • Köln savcılığı, doktor hakkında kişiye karşı tehlikeli araçla bedensel kötü muamele yapmak ve sağlığa zarar vermek suçundan iddianame düzenlemiştir. Doktor, davadan beraat etmiş ve savcılık kararı istinaf etmiştir.
  • Ceza dairesi tarafından alınan bilirkişi raporunda doktorun tıbbi bir hasta gerçekleştirmediği, doktorun Müslüman olan ailenin dini istekleri sebebiyle işlemi gerçekleştirdiği belirtilmiştir. Bilirkişilik, sağlığa yönelik tehditleri engellemek için sünnetin mecburi olmadığını ifade etmiştir.
  • Ceza dairesi, suçun tehlikeli bir araçla işlenmediğini ifade etmiştir. Zira neşter, doktor tarafından kullanıldığı müddetçe tehlikeli araç olarak ifade edilemez.
  • Ayrıca daire, ebeveynin rızasının bulunmasının suçu kaldırmadığını, çocuğun sünnet oluşunun kasten yaralama suçunu oluşturduğunu ifade etmiştir. Ne dini çevre açısından, ne de ebeveynin eğitim hakkı bakış açısıyla bakıldığında sünnet, çocuğun yararına olmayıp korunacak bir değer olarak düşünülemez.
  • Her ne kadar doktor, kasten yaralama suçunu işlemiş olsa da kaçınılmaz hata ile hareket etmiştir. Doktor, inançlı Müslüman ailenin çocuğunu sünnet ettirilmesinin hukuki düzlemde korunacağına inanmıştır. Sanık bu konu hakkında araştırma yapmamıştır ancak araştırmamış olması sanığın aleyhine yorumlanamaz. Araştırma yapmış olsaydı da hukuken karışık bir mevzuda sonuç elde edemeyecektir.

Bu karar sonrasında gerek Müslüman gerekse Yahudi toplumu tarafından büyük bir kamuoyu oluşmuştur. Karar açık bir şekilde sünnet uygulamasını kasten yaralama kapsamına sokmaktadır. Bu fiilin cezai yaptırımı olmaması adına, Alman Medeni Kanununa 1631 d maddesi eklenerek sünnet uygulaması hukuki sayılmıştır. Madde;

  • Sünnet uygulamasını velayet hakkı çerçevesinde almış ve tıbbi kurallara uygun sünnetin ebeveyn tarafından talep edilebileceğini
  • Çocuk ilk altı aylıkken dini cemaatler tarafından yetkilendirilmiş bir sünnetçinin de sünnet işlemini gerçekleştirebileceğini düzenlemiştir. Dini cemaatler tarafından yetkilendirilmiş bir sünnetçinin sünneti gerçekleştirmesi, Türk hukuku açısından farklı bir düzenleme olmaktadır. Zira Türk hukukunda sünnetçi, ancak mecburi şartlarda ve hekim kontrolünde sünnet gerçekleştirebilir ki, sünnet uygulaması açısından bu koşulların gündelik hayatta pek bir karşılığı yoktur.

Kadın Sünneti Nedir?

Kadın sünneti, tıbbi olmayan nedenlerle kadın dış üreme organlarının kısmen veya tamamen çıkarılması veya bu organlara başka biçimde verilen zararlar olarak tanımlanan bir uygulamadır. Bu uygulama, kadının cinsel isteğinin ve cinsel ilişki esnasında alacağı hazzın azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması, kadının iffetinin korunması, hijyen konusunda sahip olunan yanlış bilgiler, bakireliğin korunması, erkeğin cinsel haz hissini arttırma, toplum tarafından kabul görme isteği ve kadını “evlenilebilir” kılma amaçlarıyla gerçekleştirilebilmektedir.

WHO’ya göre dünyada 200 milyondan kadın, kadın sünneti uygulamalarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Tıbbi olarak bir faydası saptanmamış olup aksine birçok zararı bulunmakla birlikte genel olarak toplum baskısından kaynaklı yapılan işlemlerdir.

Kadın sünnetinin dört ana türü vardır:

  • Klitoridektomi: Klitorisin tamamen veya kısmen çıkarılması.
  • Eksizyon: Klitorisin ve iç dudakların (labya minora) tamamen veya kısmen çıkarılması.
  • İnfibulatio: Klitorisin ve iç dudakların (labya minora) tamamen veya kısmen çıkarılması ve dış dudakların (labya majora) dikilmesi.
  • Pleksiglas: Klitorisin ve iç dudakların (labya minora) tamamen veya kısmen çıkarılması ve dış dudakların (labya majora) dikilmesi ve bir deliğe (pleksiglas) bir çubuk yerleştirilmesi.

Firavun Sünneti Nedir?

Firavun sünnetinin tıbbi karşılığı, infibulasyondur. Bu tür kadın sünnetinde klitoris ve iç dudaklar tamamen ya da kısmen çıkartılarak dış dudakların dikilmesi şeklindedir. Firavun sünnetinin kökenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Afrika’nın Sahra altı bölgesinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Bu uygulamanın, dini, kültürel ve sosyal nedenleri olduğu düşünülmektedir. Bazı toplumlarda, firavun sünnetinin, kadınların cinsel arzularını azaltarak onları daha “evlenilebilir” kıldığına inanılmaktadır. Diğer toplumlarda ise bu uygulamanın, kadınların saflığını ve iffetini koruduğuna inanılmaktadır.

Kadın Sünnetinin Hukuktaki Yeri

Her ne kadar Türkiye’de yaygın bir uygulama olmasa da kadın sünneti, özellikle gelişmemiş olarak tabir edilen ülkelerde yaygın bir uygulamadır. Bundan dolayı “kadın sünneti” kavramı uluslararası düzenlemelere konu olmuştur.

İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” madde 38’de kadının genital bölgesinde herhangi bir müdahale gerçekleşmemesi için taraf devletleri tedbir almaya davet etmektedir. Bu kapsamda kadının cinsel organına, kadın sünneti adı altında müdahale edilmemesi telkininde bulunulmaktadır.

İstanbul Sözleşmesi Madde 38 – Kadın Sünneti

Taraflar aşağıda belirtilen kasten gerçekleştirilen eylemlerin cezalandırılmasını temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır:

a-) kadının labia majora, labia minora veya klitorisinin tümünün kesilip çıkartılması, labia majoranın kenarlarının birleştirilmesi veya başka türlü bir kesmeye tabi tutulması;

b-) bir kadını a fıkrasına belirtilen eylemlerden birine maruz kalmaya zorlama veya bu eylemleri bir kadına yaptırmak;

c-) bir genç kızı a bendinde belirtilen eylemlerden herhangi birine teşvik etmek, zorla maruz bırakmak veya bunları bizzat kendisine uygulatmak

Türk hukuku açısından kadın sünnetini yasaklayıcı direkt bir düzenleme bulunmamaktadır. Yaygın bir uygulama olmadığından böyle bir düzenlemenin gerekliliği de bulunmamaktadır. Ancak kadın sünnetinin gerçekleştirilmesi halinde kasten yaralama suçu oluşacak ve  Türk Ceza Kanunu hükümlerince neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan yargılanması söz konusu olacaktır.

Kadın Sünnetiyle İlgili Bir AİHM Kararı İncelemesi

R.B.A.B ve Diğerleri/Hollanda Kararı/ AİHM B.N: 7211/6 Karar Tarihi: 07.06.2016

Taraflar, AİHM’ye Sözleşmenin 3.maddesi uyarınca, başvuranların sınır dışı edilmeleri halinde aşiret ve toplumsal baskı nedeniyle kadın sünnetine (FGM)’ye maruz kalmaları yönünde gerçek bir risk bulunduğundan şikayetçi olmuşlardır.

Hollanda Dışişleri Bakanı’nın Nisan 2010’da yayınladığı Sudan hakkındaki resmi raporda (ambtsbericht) Sudan’daki kadınların durumuna ilişkin olarak aşağıdaki ifadeler yer almaktadır: Pratikte kadın sünneti failleri yargılanmıyor. 2008’de Sudan, kadın sünnetini 10 yıl içinde ortadan kaldırma sözü verdi. Ancak Sudanlı yetkililer bu politikanın uygulanmasında tutarlı davranmadılar. Kadın sünneti Sudan’da yaygın. Kuzey Sudan’da kadın sünneti geçiren kadınların yüzdesinin yaklaşık %90 olduğu tahmin ediliyor.

Hollanda Dışişleri Bakanı’nın Temmuz 2015’te hazırladığı Sudan’a ilişkin ülke değerlendirme raporunun ilgili kısmı şöyle: “Kadınların sünnetini (FGM) cezai bir suç haline getiren özel bir yasal hüküm yoktur. Ceza Kanunu’nda başka bir tanımlama yapılmaksızın sadece genel hatlarıyla ‘kadın sünneti’ yasağından bahsedilmektedir. Bu yasa hükmünün yorumu hakime bırakılmıştır. Uygulamada kadın sünneti yapanlar hakkında dava açılmamaktadır. Sudan’da kadın sünneti hâlâ büyük çapta yapılıyor. Kız çocukları geleneksel olarak evliliğe hazırlanmak amacıyla, dini nedenlerle ve batıl inançlara dayalı olarak ‘sağlık nedenleriyle’ sünnet ediliyor. Sudan’da 15-49 yaş arası sünnetli kadınların yüzdesine ilişkin en son tahmin %89’dur. … UNICEF ve UNFPA [Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu] kadın sünnetini durdurmak için geniş çaplı kampanyalar yürütüyor. Sudan’da başka bir yere yerleşerek sünnetten kaçınmak mümkün; bu da, ülke içinde başka bir yere yerleştirme alternatifinin olup olmadığı sorusunun değerlendirilmesinde her bireyin beyanının belirleyici önem taşıdığı anlamına gelmektedir.

Başvuranlar ayrıca, birinci ve ikinci başvuranların, büyük kızlarının astım hastası olduğunu ve bu nedenle çok hasta olduğunu söyleyerek Sudan’da kadın sünnetine maruz kalmasını engellemeyi başardıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca, dördüncü başvuru sahibi artık genel olarak kadın sünnetinin uygulandığı yaş aralığının dışında olmasına rağmen, uluslararası materyaller kadınların hayatının daha sonraki bir aşamasında (örneğin evlenmeden önce veya doğumdan sonra) bu prosedüre maruz kalmasının hiç de alışılmadık bir durum olmadığını gösterdi.

Son olarak, başvuranlar, uluslararası delillerin, eğitimin kadın sünneti performansına ilişkin yapılan seçim üzerindeki etkisinin önemli olmadığını ve eğitimli ailelerin önemli bir kısmının, daha az aşırı düzeyde de olsa, hala bunu uyguladığını gösterdiğini ileri sürmüşlerdir.

Hükümet ayrıca, her üç sığınma prosedüründe de başvuranların kimliklerini, kökenlerini, eğitim geçmişlerini ve Sudan’daki eski ikamet yerlerini belirtmede başarısız olduklarını vurgulamıştır. Sudan’da kadın sünneti uygulamasının Kuzey’de Güney’e göre çok daha yaygın olduğu dikkate alındığında, başvuranlar bu nedenle dördüncü başvuranın kadın sünnetine maruz kalma riski taşıdığını ikna edici bir şekilde ortaya koyamamışlardır.

Bir çocuğu veya yetişkini kadın sünnetine tabi tutmanın Sözleşme’nin 3. maddesinde yasaklanan muamele anlamına geldiği tartışmasızdır (bu bağlamda bkz. Collins ve Akaziebie/ İsveç (k.k.), no. 23944/05, 8) Mart 2007 Izevbekhai ve diğerleri/İrlanda (k.k.), no. 43408/08, 17 Mayıs 2011, § 73).

Genel olarak bir kız veya kadının aile üyesi olmayan kişilerin kışkırtmasıyla kadın sünnetine maruz kalması konusunda gerçek bir risk bulunmadığı görülmektedir. Evli olmayan bir kadın söz konusu olduğunda, kadın sünnetinin uygulanma riski, ailesinin, özellikle de ebeveynlerinin ve aynı zamanda geniş ailesinin tutumuna bağlı olacaktır ve eğer bir kadının ebeveynleri kadın sünnetine karşı çıkıyorsa, normalde bu durumda olacaklardır.

Mahkeme bu nedenle Sudan’da bir kız çocuğunun veya genç bir kadının sünnet edilip edilmeyeceği sorusunun esasen ebeveynlerin tercihine bağlı olduğu sonucuna varmakta ve ebeveynlerin kadın sünnetine karşı çıktıklarında kızlarının/kızlarının sünnete maruz kalmasını önleyebileceklerinin tespit edildiğini tespit etmektedir.

Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, dördüncü başvuranın Sudan’a dönüşünde kadın sünnetine ve dolayısıyla 3. maddeye aykırı muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir riske maruz kalacağının kanıtlandığı kanısında değildir. Buna göre, onun görevden alınması Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline yol açmayacaktır. Birinci, ikinci ve beşinci başvuranların iddialarının tamamı dördüncü başvuranın maruz kalacağı risklere bağlı olduğundan, bunların sınır dışı edilmesinin de Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline yol açmayacağı anlaşılmaktadır.

Sünnet Operasyonları ile İlgili Yargıtay Kararları

Yargıtay 13. HD E: 2014/17432 K: 2015/8358 K.T: 16.03.2015

Sünnet Uygulaması Esnasında Verilen Anestezi İlacının Alerjik Etkisi Yapması Sonucu Bebeğin Vefat Etmesi

Eksik Bilirkişi Raporunun Davaya Esas Alınmasından Yeni Bir Raporun Alınması Gerektiği

Dosya kapsamı itibariyle, davacıların bebeğinin davalı sağlık kuruluşunda diğer davalılar tarafından uygulanan tedavi kapsamında gerçekleştirilen sünnet operasyonu sırasında kullanılan anestezik Jetokain isimli ilaca karşı oluşan allerjik reaksiyon sonucu vefat ettiği,bu hususun dosyada mevcut otopsi raporuna dayalı olarak hazırlanan adli tıp raporu ile tespit edildiği, Mahkemece alınan adli tıp bilirkişi raporunda bebekte anestezik ilaca karşı meydana gelen allerjinin öngörülemez ve önlemez nitelikte olduğu tespitine yer verilmiş ise de, jetokain isimli ilacın prospektüsünde amid türü lokal anesteziklere karşı aşırı duyarlılığı olduğu bilinen hastalarda ve epinefrin içermesi nedeniyle penis anestezisinde kullanılmaması gerektiğine dair uyarıların yeraldığı bu kapsamda bebeğin allerjisinin olup olmadığına dair davalılarca sünnet operasyonu öncesi bir allerji testi veya başkaca bir tıbbi araştırma yapıldığına dair dosyada herhangi bir tespitin bulunmadığı, ayrıca bebekte meydana gelen allerjik reaksiyon sonrasında yapılması gerekli tıbbi müdahaleye ilişkin olarak adli bilimler kongresi sunumunda vurgu yapılan kardiyopulmoner resüsitasyon ekipmanlarının davalı sağlık kuruluşunda bulunup bulunmadığı ve bu ekipmanların kullanılıp kullanılmadığı, hastanın bir başka sağlık kuruluşuna sevkinin uygun zaman ve koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğine dair yeterli bir bilirkişi incelemesi bulunmadığı, karara esas alınan adli tıp raporunun denetime imkan verir nitelikte gerekçelendirilmediği ve karara esas alınamayacağı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca bu rapora itibar edilerek hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.

Yargıtay 12.CD E: 2015/6798 K: 2016/6690 K.T: 19.04.2016

Sünnet Yapma Yetkisi Bulunmayan Kişinin Sünnet Gerçekleştirilmesi Bilinçli Taksirle Yaralama Kapsamındadır

Oluşa ve dosya kapsamına göre, sünnet yapma yetkisi bulunmayan sanığın, olay günü katılanların evinde katılanların çocuğu mağdur …’i sünnet ettiği, mağdurun sünnet bölgesinin iyileşmemesi üzerine, katılanların çocuklarını … Üniversitesi Hastanesine götürdükleri, mağdurun burada tedavi gördüğü, 31/10/2013 tarihli…Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı’nın tanzim ettiği rapora göre, yaşı küçük mağdurun yaralanmasının yaşamanı tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi bir müdahale ile giderebilecek bir şekilde olmadığı, organlardan birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde olduğu olayda, 22/04/2014 tarihli uzman hekimlerce düzenlenen raporda; “…’in elektrokoter ya da lazerle sünnet yapma yetkisinin bulunmadığı, mağduru günümüz sünnet uygulamalarında yeri bulunmayan bir yöntemle sünnet ederek, yanığa ve doku kaybına neden olduğu, uygulamadan kaynaklanan yüksek ısıya bağlı yanığı tedavi etme yetkisi bulunmamasına rağmen, krem vb. tedavi yöntemleri ile zaman kaybedilmesine neden olduğu, yaralanma ile dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden ihmali ve icrai eylemleri arasında illiyet bağı bulunduğu, dolayısı ile kusurlu olduğu” nun belirtildiği, sanığın, elektrokoter veya lazerle sünnet yapma ve tedavi etme yetkisi bulunmadığı halde, mağdura sünnet işlemi uyguladığı, sünnet işlemi sırasında mağdurda yanığa ve doku kaybına neden olduğu, sünnet işlemi sonrasındaki mağdurdaki yaralamayı çeşitli tedavi yöntemleri ile oyaladığı olayda, sanığın eyleminde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu, tayin olunan cezasında bu nedenle 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurularak, sanık hakkında eksik ceza tayini…

Yargıtay 13. HD E: 2016/13799 K: 2017/11661 K.T: 28.11.2017

İdarelerin Gerçekleştirdiği Toplu Sünnet Kampanyalarında Cinsel Organda Zarar Çıkması

Zarara Yönelik Bir Bilirkişi Raporunun Alınmaması

Somut olayda davacılardan …’ın davalı … tarafından yapılan toplu sünnet kampanyası kapsamında 24.07.2008 tarihinde Özel … hastanesinde sünnet edildiği, sünnet edilen çocukların bireysel kayıtlarının tutulmaması nedeniyle sünnetin hangi doktor tarafından, ne şekilde yapıldığına ilişkin bilgi ve belgelerin bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Çocukların bireysel kayıtlarının tutulmaması, toplu sünnette bir günde sünnet edilecek çocuk sayının en fazla 50 olması ve sünnet işleminin yalnızca doktorlar tarafından yapılması gerektiği(davacıların sünnet işlemini gerçekleştiren kişilerin sağlık memurları olduklarına yönelik beyanları) hususları mahkemece değerlendirilerek davalıların sorumlu olup olmadıkları incelenmemiştir. Yapılan sünnet işlemi sonucunda davacı küçük …’ın, oluşan zarar nedeni ile penisinin normal anatomik yapısındaolmadığı, sonuçta böyle bir olay neticesinde davacı ruh ve beden sağlığının bozulduğu, duyulan elem, acı ve devam eden tedavi sürecigöz önünde tutularak, davalılar arasında düzenlenen sözleşme, sağlık bakanlığının genelgesi de dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken mahkemece, yetersiz ve dosya kapsamına uygun olmayan raporlar hükme esas alınmak suretiyle davalılara kusur izafe edilemeyeceği ve buna bağlı olarak tazminat sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 13.HD E: 2015/39403 K: 2017/3511 K.T: 22.03.2017

Toplu Sünnet Organizasyonunda Kesilmemesi Gereken Bağın Kesilmesi

Anne-Baba ve Çocuk için Hükmedilen Tazminatların Fazla Olması

Dava, davalı belediyenin toplu sünnet organizasyonu sırasında yapılan sünnet işleminin hatalı yapıldığı iddiasına dayalı manevi tazminat isteğine ilişkin olup, mahkemece manevi tazminat yönünden istemin kısmen kabulüne, anne ve baba için ayrı ayrı 12.500,00TL’şer, çocuk için 50.000,00TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmişse de, 22.6.1966 tarihli7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, amacı, mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanması da değildir. Söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi gereğince hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracıda olmamalıdır. Dava konusu olayın gelişimi ve yukarıda belirtilen ilkeler gözetilerek, mahkemece hükmedilen tazminat miktarının eylem ve dava tarihi itibariyle, iktisadi ve ekonomik koşullar, paranın satın alma gücü ile somut olayın özellikleri de değerlendirildiğinde, hükmedilen miktarın fahiş olduğunun kabulü gerekir. O halde yukarda belirtilen ilkeler doğrultusunda takdir edilecek daha makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SON YAZILAR

Zorla Tedavi, Madde ve Alkol Bağımlığına Zorla Tedavi

Bir kişinin kendi iradesi dışında tıbbi müdahaleye tabi tutulması; kişi özgürlüğü, kamu sağlığının korunması ve tedavi hakkı arasında son derece hassas bir denge gerektirmektedir. Zorla tedavi uygulamaları; psikiyatrik zorla yatış, madde bağımlısı zorla tedavi ve alkol bağımlısı zorla tedavi senaryoları dahil olmak üzere Türk hukukunda özenle kurgulanmış istisnai hükümlerle düzenlenmiştir. Bu kararlar; psikiyatri kurumlarından bağımlılık…

Devamı için…

Darp Raporu Nasıl Alınır, Nedir ve Hukuki Önemi

Bir kavga, aile içi şiddet ya da herhangi bir fiziksel saldırı sonrasında darp raporu nasıl alınır sorusu, mağdurların aklına ilk gelen sorulardan biridir. Darp raporu nerede alınır, darp raporu geçerlilik süresi ne kadardır ve darp raporu tazminat davalarında nasıl kullanılır soruları bu makalede ayrıntılı biçimde yanıtlanmaktadır. Darp raporu nasıl alınır sorusuna doğru yanıt vermek; hem…

Devamı için…

Huzurevinde İhmal: Yaşlı Bakım Kuruluşlarında Hukuki Sorumluluk ve Hasta Hakları

Huzurevinde ihmal, Türkiye’de yaşlı nüfusun hızla artmasıyla birlikte giderek daha fazla gündeme gelen ciddi bir hukuki sorundur. Yaşlı bakım ihmali tazminat talepleri her yıl artmakta; huzurevi hukuki sorumluluk davaları mahkeme gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Bakım evi ihmal davası açmak isteyen aileler ise çoğu zaman nereye başvuracağını, hangi delilleri toplayacağını ve hangi tazminat haklarına sahip…

Devamı için…

Kanser Geç Tanı Tazminat: Tanı Gecikmesinde Hasta Hakları ve Dava Süreci

Kanser geç tanı tazminat davası, kanser hastalığının zamanında teşhis edilmemesi nedeniyle hastanın tedavi şansını kaybetmesi veya hastalığın ilerlemiş evreye ulaşması sonucu açılan tazminat davasıdır. Kanser tanısı gecikti dava süreçleri son yıllarda belirgin biçimde artmaktadır. Tedavi şansı kaybı tazminat talepleri kanser davalarının en tartışmalı alanlarından birini oluşturur. Kanser teşhis hatası sorumluluk kapsamında hekimlerin tanı sürecindeki kusurları…

Devamı için…

Kemoterapi Hatası Tazminat Davası: Kanser Tedavisinde Malpraktis

Kemoterapi hatası tazminat davası, kanser tedavisi sürecinde yapılan tıbbi hatalar sonucu hastanın zarar görmesi hâlinde açılan davadır. Kanser tedavisi malpraktis kapsamında kemoterapi dozunun yanlış hesaplanması, yanlış ilacın verilmesi veya gereksiz kemoterapi uygulanması ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Yanlış kemoterapi dozu dava konusu olan vakalar son yıllarda artmaktadır. Kanser yanlış teşhis tazminat talepleri de bu alanın…

Devamı için…

Epilepsi Hastası Ehliyet Alabilir mi? Epilepsi Araç Kullanma Yasağı ve Hukuki Haklar

Epilepsi hastası ehliyet alabilir mi sorusu, Türkiye’de bu hastalıkla yaşayan yüz binlerce kişiyi ve yakınlarını doğrudan ilgilendirmektedir. 2021 yılında yürürlüğe giren yönetmelik değişikliğiyle epilepsi araç kullanma yasağı mutlak olmaktan çıkmış; sürücü belgesi şartları nöbet tipine ve nöbetsizlik süresine göre bireysel değerlendirmeye bırakılmıştır. Nöbet sonrası ehliyet iptali ise artık otomatik değil, belirli kriterlere dayalı bir karardır.…

Devamı için…

Bir yanlışlık oldu. Lütfen sayfayı yenileyin ve/veya tekrar deneyin.

Exit mobile version