TBK ▸ Madde 103

TBK 103. Madde

I. Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı ödenmişse, buna ilişkin borç senedinin geri verilmesini veya iptalini isteyebilir.

II. Borcun tamamı ödenmemiş veya borç senedi alacaklıya başkaca haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin borç senedine işlenmesini isteyebilir.

TBK 103. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 102 nci maddesinde, borcunu tamamen veya kısmen ödeyen borçlunun, makbuz ve senetlerin geri verilmesini veya iptalini ya da ödemenin borç senedine işlenmesini isteme hakkı düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. Makbuz ve senetlerin iadesi” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 102 nci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, borcun tamamının ödenmemiş olması hâlinde veya borç tamamen ödenmiş olmasına karşın, senette ayrıca alacaklıya bir takım haklar tanınmışsa, senedin geri verilmesinin istenemeyeceği; ancak, makbuz verilmesi ve borç senedine işlenmesinin istenebileceği öngörülmektedir.

Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 103. maddesi, borcunu ifa eden borçlunun ispat araçlarına ilişkin haklarını düzenleyen önemli bir hükümdür. Madde, ifa edilmiş borcun hukukî delili olacak makbuz ve senet alma hakkını borçluya tanıyarak ifa sonrası uyuşmazlıkları önlemeyi ve borçluyu iki kez ödeme riskine karşı korumayı amaçlamaktadır. 818 sayılı eski Kanun’un 88. maddesini karşılayan bu düzenleme, Yargıtay kararlarıyla geliştirilmiş bir uygulama pratiğine sahiptir.

Maddenin birinci fıkrasına göre, borcu ödeyen borçlu iki farklı talepte bulunabilir: Birincisi, ödemeyi gösteren bir makbuz istemek; ikincisi, borcun tamamı ödenmişse buna ilişkin borç senedinin geri verilmesini veya iptalini istemektir. Makbuz talep hakkı, ödenen her borç için geçerli olup emredici bir haktır ve sözleşmeyle ortadan kaldırılamaz. Senet talep hakkı ise yalnızca borcun tamamı ödenmişse ve alacaklının elinde bir senet varsa söz konusu olur. Senedin iptali, borç sona ermesine rağmen senet alacaklıda kalmış olsa bile üçüncü kişilerin iyiniyetli iktisabından borçluyu koruma amacı taşımaktadır.

İkinci fıkra, kısmî ödeme hâlinde veya senedin alacaklıya başkaca haklar da verdiği durumlarda uygulanır. Bu hâllerde borçlu, senedin geri verilmesini isteyemez; yalnızca makbuz verilmesini ve ödemenin borç senedine işlenmesini talep edebilir. Uygulamada bu durum özellikle ipotekli senetlerde, cari hesap ilişkilerinde ve çek-senet gibi kıymetli evrak söz konusu olduğunda sıkça karşılaşılır. Örneğin bir çek kısmen ödenmişse, çek kıymetli evrak olarak alacaklıda kalmaya devam eder ve ödeme ciro silsilesinden takip edilmek üzere çek üzerine not edilir.

Doktrinde bu hak, "ifa ispat hakkı" olarak adlandırılmaktadır. Alacaklının makbuz vermekten kaçınması hâlinde borçlu, ifa teklifinde bulunarak bu hakkını kullanmak için alacaklıyı temerrüde düşürebilir ve hatta tevdi yoluna başvurabilir. Yargıtay, makbuz veya senet talebi karşılanmadıkça borçlunun ifa yükümlülüğünün tam olarak yerine getirilmiş sayılamayacağı yönünde istikrarlı kararlar vermektedir; ancak bu durum alacaklının temerrüdünü gerektirir.

Uygulamada makbuz talep etme hakkı, küçük ticari ilişkilerden büyük ticari borçlara kadar her türlü borç ilişkisinde önemlidir. Kira ödemelerinde makbuz alınmaması, kiracının daha sonra "ödenmedi" iddiasıyla karşılaşması riskini doğurur. Banka kredilerinde dekont, ekstre ve kapama belgesi, bu maddenin banka hukukundaki yansımalarıdır. Tüketici sözleşmelerinde de tüketicinin makbuz ve faturayı alıp saklaması hem ispat yükümü hem de garanti hakları açısından kritiktir. Sonuç olarak TBK m. 103, borçlunun hem hukukî hem de pratik korunmasını sağlayan temel bir güvence hükmüdür.