TBK 104. Madde
I. Faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerden biri için, alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır.
II. Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz vermişse, faizlerini de almış olduğu kabul edilir.
III. Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona ermiş sayılır.
TBK 104. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 88 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 103 üncü maddesinde, makbuz ve senetlerin geri verilmesinin hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 88 inci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede birbirinden ayrı üç karineye yer verildiği göz önünde tutularak, Tasarının 103 üncü maddesi üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
Maddede, faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerde, alacaklı tarafından, bir döneme ilişkin yaptığı ödeme veya anaparanın tamamı için borçluya makbuz vermesinin, önceki dönemlere ilişkin olmak üzere ortaya çıkardığı karineler düzenlenmektedir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 104. maddesi, ifa edilmiş borç bakımından üç önemli yasal karineyi düzenlemektedir. Bu karineler, dönemsel edimlerin ve aslî-fer’î borç ilişkilerinin ifasında ispat yükünü ters çevirerek borçlu lehine kolaylıklar getirmektedir. Madde, 818 sayılı eski Borçlar Kanunu’nun 89. maddesini karşılamakta olup ispat hukuku açısından son derece pratik bir düzenleme niteliğindedir.
Birinci fıkrada düzenlenen ilk karine, dönemsel edimlere ilişkindir. Faiz, kira bedeli, abonelik bedeli gibi periyodik olarak tekrarlanan edimlerden biri için alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimlerin de ifa edildiği kabul edilir. Örneğin kiracıya Mart ayı kirası için makbuz verilmesi hâlinde, Ocak ve Şubat aylarının da ödendiği varsayılır. Bu karine, alacaklının "çekince" (rezerv) koyarak aksini belirtmesi ile ortadan kaldırılabilir. Çekince, makbuz üzerinde açıkça yer almalı ve hangi dönemin hâlâ ödenmediği belirtilmelidir.
İkinci fıkradaki karine, ana para-faiz ilişkisine ilişkindir. Alacaklı, ana paranın tamamı için makbuz vermişse faizleri de aldığı kabul edilir. Zira faiz, ana paraya bağlı fer’î bir borçtur ve ana para ödenmişse faizler de ödenmiş sayılır. Bu karine özellikle banka kredileri, tüketici kredileri ve borç senetleri açısından büyük önem taşır. Ana para ödenmiş olmasına rağmen faiz alacağının olduğunu iddia eden alacaklı, bu iddiayı ispatla yükümlüdür.
Üçüncü fıkradaki son karine, borç senedinin geri verilmesiyle ilgilidir. Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona ermiş sayılır. Bu karine, borç senedinin niteliğinden kaynaklanır; senedin alacaklının elinde olması alacağın varlığına işaret ederken, borçluya iadesi alacağın sona erdiğine karine teşkil eder. Yargıtay, bu karineye aksi ispatlanamaz güçlü bir karine niteliği vermemekle birlikte, senedi alacaklıdan alan borçlunun ispat yükünü önemli ölçüde azalttığını kabul etmektedir.
Doktrinde bu karineler "adî karineler" olarak kabul edilmekte ve aksi her türlü delille ispatlanabilir. Ancak ispat yükü karinenin aleyhine olan tarafa, yani alacaklıya geçer. Uygulamada kiralayanlar makbuzlara çekince düşmeyi ihmal ettiklerinden ödenmemiş kira aylarını tahsil edemedikleri gözlenmektedir. Banka kredilerinde ise kapama yazısı verilmesi, bu hükmün dolaylı uygulamasıdır. Telekomünikasyon, elektrik, doğalgaz gibi abonelik sözleşmelerinde de son ayın faturasının ödenmesi, önceki borçların ödendiği karinesini doğurur. Tüketici ilişkilerinde bu hüküm, tüketiciyi haksız tahsilat taleplerine karşı etkili biçimde korumaktadır.
