TBK ▸ Madde 132

TBK 132. Madde

Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.

TBK 132. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “B. İbra” kenar başlıklı yeni bir maddedir.

Tasarının tek fıkradan oluşan 131 inci maddesinde, ibra sözleşmesi düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun kaynağını oluşturan İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci maddesinde ibra düzenlenmiştir. Borçlar Kanunumuza her nasılsa alınmayan ibranın, öğreti ve uygulamada borcu sona erdiren sebeplerden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Sistematik bir eksikliği gidermek amacıyla, ibranın yeni bir madde olarak Tasarıya alınması uygun görülmüştür.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 132. maddesi, İsviçre Borçlar Kanunu’ndan aktarılmayan ve uzun süre doktrinde eksiklik olarak kabul edilen ibra sözleşmesini Türk hukukuna kazandıran yeni bir düzenlemedir. İbra, alacaklının borçluyu borcundan kurtardığına ilişkin iki taraflı bir sözleşmedir ve borcu sona erdiren sebeplerden biri olarak kabul edilmektedir. Madde, uygulamada zaten kabul edilmiş olan ibranın yasal çerçevesini çizmektedir.

Madde, ibra sözleşmesinin iki önemli özelliğini düzenlemektedir. Birincisi, ibra sözleşmesinin şekle tâbi olmadığıdır: Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir. Bu hüküm, "şekil özgürlüğü" ilkesini ibra için geniş biçimde benimsemiştir. Asıl borç tapu senediyle, noter senediyle veya yazılı sözleşmeyle kurulmuş olsa dahi ibra sözlü olarak dahi yapılabilir. Ancak ispat zorlukları açısından uygulamada yazılı ibraname tercih edilir.

İkinci özellik, ibranın tamamen veya kısmen yapılabilmesidir. Alacaklı, alacağının bir kısmını ibra edip kalan kısmının ifasını isteyebilir. Örneğin 100 bin TL’lik alacakta 30 bin TL’yi ibra edip 70 bin TL’yi tahsil yoluna gidebilir. Kısmî ibra, sulh ve yeniden yapılandırma süreçlerinde önemli bir araçtır.

İbra, tek taraflı bir borç düşürme işlemi değil, iki taraflı bir sözleşmedir; yani borçlunun da kabulü gereklidir. Bu yaklaşım, borçlunun onurunu ve iradesini koruma amacı taşır. Borçlu istemediği halde alacaklının ibraya zorlanamayacağı gibi, alacaklının tek taraflı ibra beyanı da borçluyu kabul etmeden bağlamaz. Ancak uygulamada borçlunun ibradan zarar görmediği varsayıldığından, örtülü kabul çoğunlukla yeterli görülmektedir.

Doktrinde ibra, sözleşme özgürlüğünün en açık yansıması olarak değerlendirilmektedir. Alacaklı, kendisine ait olan alacak hakkından vazgeçme yetkisine sahiptir ve bu vazgeçme hiçbir şekle bağlı değildir. Yargıtay kararları, özellikle iş hukukunda ibraname uygulamalarında katı denetim yapmakta; işçinin imzaladığı ibranamelerin gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığını titizlikle incelemektedir. İş Kanunu m. 35 kapsamında işçi alacakları için yazılı ibraname ve ödemenin ibraname tarihinden sonraki bir banka kanalıyla yapılması gibi özel şartlar aranır.

Uygulamada ibra özellikle iş ilişkilerinin sona ermesinde, ticari alacak tasfiyelerinde, sulh sözleşmelerinde, sigorta tazminatı ödemelerinde, avukat-müvekkil ilişkisinin sona ermesinde yoğun biçimde kullanılır. Büyük borçların sulh yoluyla çözümü genellikle kısmi ibra içerir. TBK m. 132, Türk borçlar hukukunu sistematik eksikliklerden kurtaran önemli bir düzenleme olarak uygulamada giderek daha merkezi bir yer almaktadır.