TBK 141. Madde
Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan alacağını takas edemez.
TBK 141. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 120 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 140 ıncı maddesinde, üçüncü kişi yararına borçlanan kişinin, kendi borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan herhangi bir alacağını takas edemeyeceği öngörülmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 120 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “3. Üçüncü şahıs lehine taahhüt hâlinde” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde” olarak değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 141. maddesi, üçüncü kişi yararına sözleşme ilişkisinde takas imkânını sınırlandıran özel bir hükümdür. Üçüncü kişi yararına sözleşme (TBK m. 129) ile borç altına giren kişinin, bu borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan alacağını takas edebilmesi halinde, sözleşmenin gerçek lehtarı olan üçüncü kişinin menfaatleri zarar görebileceğinden kanun koyucu bu imkâna yasak getirmiştir. 818 sayılı Kanun’un 121. maddesini karşılamaktadır.
Madde, üçüncü kişi yararına borçlanan kişinin bu borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan alacağını takas edemeyeceği kuralını getirmektedir. Bu hüküm, üçüncü kişinin sözleşmeden doğan haklarını koruma amacı taşır. Örneğin A, B ile yaptığı sözleşme ile C’ye belirli bir miktar ödeme yapacağını taahhüt etmişse ve A’nın B’ye karşı karşı alacağı varsa, A bu alacağını C’ye karşı olan borcuyla takas edemez. Çünkü A’nın borçlusu C, alacaklısı ise B’dir; takas için gerekli olan karşılıklılık koşulu burada farklı kişiler arasında bulunduğundan gerçekleşmez.
Bu düzenlemenin altında yatan temel mantık, üçüncü kişi yararına sözleşmenin koruyucu niteliğidir. Üçüncü kişi, sözleşmeden kazanılmış hak elde etmiştir ve bu hakkı başkalarının arasındaki ilişkilerden bağımsız olarak gerçekleştirebilmelidir. Eğer takasa izin verilseydi, üçüncü kişi kendisi dışında cereyan eden alacak ilişkilerinin kurbanı olabilirdi. Hayat sigortasında lehtar, banka hesabında hak sahibi üçüncü kişi, nafaka sözleşmesinde nafaka alacaklısı bu korumadan yararlanır.
Hükmün kapsamı "borçlanan kişi" ile "sözleşmenin diğer tarafı" arasındaki alacak ilişkisiyle sınırlıdır. Yani kuraldışı olan takas sadece üçüncü kişi aleyhine değil, sözleşmenin diğer tarafına karşı da yasaklanmıştır. Örneğin A, B’nin istemi üzerine C’ye ödeme taahhüt etmişse, A’nın B’ye olan başka bir borcu için C’ye olan taahhüdünü takasa konu edemez. Bu yaklaşım, üçüncü kişinin elde ettiği hak değerini bozulmadan korur.
Doktrinde bu madde, "fer’î hak koruma prensibinin" bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Üçüncü kişinin sözleşmeden doğan hakkı, müstakil bir hak niteliği taşır ve tarafların başka ilişkilerinden etkilenmemelidir. Yargıtay kararları, bu hükmün uygulama alanının özellikle hayat sigortası, banka garantisi, akreditif işlemleri gibi modern ticari araçlarda geniş yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Uygulamada bu hüküm özellikle hayat sigortası tazminatlarında, banka hesap sahipleri lehine ödemelerde, vakıf kurma taahhütlerinde, aile bireyleri yararına yapılan ödeme vaatlerinde karşımıza çıkar. Banka A’nın B ile yaptığı sözleşme ile B’nin çocuğu C’ye eğitim bursu ödemeyi taahhüt ettiği bir ilişkide, Banka A’nın B’den olan kredi alacağı varsa bu alacağı C’ye olan burs ödemesi ile takas edemez. Bu düzenleme, üçüncü kişinin kazanılmış haklarının mutlaklığını güvence altına alan temel bir koruma kuralıdır.
