TBK 160. Madde
I. Zamanaşımından önceden feragat edilemez.
II. Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmiş olması, diğerlerine karşı ileri sürülemez.
III. Bölünemez bir borcun borçlularından birinin feragat etmiş olması durumunda da aynı hüküm uygulanır.
IV. Asıl borçlunun feragati de kefile karşı ileri sürülemez.
TBK 160. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 159 uncu maddesinde, zamanaşımından feragat düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “VII. Müruru zamandan feragat” şeklindeki ibare, Tasarıda “G. Zamanaşımından feragat” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin üçüncü fıkrası, daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla, Tasarının 159 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında ayrı ayrı düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “…feragat batıldır.” şeklindeki ibare yerine, Tasarının 159 uncu maddesinin birinci fıkrasında “…feragat edilemez.” şeklindeki ibare kullanılmıştır. Bunun sebebi, borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürmekten önceden feragat etmesi durumunda, Tasarının 27 nci maddesi anlamında, kanunun emredici nitelikteki bir hükmüne aykırılığın söz konusu olmasıdır. Bu durumda uygulanacak yaptırımın, aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca kesin hükümsüzlükten ibaret olduğunda bir duraksama yoktur. Bundan dolayı, emredici nitelikteki bir kanun hükmüne aykırılığın söz konusu olduğu her durumda, kesin hükümsüzlük yaptırımının tekrar edilmesine gerek görülmemiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 160. maddesi, zamanaşımından feragat konusunu ve bu feragatın kapsamını düzenleyen önemli bir hükümdür. Feragat, borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürmekten vazgeçmesi anlamına gelir ve belirli koşullar altında geçerli kabul edilir. 818 sayılı Kanun’un 140. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrası, peşin feragatin yasağını getirmektedir: zamanaşımından önceden feragat edilemez. Bu hüküm, TBK m. 148’deki "sürelerin kesinliği" kuralı ile bağlantılıdır. Zamanaşımı hem bireysel hem kamu menfaati içerdiğinden, bu hakka sözleşme yaparken peşin vazgeçme (süre başlamadan önce veya süre içinde feragat) geçerli değildir. Eğer peşin feragat kabul edilseydi, güçlü alacaklılar borçlulara zamanaşımı def’inden vazgeçmeyi dayatarak kuralın emredici niteliğini bozabilirlerdi.
Ancak hükmün açık ifadesi olan "önceden feragat edilemez" ifadesi, zamanaşımı süresi dolduktan sonra yapılan feragatin geçerli olduğunu gösterir. Süre dolduktan sonra borçlu, "zamanaşımına uğramış olsa bile bu alacağı öderim" diyerek veya eşdeğer davranışlarla zamanaşımı def’inden feragat edebilir. Bu feragat geçerlidir ve borçluyu bağlar. Örneğin borcu zamanaşımına uğradıktan sonra "ben bu borcu tanıyorum" diye yazılı beyanda bulunan borçlu, daha sonra zamanaşımı def’ini ileri süremez.
İkinci fıkra, müteselsil borçlulukta feragatin sınırlı etkisini düzenler: müteselsil borçlulardan birinin feragat etmiş olması diğerlerine karşı ileri sürülemez. Yani müteselsil borçlulardan biri zamanaşımı def’inden feragat etmişse, bu feragat sadece o borçlu açısından etki doğurur; diğer müteselsil borçlular kendi zamanaşımı def’ilerini normal şekilde ileri sürebilirler. Bu kural, her bir müteselsil borçlunun bağımsız bir savunma hakkına sahip olduğunu gösterir.
Üçüncü fıkra, bölünemeyen borçlarda aynı kuralı uygular: bölünemez bir borcun borçlularından birinin feragat etmiş olması durumunda da aynı hüküm uygulanır. Diğer borçlular, kendi feragat etmemiş konumlarına dayanarak zamanaşımı def’ini ileri sürebilirler. Dördüncü fıkra ise kefaletle ilgili özel durumu düzenler: asıl borçlunun feragati de kefile karşı ileri sürülemez. Bu hüküm, kefalet ilişkisinde fer’îlik ilkesinin özel bir yansımasıdır. Asıl borçlunun zamanaşımından feragat etmesi, kefili otomatik olarak zamanaşımı def’inden yoksun bırakmaz. Kefil, kendi lehine zamanaşımı def’ini kullanma hakkını korur.
Bu düzenleme, kefalet sözleşmesinin kefili koruyucu niteliğinden kaynaklanır. Eğer asıl borçlunun her feragat beyanı kefili bağlasaydı, kefil aleyhine oluşabilecek durumları asıl borçlunun tek taraflı kararlarına bırakmak adaletsiz olurdu. Kefil, alacaklıya karşı asıl borçlunun savunma haklarını kullanabilir; bu savunma haklarını asıl borçlunun feragatiyle kaybetmek, kefalet güvencesinin temel mantığına aykırı olurdu.
Doktrinde bu hüküm, "bağımsız savunma hakkı" prensibinin korunması olarak değerlendirilmektedir. Her borçlunun kendi zamanaşımı def’ini ileri sürme hakkı, kendisinin bağımsız bir hukuki konumda olduğunu gösterir. Yargıtay kararları, müteselsil borçlulardan birinin açık feragat beyanını, diğer borçlulara karşı kullanılamayacak bir savunma zayıflaması olarak değerlendirmektedir.
Uygulamada bu madde, özellikle ticari senetlerde, banka kredi garanti ilişkilerinde, şirket ortakları arasında çok tarafın bulunduğu uyuşmazlıklarda önemli sonuçlar doğurur. Alacaklıların, tüm borçlulardan ayrı ayrı feragat beyanı alması ve bu beyanların hukuki geçerliliğini sağlaması stratejik bir gerekliliktir. Aksi halde bir borçludan feragat alınsa bile diğer borçlular aleyhine dava açıldığında zamanaşımı def’i ile karşılaşma riski vardır. Bu düzenleme, zamanaşımının kişiselliği prensibini koruyan ve alacaklıların stratejik planlama yapmasını gerektiren önemli bir hukuki çerçevedir.
