TBK ▸ Madde 167

TBK 167. Madde

I. Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar.

II. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.

III. Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.

TBK 167. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesini karşılamaktadır.

Tasarının üç fıkradan oluşan 166 ncı maddesinde, borcu ifa eden bir müteselsil borçlunun, kendisi ile diğer müteselsil borçlular arasındaki iç ilişkide sorumluluklarının ve onlara karşı rücu hakkının kapsamı düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. Müşterek borçlular arasındaki münasebetler / 1. Taksim” şeklindeki ibareler, Tasarıda “III. İç ilişki / 1. Paylaşım” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin birinci fıkrası, daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla, Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.

818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “Borcun mahiyetinden hilâfı istidlâl olunmadıkça” şeklindeki ibare, Tasarıda “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukukî ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça” şekline dönüştürülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkraya eklenen bu hüküm uyarınca, müteselsil borçlulardan birinin iç ilişkide kendisine düşen paydan fazlasını ödemesi durumunda, diğer müteselsil borçlulara ancak payı oranında rücu edebilecektir.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 167. maddesi, müteselsil borçluluk ilişkisinde iç paylaşım kurallarını düzenleyen temel hükümdür. Bu madde, dış ilişkide alacaklıya karşı tam borçlu olan müteselsil borçluların kendi aralarında borcu nasıl paylaşacaklarını ve ifa sonrası rücu ilişkilerini belirler. 818 sayılı Kanun’un 146. maddesinin devamı niteliğindedir.

Maddenin birinci fıkrasına göre aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Bu hüküm, iç ilişkide "eşitlik karinesi"ni getirir. Yani müteselsil borçluluk kurulduğunda ve iç paylaşım konusunda özel bir düzenleme yoksa, her borçlu iç ilişkide eşit paya sahip sayılır. Üç müteselsil borçlu arasında 300 bin TL’lik borç, iç ilişkide her biri için 100 bin TL olarak kabul edilir.

Bu eşitlik karinesi iki şekilde aşılabilir. Birincisi, borçluların açık sözleşmesi ile farklı paylar kararlaştırılabilir; örneğin "iç ilişkide A’nın payı %50, B’nin %30, C’nin %20" şeklinde. İkincisi, borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden farklı paylar anlaşılabilir; örneğin bir borçlunun asıl yararlanıcı, diğerinin sadece güvence olduğu bir ilişkide yararlanıcının daha büyük paya sahip olması doğaldır.

İkinci fıkra, ifa sonrası rücu hakkını düzenler: kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir. Bu hüküm, rücu hakkının sınırlarını net biçimde belirler. Örneğin eşit paylı üç borçludan biri 300 bin TL’nin tamamını ödemişse, diğer ikisinden 200 bin TL toplam rücu isteyebilir; ancak her birinden sadece 100 bin TL (yani o borçlunun kendi payı) talep edebilir. Toplu olarak "200 bin TL’yi ikisinden birlikte alın" diyemez.

Bu "payı oranında rücu" kuralı, müteselsil borçluluğu iç ilişkide kısmî borçluluğa dönüştürür. Dış ilişkide müteselsil olan sorumluluk, iç ilişkide paylara bölünür. Böylece müteselsil borçluluk tam olarak iki aşamalı bir yapı kazanır: alacaklı karşısında güçlü ve esnek bir tahsilat aracı, borçlular arasında ise adil bir paylaşım mekanizması.

Üçüncü fıkra, bir borçludan tahsilat yapılamaması durumunu düzenler: borçlulardan birinden alınamayan miktarı diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler. Bu hüküm, bir borçlunun ödeme gücünün olmaması riskini diğer borçlular arasında paylaştırır. Örneğin üç eşit paylı borçludan biri iflâs etmiş ve ödeyemiyorsa, onun payı (100 bin TL) diğer iki borçlu arasında eşit olarak (50’şer bin TL) paylaşılır. Böylece ödeyen borçlu, iflâs eden borçludan tahsil edemediği 100 bin TL’nin 50 bin TL’sini üçüncü borçludan isteyebilir.

Bu üçüncü fıkra, müteselsil borçluluğun ekonomik riskinin dengeli dağıtımını sağlar. Aksi hâlde, bir borçlunun ödeyememesi durumunda bu yükün tamamen ödeyen borçluda kalması adil olmazdı. Kanun koyucu, risk paylaşımını iç ilişkide de uygulayarak müteselsil borçluluğun adalet temelini korumuştur.

Doktrinde bu madde, "iç paylaşım ve rücu hukuku" olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay kararları, iç paylaşım oranlarının tespitinde tarafların sözleşmelerini, ilişkinin niteliğini ve hakkaniyet ilkelerini birlikte değerlendirmektedir. Uygulamada bu hüküm, ortak kredi alanlar arasında, ortaklık borçlarında, inşaat konsorsiyumlarında, aile şirketi kefaletlerinde önemli sonuçlar doğurur. Rücu davalarında bu ayrımların doğru yapılması kritik önem taşır.