TBK ▸ Madde 183

TBK 183. Madde

I. Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.

II. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.

TBK 183. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 162 nci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 182 nci maddesinde, alacağın iradî devrinin mümkün olduğu durumlar düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 162 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “A. Alacağın Temliki / I. Şartları / 1. Rızaî temlik / a. Cevazı” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Koşulları / I. İradî devir / 1. Genel olarak” şeklinde ifade edilmiştir.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesi, alacağın iradi devrinin (alacağın temliki) temel kurallarını düzenleyen hükümdür. Alacağın devri, bir alacaklının mevcut alacağını üçüncü bir kişiye sözleşmeyle devretmesidir ve modern ekonomik hayatın temel araçlarından biridir. Bu madde, alacağın devrinin serbestisini ve bu serbestinin sınırlarını belirler. 818 sayılı Kanun’un 162. maddesini karşılamaktadır.

Maddenin birinci fıkrasına göre kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Bu hüküm, alacağın devrindeki üç temel prensibi ortaya koymaktadır. Birincisi, alacağın devri kural olarak serbesttir; alacak sahibi, alacağını istediği kişiye devredebilir. İkincisi, bu devir için borçlunun rızası gerekmez; çünkü borçlu açısından alacaklının kim olduğu genellikle önemli değildir, önemli olan borcunu ödeyerek kurtulmasıdır. Üçüncüsü, bu serbestinin üç sınırı vardır: kanun yasağı, sözleşme yasağı ve işin niteliği.

Kanun yasağı, belirli alacakların devrini yasaklayan düzenlemelerdir. Örneğin nafaka alacakları, işçilik alacaklarının kısmen (İş Kanunu), kişiye sıkı bağlı bazı alacaklar, ehliyetsiz kişilerin alacakları bazı hâllerde devredilemez. Sözleşme yasağı ise, taraflar arasındaki asıl sözleşmede açıkça veya zımni olarak alacağın devrini yasaklayan hükümlerin varlığıdır. "Bu sözleşmeden doğan alacak üçüncü kişiye devredilemez" şeklindeki hükümler devir yasağı oluşturur.

İşin niteliği engeli ise, alacağın içeriğinin kişisel olmasından kaynaklanan bir sınırdır. Örneğin bir sanatçının belirli bir eseri yapma borcu, kişisel hizmet alacakları (örneğin psikolojik destek alacağı) niteliği gereği devredilemez. Burada alacaklının kimliği, borcun içeriği açısından belirleyicidir.

İkinci fıkra, sözleşme yasağının üçüncü kişilere etkisi konusunda önemli bir düzenleme getirir: borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez. Bu hüküm, iyi niyetli üçüncü kişileri korur. Eğer borçlu, alacağı ikrar eden yazılı bir belge vermiş ve bu belgede devir yasağı bulunmuyorsa, alacak bu belgeye dayanarak devralınmışsa, borçlu daha sonra sözlü veya başka şekilde kararlaştırılmış devir yasağını ileri süremez.

Bu düzenleme, ticari hayatın güvenli işleyişini sağlar. Alacak senedi, borç tanıma belgesi, fatura gibi yazılı belgelere güvenerek alacak satın alan üçüncü kişiler, borçlunun iç anlaşmalarından dolayı zarar görmez. Böylece alacak piyasasının likiditesi artar ve finansman araçları geliştirilir.

Doktrinde bu madde, "alacak piyasasının düzenleyici hükmü" olarak değerlendirilmektedir. Modern finans sisteminin temellerinden biri olan alacak ticareti, bu kural sayesinde güvenli biçimde işlemektedir. Yargıtay kararları, devir yasağının açıklığı ve üçüncü kişinin iyi niyetli olması konularında titiz değerlendirmeler yapmaktadır.

Uygulamada alacağın devri, factoring işlemlerinde, ticari alacakların menkul kıymetleştirilmesinde, banka kredilerinin devrinde, iflâs sürecinde alacakların satımında, ticari takaslarda yoğun biçimde kullanılır. Büyük şirketler, alacaklarını nakde çevirmek için factoring şirketlerine devreder. Sigorta şirketleri, tazminat ödediklerinde zarardan sorumlu kişiye karşı halefiyet hakkından yararlanarak alacak sahibi olurlar. Bu düzenleme, modern ekonomik hayatın alacak akışkanlığını sağlayan temel bir yapı taşıdır.