TBK 286. Madde
I. Fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama yapabilir.
II. Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.
TBK 286. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 235 inci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 285 inci maddesinde, bağışlayanın bağışlama ehliyeti düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 235 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “B. Bağışlamaya Ehliyet / I. Bağışlayan hakkında” şeklindeki ibareler, Tasarıda “B. Bağışlama ehliyeti / I. Bağışlayan için” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 235 inci maddesinin ikinci fıkrasının, fiil ehliyetinden yoksun kişilerin kendilerinin ve onların adına yasal temsilcilerinin bağışlama sözleşmesinin bağışlayan tarafını oluşturmaları konusundaki düzenlemesi Tasarıya alınmamıştır. 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun vesayet altındaki kişi adına önemli olmayan bağışların yapılabileceğine ilişkin 449 uncu maddesi saklı kalmak kaydıyla, bağışlama sözleşmesinin bağışlayan tarafının tam ehliyetli olması zorunlu görülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 235 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan “sulh mahkemesince” şeklindeki ibare, “mahkemece” şeklinde değiştirilmiştir. Burada, “mahkeme” sözcüğünden anlaşılması gereken vesayet makamıdır.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 286. maddesi, bağışlayanın bağışlama ehliyetini ve bu ehliyetle ilgili özel sınırlamaları düzenleyen önemli bir hükümdür. Bu madde, hem genel ehliyet kurallarını uygular hem de aile ve miras hukukundan kaynaklanan sınırlamaları saklı tutar. 818 sayılı Kanun’un 235. maddesini kısmen karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrası temel ehliyet kuralını koyar: fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama yapabilir.
Bu hüküm, bağışlama ehliyeti için fiil ehliyetini şart koşar. Fiil ehliyeti, Türk Medeni Kanunu’nun düzenlediği genel hukuki işlem yapabilme kapasitesidir. TMK m. 10 uyarınca fiil ehliyeti için üç koşul gerekir: ayırt etme gücü, ergin olma, kısıtlı olmama.
Bu üç koşul birlikte gerçekleştiğinde kişi tam ehliyetli olur ve normal olarak bağışlama yapabilir. Ayırt etme gücü olmayan küçük veya kısıtlı, yasal temsilcisi aracılığıyla bile bağışlama yapamaz. Ancak TMK m. 449 uyarınca vesayet altındaki kişi adına önemli olmayan bağışlar mümkündür.
Eski 818 sayılı Kanun, bağışlamada yasal temsilcinin aracılığını daha geniş biçimde düzenliyordu. Yeni TBK, bu alanı daraltmış ve fiil ehliyetsizlerin bağışlama kapasitesini sınırlandırmıştır. Bu değişiklik, bağışlama gibi malvarlığını azaltan işlemlerde savunmasız kişilerin korunmasını amaçlar.
"Eşler arasındaki mal rejiminden doğan sınırlamalar" önemli bir istisnadır. Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimi hükümleri (TMK m. 186 vd.), evli kişilerin bağışlama yapma ehliyetini kısıtlayabilir. Örneğin edinilmiş mallara katılma rejiminde (yasal mal rejimi), eş bazı bağışlamalar için diğer eşin rızasını almak zorunda olabilir.
Özellikle ailenin ekonomik güvenliğini tehlikeye atacak büyük bağışlamalar, eş rızası olmadan yapılamaz. Bu koruma, eşlerin birbirlerinin malvarlığı kararlarını etkileme hakkını korur ve evlilik birliğinin ekonomik istikrarını sağlar.
"Miras hukukundan doğan sınırlamalar" da önemli bir istisnadır. Türk Medeni Kanunu’nun miras hükümleri, yasal miras hakkı sahiplerinin "mahfuz hissesi"ni (saklı payını) korur. Bağışlayan, kendi malvarlığından dilediği gibi bağışlama yapamaz; yasal mirasçıların saklı pay haklarını gözetmek zorundadır.
Saklı pay kuralı, miras bırakanın aşırı bağışlamalar yaparak yasal mirasçıları mahrum bırakmasını önler. Çocuklar, eş, anne-baba gibi yakın mirasçıların kanunen belirlenmiş saklı payları vardır. Bağışlamalar bu payları ihlal ederse, miras açıldığında tenkise konu olabilir.
Bu iki istisna (mal rejimi ve miras hukuku), bağışlama özgürlüğünün mutlak olmadığını gösterir. Bağışlayan, kendi malvarlığı üzerinde tam hakime olsa bile, evlilik ve ailevi ilişkilerden doğan yükümlülükleri gözetmek zorundadır.
İkinci fıkra, özel bir durum düzenler: bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.
Bu hüküm, bağışlayanın savurganlık nedeniyle sonradan kısıtlanması durumunu düzenler. Savurganlık, kişinin malvarlığını düşünmeden ve aşırı biçimde tüketmesidir ve TMK m. 406 uyarınca vesayet altına alınma sebebidir.
Eğer bir kişi bağışlama yaptıktan sonra savurganlık nedeniyle kısıtlanırsa, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir. Bu özel koruma, kişinin bağışlama yaptığı sırada yeterli düşünce ve değerlendirme kapasitesine sahip olmadığı varsayımına dayanır.
İki önemli koşul vardır: bağışlamadan sonra bir yıl içinde yargılama başlatılmış olması; savurganlık nedeniyle kısıtlama kararı verilmesi. Bu iki koşul birlikte gerçekleşirse mahkeme bağışlamayı iptal edebilir.
Bir yıllık süre, bağışlamanın yapıldığı tarihten itibaren başlar. Bu süre içinde yargılama başlatılmalıdır; başlatılmadığı takdirde bu özel iptal yolu kapanır. Süre hak düşürücü niteliktedir.
Bu düzenleme, savurgan kişileri ve ailelerini korur. Bir savurgan kişinin aşırı bağışlamalar yapması, ailesinin ekonomik güvenliğini tehlikeye atabilir. Mahkeme, somut durumu değerlendirerek bağışlamayı iptal edebilir ve malvarlığını geri getirebilir.
İptal kararı verildiğinde, bağışlanan kişi malı geri vermek zorundadır. Eğer mal artık mevcut değilse, değerinin iade edilmesi söz konusu olur. Bu iade, haksız zenginleşme ve sebepsiz zenginleşme prensiplerine göre gerçekleşir.
Doktrinde bu madde, "bağışlama ehliyetinin aile ve ekonomik güvenlik perspektifiyle sınırlandırılması" olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay kararları, fiil ehliyeti, mal rejimi sınırlamaları, miras hukuku sınırlamaları ve savurganlık kısıtlaması durumlarını titizlikle incelemektedir.
Uygulamada bu madde, büyük miktarlı bağışlamalarda (özellikle evli kişilerde eş rızası), miras planlamasında (saklı pay gözetimi), savurgan kişilerin aile üyeleri tarafından mahkemeye başvurularında önemli sonuçlar doğurur. Bu düzenleme, bağışlama özgürlüğü ile aile ekonomik güvenliğinin dengelenmesini sağlayan kritik bir hükümdür.
