TBK ▸ Madde 390
Madde 389
MADDE 390

Ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü

Madde 391

TBK 390. Madde

I. Ödünç alan, ödünç sözleşmesinin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç veren, ödünç konusunun tesliminden kaçınabilir.

II. Ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin kurulmasından önce ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse, aynı hakka sahiptir.

TBK 390. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 310 uncu maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 389 uncu maddesinde, tüketim ödüncü sözleşmesinde, ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 310 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. Ödünç alan kimsenin borcu ödemekten aczi” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü” şekline dönüştürülmüştür.

818 sayılı Borçlar Kanununun 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “aciz hâline girmiş bulunursa” şeklindeki ibare, Tasarıda “ödeme güçsüzlüğüne düşerse” şeklinde ifade edilmiştir.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 390. maddesi, tüketim ödüncü sözleşmesinde ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü durumunda ödünç verene koruma sağlayan önemli bir hükümdür.

Maddenin birinci fıkrası temel kuralı koyar: ödünç alan, ödünç sözleşmesinin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç veren, ödünç konusunun tesliminden kaçınabilir.

Bu hüküm, ödünç verenin koruyucu mekanizmasıdır. Sözleşme kurulmuş ama henüz teslim yapılmamışken, ödünç alan ödeme güçsüzlüğüne düşerse, ödünç veren teslimden kaçınabilir.

"Ödeme güçsüzlüğü" kavramı önemli. Bu, ödünç alanın maddi durumunun ciddi şekilde bozulması, borçlarını ödeyememesi anlamına gelir. İflas öncesi bir durumdur.

Ödeme güçsüzlüğü belirtileri: ödenmemiş borçlar, icra takipleri, mali sıkıntı, iflas ilanı, gelir kaynaklarının kesilmesi, haciz işlemleri. Bu belirtiler, ödünç verenin teslim öncesi kararını etkiler.

Mantık: ödünç alan, aldığı parayı veya malı iade edemezse, ödünç veren zarar görür. Erken tespit ile bu zarar önlenir. Teslim yapılmamışken durumu değiştirmek, daha sonra geri almak zorunda kalmaktan kolaydır.

İkinci fıkra, sonradan öğrenilen durumları düzenler: ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin kurulmasından önce ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse, aynı hakka sahiptir.

Bu hüküm, aldatıcı durumlara karşı koruma getirir. Ödünç alan, ödeme güçsüzlüğü durumunu gizleyerek sözleşme kurmuşsa, ödünç veren sonradan öğrenince teslimden kaçınabilir.

Bu düzenleme, ödünç alanın iyi niyet yükümlülüğünü gösterir. Kendisi ödeme güçsüzlüğü durumunda iken ödünç istemek, dürüstlük kurallarına aykırıdır.

Sonuçlar: ödünç veren teslimden kaçınınca, sözleşme fiilen sona ermez. Ancak ödünç alanın güçsüzlüğü devam ettiği sürece teslim yapılmaz. Durum düzelirse teslim tekrar talep edilebilir.

Alternatifler: ödünç veren, teslimden kaçınmak yerine güvence talep edebilir. Yeterli güvence verilirse teslim yapılır; verilmezse sözleşme tasfiye edilir.

Pratik örnekler: – İflas halindeki bir tacir ödünç istedi; sözleşme kurulduktan sonra iflas ilan edildi. Ödünç veren teslimden kaçınabilir. – Kişi işini kaybetti ve bankadan kredi kullanacaktı; kredi vermeden önce banka durumu öğrendi. Krediyi tahsis etmekten kaçınabilir. – Şirketin finansal durumu bozuldu, ödünç verilmeden önce öğrenildi. Teslim ertelenebilir.

Bu düzenleme, kredi ve ödünç piyasasının güvenliğini sağlar. Ödünç verenler, belirsizlik altında teslim yapmak zorunda değildir.

Madde 389
MADDE 390

Ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü

Madde 391