TBK 447. Madde
I. Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer.
II. Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.
TBK 447. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 352 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 446 ncı maddesinde, rekabet yasağının sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 352 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “V. Memnuiyetin nihayeti” şeklindeki ibare, Tasarıda, “4. Sona ermesi” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 447. maddesi, rekabet yasağının normal süresinden önce sona ermesinin koşullarını düzenleyen koruyucu bir hükümdür. İki fıkradan oluşan madde, hem işverenin menfaatinin ortadan kalkması hâlinde hem de işverenin kusurlu davranışları sonucu sözleşmenin sona ermesi hâlinde rekabet yasağının geçerliliğini yitireceğini öngörerek işçiyi koruyan bir rejim oluşturur.
Birinci fıkra, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse rekabet yasağının sona ereceğini düzenler. Bu hüküm, rekabet yasağının amaca bağlı bir kayıt olduğunu; amacın ortadan kalkmasıyla birlikte yasağın anlamını yitireceğini kabul eder. "Gerçek yarar" kavramı, işverenin korunması gereken somut ve güncel bir menfaatinin bulunmasını ifade eder.
İşverenin gerçek yararının ortadan kalkması çeşitli biçimlerde gerçekleşebilir: İşveren faaliyetini tamamen sona erdirmişse; işverenin faaliyet alanı değişmiş ve artık rekabet etmenin mümkün olmadığı bir alana geçmişse; işletme tasfiye edilmiş, konkordato ilan edilmiş ya da iflas etmişse; işveren rekabet yasağının söz konusu olduğu müşteri portföyünü veya pazar payını başka bir işletmeye devretmişse; teknolojik gelişmeler nedeniyle işçinin bildiği üretim sırları artık değerini yitirmişse; işçi, işverenin faaliyet gösterdiği ürün veya hizmet alanında artık rekabet edemeyecek bir konuma geçmişse. Bu ve benzeri durumlarda hâkim, işverenin rekabet yasağının sürdürülmesinde gerçek bir yararının kalmadığına hükmeder ve yasak sona erer.
Bu hüküm hâkim tarafından re’sen değerlendirilmez; işçinin dava açması ve bu koşulların gerçekleştiğini ileri sürmesi gerekir. İşçi, rekabet yasağının sona erdiğinin tespitini veya ceza koşulunun uygulanamayacağını davada ileri sürebilir. İspat yükü, hem işverenin hem de işçinin menfaatlerine göre değerlendirilir; ancak "gerçek yarar"ın yokluğunu ispat yükü çoğunlukla işverene yüklenir çünkü bu mevcudiyeti bilen taraftır.
İkinci fıkra, sözleşmenin haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilmesi hâlinde rekabet yasağının sona ereceğini düzenler. Bu iki senaryo, işverenin "kendi eliyle" sözleşmenin sona ermesine yol açtığı hâlleri kapsar.
Birinci senaryo, işverenin haksız derhâl feshidir (TBK m.438). İşveren haklı bir sebep yokken hizmet sözleşmesini derhâl feshederse, işçinin gelecekteki mesleki hayatını kısıtlayan rekabet yasağını uygulama hakkı da kaybedilir. Bu, fesih hakkını kötüye kullanan işverene ek bir yaptırım niteliğindedir.
İkinci senaryo, işverene yüklenebilen bir nedenle işçinin haklı feshidir (TBK m.435). İşveren ücret ödememe, iş güvenliği ihlali, mobbing gibi sözleşme ihlallerinde bulunmuş ve işçi haklı sebeple sözleşmeyi feshetmişse, işçiye rekabet yasağı kaydının yükümlülüğü yüklenmemesi hakkaniyete uygundur. İşçi hem işyerinden ayrılmak zorunda kalmış hem de yeni iş bulmasında rekabet yasağı ile engellenmemiştir.
Bu iki senaryoda rekabet yasağı sona erer; ceza koşulu uygulanmaz, işveren ek zarar talep edemez, men davası açamaz. Yargıtay içtihatları bu hükmü titizlikle uygular ve işverenin kusurlu davranışlarını rekabet yasağını ortadan kaldıran önemli bir unsur sayar.
