TBK 529. Madde
I. İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır.
II. İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir.
TBK 529. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 529 uncu maddesinde, işin işsahibi yararına yapılması hâlinde, işsahibinin hak ve borçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 413 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “B. İş sahibinin hakları ve borçları / I. İş sahibinin menfaatine yapıldığı halde” şeklindeki ibareler, Tasarıda “B. İşsahibinin hak ve borçları / I. İşin işsahibinin menfaatine yapılması hâlinde” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 413 üncü maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle bağlantılı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 529 uncu maddesinin birinci fıkrası olarak, tek fıkra hâlinde, kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 413 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “bu kabil taahhütlerini ifaya” şeklindeki ibare, Tasarıda “gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 413 üncü maddesinin son fıkrasında kullanılan “haksız bir fiil ile mal iktisabı faslındaki hükümlere göre” şeklindeki ibare, Tasarıda sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre” şeklinde; “yaptığı şeyi ref ettirebilir.” şeklindeki ibare ise, “ayırıp alma hakkına sahiptir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 529. maddesi, vekâletsiz işgörme kurumunda işin işsahibi menfaatine yapılması hâlinde işsahibinin yükümlülüklerini ve işgörenin haklarını düzenlemekte olup 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 413. maddesinin sadeleştirilmiş ve birleştirilmiş karşılığıdır. İki fıkradan oluşan hüküm, vekâletsiz işgörme ilişkisinde adil bir denge kurmayı amaçlamaktadır: İşgörenin iyi niyetli ve işsahibi yararına müdahalesi karşılıksız bırakılmamakta; ancak bunun karşılığında işsahibi de talebin kapsamına sokulmaktadır.
Birinci fıkra, işin işsahibi menfaatine yapılması durumunda işsahibinin üç temel yükümlülüğünü sayıyor. İlki, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemektir. Burada iki kavram ayrımı önem taşır: zorunlu masraflar, işin yapılabilmesi için mutlaka gerekli olan harcamalardır; yararlı masraflar ise işin değerini artıran, daha iyi bir sonuç sağlayan harcamalardır. Her ikisi de tazmin edilir. Buna karşılık lüks masraflar, yani değer artışı sağlamayan, sadece işgörenin zevkine hitap eden harcamalar kural olarak tazmin edilmez. Faiz yükümlülüğü, işgörenin yaptığı harcamanın değerini koruma amacını taşır ve masrafın yapıldığı tarihten itibaren kanuni faiz işletilir.
İkinci yükümlülük, işgörenin gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmektir. Örneğin işgören üçüncü bir kişiyle sözleşme yapmış ve o kişiye işsahibinin malı için bir edim taahhüt etmişse (ustaya onarım ücreti sözü vermek gibi), işsahibi bu edimi ifa etmekle yükümlüdür. Bu hüküm, Alman hukukundan mehaz alınan "geschäftsführung ohne auftrag" kurumunun Türk hukukuna uyarlanmış hâlidir ve vekâletsiz işgöreni üçüncü kişilere karşı koruma işlevi görmektedir.
Üçüncü yükümlülük, hâkimin takdir edeceği zararın giderilmesidir. İşgören, müdahale sürecinde kendi malvarlığında ya da kişiliğinde zarara uğramışsa, bu zararı işsahibinden talep edebilir. Yangından kurtarma yaparken elbisesi yanan, tıbbi müdahale sırasında yaralanan, başkasının malını korurken kendi aracı hasar gören işgörenler bu kapsamda tazminat isteyebilir. Ancak bu tazminat, hâkimin takdir yetkisine bağlanmıştır; tam tazmin ilkesinden farklı olarak burada hakkaniyet değerlendirmesi esas alınmaktadır. İşgörenin kendi cesaretinin ya da ihmalinin katkısı indirim sebebi oluşturabilir.
Birinci fıkranın son cümlesi, önemli bir genişletme içermektedir: Umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgörenin hakları korunur. Dolayısıyla yangını söndürmeye çalışıp başaramayan, hastayı kurtarmaya çalışıp kurtaramayan işgörenler de zararlarını ve masraflarını talep edebilir. Bu düzenleme, sonucu değil süreci ve özeni ödüllendirmekte, fedakârca davranışı teşvik etmektedir.
İkinci fıkra ise, işgörenin masraflarını alamaması hâlinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Bu hak, özellikle taşınmaz iyileştirmelerinde önemlidir; örneğin başkasının arazisine ağaç diken işgören, masrafları karşılanmadığı takdirde ektiği ağaçları sökme hakkına sahip olabilir. Ancak ayırıp alma hakkı, ayrıldığında kendisine fayda sağlayacaksa kullanılabilir; aksi hâlde sadece bir zarar verme eylemine dönüşmüş olur ve dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.
Avukat pratiği bakımından 529. madde çerçevesindeki davalarda her bir masraf kalemi belgelenmeli, işsahibinin yararının somut olarak ispatlanması gerekmektedir.
