TBK 528. Madde
I. İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur.
II. Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır.
TBK 528. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 528 nci maddesinde, vekâletsiz işgörenin, sözleşme ehliyetinden yoksunluğu hâlinde sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 412 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. İşi yapan kimsenin ehliyeti olmaması” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. İşgörenin ehliyetsizliği” şeklinde değiştirilmiştir. Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 528. maddesi, vekâletsiz işgörenin sözleşme ehliyetinden yoksun olması hâlinde sorumluluğunun kapsamını düzenlemekte olup 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 412. maddesinin sadeleştirilmiş karşılığıdır. İki fıkradan oluşan hüküm, ayırt etme gücünden yoksun kişiler, küçükler ve kısıtlılar tarafından gerçekleştirilen vekâletsiz işgörme eylemlerinin hukuki sonuçlarını belirlemektedir.
Birinci fıkra uyarınca, sözleşme ehliyetinden yoksun olan işgören yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur. Bu düzenleme, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin TBK 77-82 hükümleriyle paralel bir koruma mekanizması kurmaktadır. Ehliyetsiz işgörenin sorumluluğunu sınırlı tutmanın gerekçesi, tam ehliyetsiz veya sınırlı ehliyetsiz kimselerin iradelerinin hukuken tam olarak değerlendirilememesi ve onlara tam ehliyetli bir kişi gibi sorumluluk yüklenmesinin hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabileceğidir.
Hükümdeki "zenginleştiği ölçüde" ifadesi, işgörenin vekâletsiz işgörme ilişkisi sonucunda elde ettiği malvarlığı artışını ifade eder. Örneğin küçük bir çocuğun komşunun bahçesinde kendi kafasına göre "bakım" yaparken bitkilere zarar vermesi hâlinde, çocuk yalnızca bu müdahaleden elde ettiği somut fayda (örneğin yenilen meyveler) oranında sorumlu olur. Aksine eğer aynı çocuk komşuya ait bir malı sattı ve parayı aldıysa, bu paranın hâlâ elinde bulunan kısmı ya da mal kalemleri ölçüsünde sorumluluğu doğar.
"İyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarı" ifadesi, sebepsiz zenginleşme hukukundaki "kötüniyetli iade" kuralını yansıtmaktadır. Ehliyetsiz işgören, malvarlığından elde ettiği zenginleşmeyi elinden çıkarmış olsa bile, bunu kötüniyetle yapmışsa (örneğin zenginleşmenin hukuka aykırı olduğunu bilerek harcamışsa) bu miktardan da sorumlu tutulabilir. Ancak ehliyetsizin iyiniyetli olabilmesi için ayırt etme gücüne sahip bulunması gerekir; tam ayırt etme gücünden yoksun kişilerin iyiniyet veya kötüniyet değerlendirmesi yapılamayacağı için uygulamada bu bent daha çok sınırlı ehliyetsizler bakımından anlam kazanır.
İkinci fıkra, "haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır" hükmünü getirerek önemli bir istisna sağlamaktadır. TBK 65. madde uyarınca ayırt etme gücünden yoksun kişi dahi, hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde verdiği zarardan sorumlu tutulabilir; TBK 66-67 çerçevesinde ayırt etme gücüne sahip sınırlı ehliyetsizler ise haksız fiillerinden doğan tüm zararlardan sorumludur. 528/2, bu genel rejimi saklı tutarak, ehliyetsiz işgörenin kasten ya da ağır kusurla verdiği zararlardan tam sorumluluğunu korumaktadır. Böylece ehliyetsizlik savunması, bir kötüniyet kalkanı olarak kullanılamaz.
Uygulamada bu hüküm özellikle küçüklerin internet üzerinden yaptığı işlemlerde, yaşlı ve zihinsel yetersizliği bulunan kişilerin taşınmaz işlemlerinde, akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanan kişilerin finansal aracılıklarında gündeme gelmektedir. Yargıtay 1. ve 13. Hukuk Daireleri, ehliyetsizlik iddiasının ispat yükünün bu savı ileri sürene ait olduğunu, ayırt etme gücünün kaybının tıbbi raporlarla ortaya konması gerektiğini belirtmektedir. Velayet ve vesayet altındaki kişilerin eylemlerinden veli veya vasinin sorumluluğu ise TBK 369 ve Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.
Avukat olarak ehliyetsizlik def’ini ileri sürmeyi düşünüyorsak, öncelikle ayırt etme gücü konusunda tıbbi bilirkişi raporu alınmasını talep etmeli, kişi vesayet veya kısıtlılık altındaysa ilgili mahkeme kararlarını dosyaya sunmalıyız.
