TMK 108. Madde
(1) Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.
TMK 108. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 76 ncı maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki maddenin kenar başlığıaynen alınmış; maddeye, “bağışl ama ya ilişkin hükümler” yanında “ölüme bağlıtasarruflara ilişkin hükümler” de eklenmek suretiyle, ölüme bağlıtasarruflarla vakıf kurulması ve saklıpaylımirasçıların saklıpaylarının ihlâ li hâ linde dava haklarıbulunduğu hususu, bu madde vesilesiyle de açıklanmıştır.
Açıklama
TMK Madde 108, vakıf kurma işleminin karşılıksız bir kazandırma niteliği taşımasından doğan menfaat çatışmasını dengelemek amacıyla, vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarına tanınan dava haklarını saklı tutmaktadır. Hüküm, vakfa özgülenen mal ve hakların vakfedenin malvarlığından ayrılmasının üçüncü kişilerin korunan menfaatlerini bertaraf edemeyeceğini açıkça ortaya koyar. Bu çerçevede norm, bağışlamaya ilişkin tenkis ve iptal hükümleriyle (TMK m.565, m.669) ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin saklı pay düzenlemeleriyle (TMK m.505, m.560) doğrudan bağlantılıdır. Vakfın resmî senetle sağlararası kurulması bağışlama benzeri bir tasarruf sayıldığından, alacaklıların İcra ve İflas Kanunu kapsamındaki tasarrufun iptali davaları da bu saklılık kapsamında değerlendirilir ve vakfın tüzel kişilik kazanması bu hakları sona erdirmez.
Uygulama mekanizması bakımından, vakfeden malvarlığının önemli bir bölümünü vakfa özgülediğinde, saklı paylı mirasçılar bu özgülemeyi bir bağışlama olarak nitelendirip tenkise tabi tutabilirler. Mirasçılar, saklı paylarının ihlal edildiğini ileri sürerek tenkis davası açabilir; özgüleme ölüme bağlı tasarrufla, örneğin vasiyetnameyle yapılmışsa, vasiyetin saklı payı aşan kısmının indirilmesini talep edebilirler. Alacaklılar yönünden ise vakfedenin alacaklılardan mal kaçırma kastıyla hareket ettiği durumlarda tasarrufun iptali yoluna başvurulabilir; borca batık bir vakfedenin yaptığı özgüleme, alacaklıların icra takibini akamete uğratmaya yönelikse iptale konu olur. Bu davalarda özgülenen değerin terekedeki ve aktif malvarlığındaki oranı, vakfedenin iradesi ve üçüncü kişilerin iyiniyeti somut olarak incelenir; süreler ve husumet tenkis ile iptal rejimlerinin kendi kurallarına tabidir.
Sonuç olarak tenkis davasının kabulü hâlinde özgülenen mal ve hakların saklı payı zedeleyen kısmı oranında geri alınması veya değerinin tazmini gündeme gelir; vakfın tüzel kişiliği zorunlu olarak sona ermese de özgülenen malvarlığı azalır. Yargıtay, vakıf yoluyla yapılan kazandırmaların muris muvazaası ve tenkis kuralları karşısında denetlenebileceğini, mirasçıların korunmasının vakfın varlığından önce geldiğini istikrarlı biçimde kabul etmektedir. Somut bir örnek vermek gerekirse: tek mirası bir çocuk olan vakfeden, taşınmazlarının tamamını sağlığında kurduğu bir eğitim vakfına özgülerse, çocuğun saklı payı tümüyle bertaraf edilmiş olur; bu durumda mirasçı, TMK Madde 108’in saklı tuttuğu hakka dayanarak tenkis davası açar ve mahkeme saklı paya isabet eden değerin vakıftan geri alınmasına hükmedebilir. Böylece norm, vakıf özgürlüğü ile mirasçı ve alacaklı menfaati arasında denge kurar.
