TMK 162. Madde
(1) Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.
(2) Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
(3) Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
TMK 162. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 130 uncu maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki Kanunda “cana kast” ve “pek fena muameleler” boşanma sebebi olarak öngörülmüştür. Oysa uygulamada ve özellikle yargısal içtihatlarda eşlerden birinin diğerine karşı “onur kırıcıdavranışta bulunması” da boşanma sebebi sayılmaktadır. Maddeye “onur kırıcıdavranışta bulunma” sebebi de eklenmiş ve böylece “hayata kast”, “pek kötüdavranış” ve “onur kırıcıdavranış” olmak üzere madde üçboşanma sebebini kapsayacak hâ le getirilmiştir. Maddenin ikinci ve üçüncüfıkralarısadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.
Açıklama
TMK Madde 162, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışı boşanma sebebi olarak düzenler. Maddeye göre eşlerden her biri, diğeri tarafından hayatına kastedilmesi, kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Hüküm, eski Kanun’un 130. maddesini karşılamakla birlikte gerekçede belirtildiği gibi önemli bir genişleme içerir: eski metinde yalnızca “cana kast” ve “pek fena muameleler” sayılırken, yargısal içtihatlarla kabul edilen “onur kırıcı davranış” da maddeye eklenerek üç sebep birlikte düzenlenmiştir. Hayata kast, eşin diğerini öldürme yönündeki kasıtlı eylemini; pek kötü davranış, fiziksel ya da ağır eziyet niteliğindeki muameleleri; onur kırıcı davranış ise kişilik haklarını ağır biçimde zedeleyen söz ve fiilleri ifade eder. Bu özel sebep, TMK m.166’daki genel sebepten farklı olarak belirli ve ağır vakıalara dayanır.
Bu sebebe dayalı dava bakımından maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları önemli sınırlamalar getirir. İkinci fıkraya göre davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup hâkim tarafından re’sen gözetilir; tarafların ileri sürmesine gerek yoktur. Üçüncü fıkra ise affeden tarafın dava hakkı bulunmadığını hükme bağlar; eşini affeden kişi artık aynı olaya dayanarak boşanma isteyemez. Af açık olabileceği gibi, davranışlardan zımnen de anlaşılabilir; örneğin olaydan sonra evlilik birliğini sorunsuzca sürdürmeye devam etmek af iradesi olarak değerlendirilebilir. Bu sebep mutlak boşanma sebebidir; yani sebep ispatlandığında ayrıca çekilmezlik koşulu aranmaz, davranışların kendisi boşanma için yeterli kabul edilir.
Sebep ispatlanır, hak düşürücü süre geçmemiş ve af bulunmuyorsa hâkim boşanmaya karar verir; saldırgan eş tam kusurlu sayılacağından diğer eş TMK m.174 uyarınca maddi ve manevi tazminat ile m.175 uyarınca yoksulluk nafakası talep edebilir. Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi içtihatlarında, altı aylık ve beş yıllık sürelerin hak düşürücü olduğu, affın varlığı hâlinde aynı vakıaya dayanılamayacağı, ancak affedilen olaylardan sonra gerçekleşen yeni ve bağımsız fiillerin dava hakkı doğuracağı istikrarlı biçimde benimsenmektedir. Somut bir örnekle: eşi tarafından darp edilip öldürmeye teşebbüs edilen veya sürekli ağır hakaretlere maruz kalan bir kişi, bu durumu öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde boşanma davası açabilir. Olayın üzerinden uzun süre geçmiş ve eş affetmişse dava reddedilir; ancak aftan sonra yeni bir şiddet eylemi gerçekleşirse bu yeni fiil bağımsız bir dava sebebi oluşturur.
