TMK 204. Madde
(1) Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir.
(2) Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.
TMK 204. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 172 inci maddesini karşılamaktadır. Madde sadeleştirilmek suretiyle kaynak Kanuna da uygun olarak iki fıkra hâ linde düzenlenmiştir. Yürürlükteki maddenin “İki tarafın ehliyeti” şeklindeki kenar başlığı, “Sözleşme ehliyeti” şeklinde değiştirilmiştir. Mal rejimi sözleşmesi yapmak isteyen eşlerin ayırt etme gücüne sahip olmalarızorunludur. Küçükler ve kısıtlılar ise ancak yasal temsilcilerinin rızasıyla sözleşme yapabilirler.
Açıklama
TMK Madde 204, mal rejimi sözleşmesi yapabilmek için gereken ehliyeti düzenler. Birinci fıkraya göre bu sözleşme ancak ayırt etme gücüne sahip kişilerce yapılabilir; ikinci fıkraya göre küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadır. Hüküm, TMK’nın fiil ehliyetine ilişkin genel kurallarıyla, özellikle ayırt etme gücünü tanımlayan m.13, fiil ehliyetinin şartlarını gösteren m.9 ve sınırlı ehliyetsizlerin işlemlerine yasal temsilci onayını arayan m.16 ile doğrudan bağlantılıdır. Madde gerekçesinde, eski Kanunun 172. maddesinin sadeleştirilerek ve kenar başlığı ‘Sözleşme ehliyeti’ biçimine getirilerek iki fıkra hâlinde düzenlendiği belirtilir. Sözleşmenin şekline ilişkin m.205 ve içeriğine ilişkin m.203 ile birlikte okunduğunda, ehliyetin geçerlilik için ön koşul olduğu açıkça görülür.
Uygulamada ayırt etme gücü, kişinin yaptığı işlemin anlam ve sonuçlarını makul biçimde değerlendirebilme yeteneğidir; bu güçten yoksun olan kişinin yaptığı mal rejimi sözleşmesi kesin hükümsüzdür ve yasal temsilci onayı dahi bu eksikliği gideremez. Buna karşılık ayırt etme gücüne sahip ancak ergin olmayan (küçük) veya kısıtlanmış kişiler, sınırlı ehliyetsiz konumundadır; onların yaptığı sözleşme, yasal temsilcinin rızasıyla geçerlilik kazanır. Bu rıza önceden izin ya da sonradan icazet biçiminde verilebilir. Mal rejimi sözleşmesi malvarlığını yakından ilgilendiren önemli bir işlem olduğundan, vesayet altındaki kısıtlılar bakımından ayrıca TMK’nın vesayet hükümleri uyarınca denetim mekanizmaları gündeme gelebilir. Noter, işlem sırasında tarafların ayırt etme gücünü ve gerekiyorsa yasal temsilcinin katılımını denetlemekle yükümlüdür; aksi hâlde düzenlenen sözleşme geçerlilik şartından yoksun kalır.
Ehliyet eksikliğinin yaptırımı, ayırt etme gücü yokluğunda kesin hükümsüzlük, sınırlı ehliyetsizlikte ise yasal temsilci onayı alınana kadar askıda hükümsüzlüktür; onay verilmezse sözleşme geçersiz hâle gelir ve eşler arasında yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma uygulanmaya devam eder. Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi, ayırt etme gücünün varlığını işlem tarihi itibarıyla araştırması gereken bir olgu olarak ele almakta ve gerektiğinde adli tıp raporuyla saptanmasını aramaktadır. Somut bir örnek vermek gerekirse: ileri derecede demans tanısı bulunan bir eşin, ölümünden kısa süre önce notere giderek imzaladığı mal ortaklığı sözleşmesi, mirasçılar tarafından açılan davada ayırt etme gücünün bulunmadığının raporla kanıtlanması hâlinde TMK Madde 204 uyarınca geçersiz sayılır; bu durumda tasfiye, sözleşme hiç yapılmamış gibi edinilmiş mallara katılma rejimine göre yürütülür. Böylece hüküm, iradesi sakatlanmış kişilerin korunmasını sağlar.
