TMK ▸ Madde 3

TMK 3. Madde

(1) Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.

(2) Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.

TMK 3. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 3 üncü maddesini karşılamaktadır. Maddenin kenar başlığı “İyiniyet” olarak değiştirilmiştir. Burada 1984 tarihli Öntasarıdaki düzenleme aynen benimsenerek, iyiniyetin rolü, yalnız hakların doğumu alanına indirgenmemiş, kanunun hukukî bir sonuç bağladığı durumlara teşmil olunmuştur. Ayrıca ifade düzeltilmek suretiyle birinci fıkra, kaynak İsviçre Medenî Kanununun 3 üncü maddesinin Almanca metnine uygun hâ le getirilmiştir.

Açıklama

TMK Madde 3, iyiniyeti (subjektif iyiniyeti) düzenleyerek kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olanın iyiniyetin varlığı olduğunu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağını hükme bağlar. Bu düzenleme, dürüstlük kuralını koyan TMK Madde 2 ile birlikte değerlendirilmelidir; madde 2 objektif dürüstlüğü, madde 3 ise kişinin bir hak veya durum hakkındaki bilmemesini ifade eden subjektif iyiniyeti düzenler. İyiniyet, taşınır mülkiyetinin iyiniyetle kazanılması (TMK Madde 988) ve tapu siciline güven ilkesi (TMK Madde 1023) gibi pek çok kurumda hak kazanmanın temelini oluşturur ve hukukî işlem güvenliğini korur.

Uygulamada iyiniyetin varlığı bir karine olarak kabul edilir; iyiniyetli olduğunu ileri süren kişi bunu ayrıca ispatlamak zorunda değildir, aksini iddia eden taraf kötüniyeti ispatla yükümlüdür. Ancak madde, bu karineye önemli bir sınır koyar: kişi, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermemişse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Yani bir hakkın sakatlığını veya gerçek durumu kolayca öğrenebilecekken araştırma yükümlülüğünü ihmal eden kişi, bilmemesine rağmen iyiniyetli sayılmaz. Bu özen ölçütü, somut olayın koşullarına, tarafların sıfatına ve işlemin niteliğine göre değişir; tacir gibi profesyonellerden, sıradan kişilere kıyasla daha yüksek bir dikkat ve araştırma beklenir.

İyiniyetin korunması, gerçek hak sahibi olmayan birinden iyiniyetle hak kazanan kişiye hukukî güvence sağlar; ancak özen yükümlülüğünü ihmal eden kişi bu korumadan yararlanamaz ve kazandığı hak geçersiz sayılabilir. Yargıtay içtihatları, özellikle tapuya güven ilkesinde alıcının kayda körü körüne güvenemeyeceğini, kuşku doğuran hallerde gerekli araştırmayı yapması gerektiğini vurgular. Örneğin bir taşınmazı satın alan kişi, tapu kaydında herhangi bir kısıtlama görünmese de satıcının yetkisiz olduğunu gösteren açık belirtileri görmezden gelmişse iyiniyetli sayılmaz ve mülkiyeti kazanamaz. Buna karşılık, gereken özeni gösterip kayda güvenerek devralan iyiniyetli alıcı, gerçek hak sahibi farklı olsa dahi mülkiyeti kazanır ve hakkı korunur.