TMK 4. Madde
(1) Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.
TMK 4. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 4 üncü maddesini karşılamaktadır. Maddenin kenar başlığı 1984 tarihli Öntasarıdan alınmış, maddede yer alan “hak ve nısfetle hükmeder.” deyimi yerine, “hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.” deyimi kullanılmıştır. Gerçekten maddede yer alan sadece “hak ve nısfetle hükmeder” ifadesi hâ kimin önüne gelen olayda, hukuku bir tarafa bırakıp sadece hakkaniyeti gözetecekmiş gibi bir kanı uyandırmaktadır. Oysa hâ kim, takdir yetkisini kullanırken önce hukuka, daha sonra hakkaniyete göre karar vermek zorundadır.
Açıklama
Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi, hâkimin somut uyuşmazlıkta takdir yetkisini nasıl kullanacağını belirleyen temel hükümdür. Madde; kanunun bizzat takdir yetkisi tanıdığı, “durumun gereklerini” veya “haklı sebepleri” gözetmeyi emrettiği hallerde hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre karar vermesi gerektiğini düzenlemektedir. 743 sayılı mülga Medeni Kanun’un 4. maddesindeki “hak ve nısfetle hükmeder” ifadesi, hâkimin sadece hakkaniyeti gözetip hukuku arka plana atabileceği izlenimi yarattığı için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda “hukuka ve hakkaniyete göre karar verir” şeklinde yeniden kaleme alınmıştır.
Maddenin temel işlevi, kanun koyucunun önceden tüm olasılıkları düzenleyemeyeceği alanlarda hâkime hareket serbestîsi tanımak ve bu serbestînin sınırlarını çizmektir. Türk Medeni Kanunu’nun pek çok maddesinde hâkime açıkça takdir yetkisi verilmiştir: evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanmada (TMK m.166), nafakanın miktar ve süresinin belirlenmesinde (TMK m.175, 176), velayetin hangi eşe verileceğinin tayininde (TMK m.182), manevi tazminat miktarının takdirinde (TMK m.174), kat mülkiyetinde anlaşmazlık hallerinde (KMK m.33) hâkim takdir yetkisiyle donatılmıştır. Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi de zararın tam olarak ispat edilemediği durumlarda hâkimin takdirini çağırmaktadır.
Takdir yetkisi “keyfilik” anlamına gelmez. Hâkim, bu yetkiyi kullanırken önce hukuka, ardından hakkaniyete göre karar vermek zorundadır. Bu iki aşamalı süzgeç, Türk hukukunda takdir yetkisinin ölçütünü oluşturur. Hukuk ölçütü; hâkimi Anayasa’nın temel ilkeleri, kanunların sistematiği, emredici hükümler, kamu düzeni ve ahlâkla bağlar. Hakkaniyet ölçütü ise; somut olayın koşullarını, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, kusur oranlarını, beklentilerini dengeli biçimde tartıp adaletli bir sonuca varmayı gerektirir. Yargıtay, takdir yetkisinin kullanımını hâkimin “gerekçe yükümlülüğü” ile bağlantılandırarak denetim altına almış; gerekçesiz veya ölçütsüz takdirleri bozma nedeni olarak görmüştür.
Takdir yetkisinin sınırları da mevcuttur. Hâkim, kanunun açık emredici hükümlerini takdir adına bertaraf edemez; somut olayda objektif ölçütlerin dışına çıkamaz; kendi kişisel değer yargılarını hukuk yerine koyamaz. Takdirin denetimi, istinaf ve temyiz yolunda “usul ve yasaya aykırılık” ile “takdirin hakkaniyete açıkça aykırı olması” üzerinden yapılır. Yargıtay, takdir yetkisinin keyfi kullanılması, dayanaktan yoksun olması veya denenmiş emsallerle bariz çelişmesi halinde bozma yoluna gitmektedir. Bu yönüyle TMK 4, hem hâkime esneklik sağlayan hem de bu esnekliği disipline eden bir “çerçeve norm” işlevi görür.
Maddenin TMK 1, 2 ve 3 ile birlikte okunması önemlidir. TMK 1 hâkime boşluk doldurma yetkisi, TMK 2 dürüstlük kuralı çerçevesinde müdahale yetkisi, TMK 3 iyiniyet değerlendirmesi, TMK 4 ise somut olaydaki takdir yetkisi tanır. Bu dörtlü, Türk özel hukukunda “hâkimin hukuk yaratma ve somutlaştırma metodolojisi”ni birlikte kurar. TMK 4’ün pratik değeri, özellikle aile hukuku, haksız fiil hukuku, sözleşme hukuku ve eşya hukukundaki değerlendirici ölçütlerin tatbikinde görülür; hâkimin adil, denetlenebilir ve tutarlı karar üretmesi için gerekli metodolojik zemini sağlar.
