TMK 300. Madde
(1) Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
(2) İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
(3) Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
(4) Yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
TMK 300. Madde Gerekçesi
Maddenin ilk üçfıkrası, içerik itibarıyla, İsviçre Medenî Kanununun 260c maddesinin ilk iki fıkrasının büyük oranda aynısıdır. Madde, tanımanın iptali davasının tâ bi olduğu hak düşürücüsüreleri düzenlemektedir. Birinci fıkrada, tanıyanın iptal davasıaçma hakkının yanılma ve ya aldatmanın öğrenildiği ve ya korkunun etkisinin ortadan kalktığıtarihten başlayarak bir yıl ve herhâ lde tanımanın üzerinden beşyıl geçmekle düşeceği hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada, ilgililerin davasıhakkının hak düşürücüsüreleri yine bir ve beşyıl olarak düzenlenmiş; bir yıllık sürenin davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babasıolamayacağını 62 öğrendiği tarihten, beşyıllık sürenin ise yine tanıma tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Üçüncüfıkrada çocuğun dava hakkının ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşeceği hüküm altına alınmıştır. Son fıkrada ise, hak düşürücüsüreler geçtiği hâ lde davanın haklıbir sebeple açılamıyor olmasıdurumu için, haklısebebin ortadan kalktığıtarihten itibaren bir aylık ek süre tanınmaktadır. İsviçre Medenî Kanununun bu hükmünükarşılayan 260c maddesinin son fıkra hükmünde ise herhangi bir ek süreden söz edilmemektedir. Maddede, haklısebep ortadan kalktıktan sonra davanın ne zamana kadar açılabileceğinin kanunda açıkça düzenlenmesi gerektiğinden hareketle, bir aylık bir süre belirlenmesi uygun görülmüştür.
Açıklama
TMK Madde 300, tanımanın iptali davasının tâbi olduğu hak düşürücü süreleri düzenleyerek soybağı ilişkisinde hukuki güvenliği ve istikrarı korumayı amaçlar. Hüküm, dört ayrı fıkrada davacının sıfatına göre farklılaşan süreleri belirler ve bu yönüyle tanıma kurumunu düzenleyen TMK m.295, tanıyanın dava hakkını öngören TMK m.297, diğer ilgililerin iptal hakkını tanıyan TMK m.298 ve ispat yükünü düzenleyen TMK m.299 ile bütünlük oluşturur. Maddenin gerekçesinde, ilk üç fıkranın İsviçre Medeni Kanunu m.260c’nin büyük ölçüde aynısı olduğu, ancak son fıkradaki ek sürenin kaynak hükümde bulunmayıp Türk kanun koyucusunun bilinçli tercihiyle eklendiği belirtilmiştir. Süreler hak düşürücü nitelikte olduğundan zamanaşımının aksine durmaz, kesilmez ve hâkim tarafından resen gözetilir.
Maddenin işleyişinde her davacı kategorisi için farklı başlangıç anı öngörülmüştür. Birinci fıkrada tanıyan kişi, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl içinde dava açabilir. İkinci fıkrada ilgililerin dava hakkı, tanımayı ve tanıyanın baba olamayacağını öğrenmeden başlayarak bir yıl ve tanımadan itibaren beş yıllık azami süreye bağlanmıştır. Üçüncü fıkra çocuğa özgü olup, çocuğun dava hakkı ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Dördüncü fıkra ise, bu sürelerin geçmesine rağmen gecikmeyi haklı kılan bir sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından itibaren bir aylık ek süre tanıyarak hakkaniyeti gözetir. Bu düzenleme, sürelerin katı uygulanmasından doğacak mağduriyetleri sınırlı biçimde telafi eder.
Hak düşürücü sürelerin geçirilmesi hâlinde dava hakkı tümüyle ortadan kalkar ve mahkeme davayı esasa girmeden usulden reddeder; bu sonuç, soybağı ilişkisinin kalıcı belirsizlik içinde kalmasını önler. Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi, tanımanın iptali davalarında süre koşulunu kamu düzeninden sayarak taraflar ileri sürmese de resen incelemekte, sürenin başlangıç anını öğrenme tarihine göre somut delillerle saptamaktadır. Dördüncü fıkradaki haklı sebep istisnasının dar yorumlandığı, ağır hastalık veya uzun süreli yurt dışında bulunma gibi nesnel engellerin arandığı görülür. Somut örnek olarak: bir erkek, çocuğu kendi çocuğu sanarak tanımış, üç yıl sonra DNA testiyle gerçeği öğrenmişse, öğrenme tarihinden itibaren bir yıl içinde anaya ve çocuğa karşı iptal davası açmalıdır; tanımanın üzerinden beş yıl geçtikten sonra öğrense bile, ağır hastalık gibi haklı sebep yoksa dava hakkını yitirir.
