TMK ▸ Madde 38

TMK 38. Madde

(1) Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla, Devletçe tazmin edilir.

(2) Tazminat ve rücu davaları, kişisel durum sicilinin tutulduğu yer mahkemesinde açılır.

TMK 38. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 37 nci maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki Kanunun, Devlet memurlarının verdikleri zararlardan doğrudan doğru ya sorumlu olacağınıöngören 37 nci maddesi hükmünün, mevcut yasal düzenlememizle bağdaştırılmasıgüçtür. Anayasamız Devlet memurlarının görevleriyle ilgili olarak verdikleri zararlardan dolayı Devletin sorumlu olduğunu, zararıtazmin eden Devletin kendi memuruna rücu edebileceğini öngörmektedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun düzenlemesi de bu yöndedir. Bu nedenle madde, mevcut düzenlemeyle uyumlu hâ le gelecek şekilde yeniden kaleme alınmış, 468, 469 ve 1007 nci maddelerle paralellik sağlamak üzere ve Anayasanın 129 uncu maddesine uygun 8 olarak maddeyle kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararın, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla tazmin edileceği hükmü getirilmiştir. Maddede ayrıca tazminat ve rücu davalarında hangi mahkemenin yetkili olacağıkonusuna da açıklık getirilmiştir.

Açıklama

TMK Madde 38, kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlardan kaynaklanan sorumluluğu düzenleyen hükümdür. Maddeye göre, sicilin tutulmasından doğan zararlar, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla Devletçe tazmin edilir; tazminat ve rücu davaları da kişisel durum sicilinin tutulduğu yer mahkemesinde açılır. Bu düzenleme, kamu görevlilerinin görevleriyle ilgili kusurlarından doğan zararlardan öncelikle idarenin sorumlu olacağını öngören Anayasa’nın 129. maddesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile uyumludur. Hüküm, tapu sicilinin tutulmasından doğan Devletin sorumluluğunu düzenleyen TMK Madde 1007 ile aynı mantığı paylaşır; her iki sicilde de kamu güveni esas alınarak zarar görene karşı doğrudan Devlet muhatap kılınır.

Uygulamada sicilin yanlış, eksik veya geç tutulmasından zarar gören kişi, doğrudan ilgili memura değil, Devlete karşı tazminat davası açar. Örneğin bir kişinin sağ olmasına rağmen yanlışlıkla ölü kaydedilmesi, evli birinin bekâr görünmesi veya bir kaydın hatalı silinmesi nedeniyle uğranılan maddî ve manevî zararlar bu kapsamda Devletten talep edilir. Devlet, ödediği tazminatı kusuru bulunan memura rücu edebilir; ancak rücu için memurun kusurunun bulunması şarttır. Davaların sicilin tutulduğu yer mahkemesinde açılacağının öngörülmesi, yetki kuralı bakımından açıklık sağlar ve uyuşmazlığın delillere en yakın yerde görülmesini güvence altına alır. Bu yapı, mağdurun tek ve ödeme gücü yüksek bir muhataba yönelmesini kolaylaştırarak zararın giderilmesini etkin kılar.

Bu hüküm uyarınca Devletin sorumluluğu kusura dayalı değil, sicili tutan görevlinin kusurunu bünyesinde barındıran objektif nitelikli bir kamu hukuku sorumluluğudur; mağdur memurun kusurunu ayrıca ispatla yükümlü değildir. Yargıtay içtihadı, sicilin tutulmasından doğan zararlarda husumetin Devlete yöneltilmesi gerektiğini ve memura doğrudan dava açılamayacağını benimser. Somut bir örnekte, nüfus memurunun hatalı tescili nedeniyle taşınmaz satışını gerçekleştiremeyen ya da miras hakkından geç haberdar olan bir kişi, uğradığı zararı sicilin tutulduğu yer mahkemesinde Devletten talep eder; Devlet ödediği tutarı kusurlu memura rücu eder. Pratikte bu mekanizma, idarenin sicil hizmetini özenli yürütmesini teşvik ederken mağdurun zararının güvenceli biçimde karşılanmasını sağlar.