TMK ▸ Madde 403

TMK 403. Madde

(1) Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.

(2) Kayyım, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır.

(3) Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında da uygulanır.

TMK 403. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 353 üncü maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki Kanunda mevcut “küçüğün ve mahcurun şahsına takayyüt ve mallarınıidare ve medenî tasarruflarda onu temsil” şeklindeki ifade, maddede “küçüğün ve ya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil” şekline dönüştürülmüş ve böylece vasinin yetkisi, Yargıtay içtihatlarına uygun olarak genişletilmiş, vasiye vesayet altındaki kişinin kişilik haklarına ilişkin davalarıaçma yetkisi de tanınmıştır. Başka hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

TMK Madde 403, vesayet hukukunun iki temel görevlisi olan vasi ile kayyımın görev ve yetkilerini tanımlar. Birinci fıkraya göre vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür. İkinci fıkraya göre kayyım ise belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek üzere atanır. Bu hüküm, vesayet altına almayı düzenleyen TMK m.404 ve m.405 ile temsil ehliyetini düzenleyen TMK m.16’yı tamamlayan kurucu bir tanımdır. Maddenin gerekçesi, vasinin yetkisinin Yargıtay içtihatlarına uygun olarak genişletildiğini ve vasiye vesayet altındaki kişinin kişilik haklarına ilişkin dava açma yetkisinin de tanındığını özellikle vurgular.

Uygulama mekanizması bakımından vasi ile kayyım arasındaki temel ayrım kapsamdır. Vasi, vesayet altındaki kişinin tüm menfaatlerini kapsayan genel ve sürekli bir temsil görevi üstlenirken; kayyım yalnızca belirli bir işin görülmesi veya belirli bir malvarlığının yönetimi gibi sınırlı bir görevle yetkilendirilir. Üçüncü fıkra, Kanunun vasi hakkındaki hükümlerinin aksi belirtilmedikçe kayyım hakkında da uygulanacağını öngörerek iki kurum arasında bir bağ kurar. Vasi, vesayet altındaki kişi adına sözleşme yapar, dava açar ve takip eder; ancak TMK m.462 ve m.463’te sayılan önemli işlemler için vesayet ve denetim makamının iznine bağlıdır. Örneğin kısıtlının taşınmazını satmak isteyen vasi, bu işlem için mahkemeden izin almak zorundadır.

Hükmün sonucu, vesayet altındaki kişinin hem kişiliğinin hem malvarlığının yetkili bir temsilci eliyle bütünsel biçimde korunmasıdır. Vasinin yetkisini aşması veya görevini ihmal etmesi hâlinde TMK m.466-468 uyarınca tazminat sorumluluğu doğar. Yargıtay’ın ilgili Hukuk Dairesi, vasinin vesayet altındaki kişinin kişilik haklarına yönelik saldırılara karşı dava açma yetkisinin bulunduğunu, bu yetkinin malvarlığı işlemleriyle sınırlı olmadığını kabul etmektedir. Somut bir örnek olarak: akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlanan bir kişinin onuruna saldıran yayına karşı vasi, kısıtlı adına manevi tazminat davası açabilir; aynı kişinin yalnızca bir miras paylaşımı işini takip etmek üzere ayrıca bir kayyım atanması da mümkündür. TMK Madde 403 böylece korunmaya muhtaç kişilerin temsilini kapsam ve nitelik bakımından net biçimde düzenler.