TMK ▸ Madde 410

TMK 410. Madde

(1) Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.

(2) Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez.

(3) Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır.

TMK 410. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 360 ıncı maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki hükümden farklı olarak maddede ilâ nın yerleşim yerinden başka, kısıtlının doğduğu yerde değil “nüfusa kayıtlıbulunduğu” yerde yapılmasıuygun görülmüştür. İlanın geciktirilmesi sakıncalıgörüldüğünden yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasındaki bu hususa ilişkin hükme maddede verilmemiştir. İyiniyetli üçüncükişiler hakkında kısıtlamanın ilâ nından itibaren hüküm ifade edeceği esasıkorunmakla beraber, ayırt etme gücüne sahip olmayanlar tarafından yapılan hukukî fiillerin sonuçdoğurmadığıhususundaki hükümlerin saklıbulunduğu son fıkrada vurgulanmıştır. Böylelikle madde üçfıkra hâ line getirilmiştir.

Açıklama

TMK Madde 410, kısıtlama kararının üçüncü kişilere karşı ne zaman ve nasıl etki doğuracağını düzenleyen ilân kuralını içerir. Hükme göre kesinleşen kısıtlama kararı, gecikmeksizin hem kısıtlının yerleşim yerinde hem de nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân edilir. Bu düzenleme, vesayet altına almaya ilişkin 405 ve devamı maddelerle bağlantılıdır; zira kısıtlama kararı kişinin fiil ehliyetini etkilediğinden (TMK m.13, m.15), bu etkinin kamuya duyurulması hukuk güvenliği bakımından zorunludur. Maddenin gerekçesi, ilânın artık doğum yerinde değil nüfusa kayıtlı bulunulan yerde yapılmasını ve geciktirilmeden gerçekleştirilmesini öngörmüştür. İlânın amacı, kısıtlının işlem yaptığı kimselerin ehliyetsizliği bilebilecek konuma getirilmesidir.

İlân mekanizmasının pratik sonucu ikinci fıkrada belirginleşir: kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez. Bu, kısıtlının ehliyet kısıtlamasından habersiz olarak onunla işlem yapan dürüst kişilerin korunması anlamına gelir. Örneğin kısıtlama kararı kesinleşmiş ancak henüz ilân edilmemişse, kısıtlının yaptığı bir satım sözleşmesine güvenen iyiniyetli alıcı, bu işlemin geçersizliğini ileri süremeyecek konuma karşı korunur. İlândan sonra ise üçüncü kişiler artık iyiniyet iddiasında bulunamaz; çünkü ilân, herkesin durumu öğrenmiş sayılmasını sağlar. Üçüncü fıkra, ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümleri (TMK m.15) saklı tutar; yani fiil ehliyeti tümüyle bulunmayan kişinin işlemleri ilândan bağımsız olarak baştan geçersizdir.

Hükmün ihlali veya yanlış uygulanması, işlemlerin geçerliliği ve tazminat sorumluluğu bakımından sonuç doğurur. İlân yapılmadan üçüncü kişinin zarar görmesi hâlinde, vesayet makamı ve görevlilerin TMK m.466-468 çerçevesindeki sorumluluğu gündeme gelebilir. Yargıtay’ın ilgili Hukuk Dairesi, iyiniyetli üçüncü kişinin korunmasında belirleyici ölçütün ilân tarihi olduğunu, ilândan önceki işlemlerde dürüstlük karinesinin geçerli sayılacağını kabul etmektedir. Somut bir örnek vermek gerekirse: akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlanan bir kişinin kararı 1 Mart’ta kesinleşmiş, 10 Mart’ta ilân edilmişse, 5 Mart’ta bu kişiden taşınmaz satın alan iyiniyetli alıcı işlemin geçerliliğine güvenebilir; ancak 15 Mart’taki bir işlemde alıcı artık kısıtlamayı bilmesi gerektiğinden korunmaz. Böylece TMK Madde 410, kişinin korunması ile işlem güvenliği arasında ilân tarihi eksenli bir denge kurar.