TMK 6. Madde
(1) Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.
TMK 6. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 6 ncı maddesini karşılamaktadır. Madde 1984 tarihli Öntasarının 6 ncı maddesinden kısmen değiştirilerek alınmış, konu ve kenar başlıkları günümüz diline uyarlanarak aynen korunmuştur.
Açıklama
TMK Madde 6, ispat yükünün dağılımına ilişkin temel kuralı koyarak, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça herkesin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğunu hükme bağlar. Bu düzenleme, maddî hukuk ile usul hukuku arasında köprü kuran bir hükümdür ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesiyle paralel biçimde uygulanır. Kural, bir hakkın varlığını veya bir olgunun gerçekleştiğini iddia eden tarafın, bu iddiasını delillerle desteklemesi gerektiği esasına dayanır. İspat yükü, davanın sonucunu doğrudan etkileyen bir araç olduğundan, hangi tarafın neyi ispatlamakla yükümlü olduğunun doğru saptanması, adil yargılanma hakkının da gereğidir ve uyuşmazlığın çözümünde belirleyici rol oynar.
Uygulamada ispat yükü, kural olarak iddiada bulunan tarafa düşer; davacı hakkını dayandırdığı vakıaları, davalı ise bu hakkı sona erdiren veya engelleyen karşı vakıaları ispatla yükümlüdür. Örneğin alacaklı, alacağının doğduğunu kanıtlamak zorundadır; borçlu ise borcun ödendiğini veya zamanaşımına uğradığını ileri sürüyorsa bu savunmasını kendisi ispatlamalıdır. Kanunda bu kuralın aksini öngören karineler bulunduğunda ispat yükü yer değiştirir; örneğin TMK Madde 3 uyarınca iyiniyetin varlığı asıl olduğundan, kötüniyet iddiasında bulunan taraf bunu ispatlamak durumundadır. İspat yükünü taşıyan tarafın iddiasını kanıtlayamaması, o vakıanın gerçekleşmemiş sayılması sonucunu doğurur.
İspat yükünün doğru dağıtılmaması, hatalı karara yol açacağından bu kuralın isabetli uygulanması yargılamanın temel güvencelerinden biridir; ispat yükü kendisine düşen tarafın delil getirememesi, o yönden aleyhine sonuç doğurur. Yargıtay içtihatları, ispat yükünün dağılımının kamu düzeninden olduğunu ve mahkemece re’sen gözetilmesi gerektiğini istikrarlı biçimde benimser. Örneğin bir kişi karşı tarafa belirli bir miktar parayı ödünç verdiğini ileri sürerek dava açtığında, ödünç ilişkisinin kurulduğunu ve paranın teslim edildiğini ispatlamakla yükümlüdür; bunu yazılı belge veya diğer delillerle kanıtlayamazsa davası reddedilir. Buna karşılık davalı, parayı ödediğini savunuyorsa bu ödemeyi kendisi ispatlamak zorundadır ve aksi halde borçtan kurtulamaz.
