TTK 447. Madde
(1) Genel kurulun, özellikle;
a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran,
b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran,
c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır.
TTK 447. Madde Gerekçesi
6762 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği ilk yıllarda genel kurul kararlarının butlanının, bazı Yargıtay kararlarına göre hükümsüzlüğünün (geçersizliğinin) bir tespit davası ile ileri sürülüp sürülemeyeceği tartışmalıydı. Ancak, tartışma kısa sürede olumlu sonuca bağlandı ve iptal edilebilir genel kurul kararları yanında bâtıl genel kurul kararlarının da varlığı öğretide görüş birliği halinde kabul edildi. Yargıtay da bu ayrımı yerleşik içtihadı haline getirdi. İsv. BK m. 706b’den alınan Tasarının 447 nci maddesi uzun yıllara dayanan Türk uygulamasını hükme bağlamakta, özellikle butlan sebeplerini somut bir şekilde göstermektedir. Terime ilişkin bir açıklama yapılması da zorunludur. Kaynak İsv. BK m. 706b’nin kenar başlığı “Nichtigkeit”dir. Aynı sözcük İsv. BK m. 20’nin kenar başlığında da yer almıştır. Bu sözcük her iki maddenin metninde de kullanılmıştır. Anılan maddelerin Fransızcalarında “nullité” sözcüğü bulunmaktadır. Bu sözcüklerin Türk Hukuk lügatındaki ve BK’daki karşılıkları “butlan”dır. Öğretide genel kurul kararlarının “hükümsüzlüğü”nden ve “geçersizliği”nden söz edilmektedir. Tasarıda Borçlar Kanunu ile uyum amacıyla “butlan” ve “bâtıl” terimleri tercih edilmiştir. Hükümsüzlük ve geçersizlik terimleri doğru ancak daha geniş terimlerdir. Bâtıl genel kurul kararları baştan itibaren hüküm doğurmazlar ve daha sonra sağlığa kavuşturulamazlar; mahkemece resen dikkate alınırlar; def’i olarak ileri sürülebilecekleri gibi süreye bağlı olmaksızın bir tespit davasının konusunu da oluşturabilirler. Diğer yandan, söz konusu kararlar işlem güvenliği yönünden bir önemli sakıncayı içerirler. Şirketin bir kararının, kararın alınmasından yıllar sonra bile butlanının ileri sürülebilmesi tehlikesi ve tehdidi, şirket yönetiminde paysahiplerinde, alacaklılarda ve sermaye piyasasındaki potansiyel yatırımcılarda büyük tedirginliğe sebep olabilir. Yıllar sonra butlanın mahkemece tespiti ise o kararın kurduğu bir çok ilişkiyi çoğu kez geriye etkili olarak ortadan kaldırır. Bu sakıncası sebebiyle mahkemelerin geçersizlik kararlarını ayrıntılı ve çok yönlü değerlendirmeler sonucu sakınarak vermeleri yanında, kanun koyucunun da iptal edilebilirlik ile butlanın sınırlarını açıkça belirlemesi gerekir. Hükmün mehazı olan İsv. BK m. 706b, bu yönden İsviçre doktrininde eleştirilir. Anılan hükmün çizgiyi iyi çizemediği, tehlikeyi ortadan kaldıramadığı ileri sürülür. Ancak, daha iyi bir düzenlemeye ilişkin herhangi bir öneri de yapılmamıştır. Tasarının bâtıl genel kurul kararları sınırlı sayı (numerus clausus) belirlemesi doğru olmazdı. Böyle yapılsaydı bâtıl sayılabilecek bir çok genel kurul kararı hükmün dışında kalabilirdi. Tüm butlan hallerinin ve sebeplerinin kanunda gösterilmesi veya tanımlanması ise imkânsızdır. Onun için bâtıl kararları iki kategoriye ayırmak, şekil yönünden bâtıl genel kurul kararlarını veya sebeplerini belirlemeyi içtihata ve öğretiye bırakmak, konu açısından bâtıl genel kurul kararlarına da -sınırlayıcı olmamakla birlikte, örnekler göstererek – kesin çizgilerle işaret etmek en isabetli yol olarak değerlendirilmiştir. Şekil yönünden geçersiz kararların saptanmasında -tehlike ve tehditlerden sakınma ilkesine ağırlık vererek – mahkemelerin gerekli özeni gösterecekleri inancı ile sistem benimsenmiştir. Bu sebeple, 447 nci madde genel kurulun özellikle bâtıl olan kararlarını kategoriler halinde göstermiştir. Hükümdeki, “özellikle” sözcüğü geçersiz Genel Kurul kararlarının sadece maddede belirtilen kararlardan ibaret olmadığını, yani maddenin sınırlı sayı (numerus clausus) niteliği taşımadığını ifade etmektedir. Ancak, hem “özellikle” sözcüğü nispî bir sınırı ifade etmekte hem de seçilen karar kategorileri, kanun koyucunun konuya sakınarak ve ihtiyatla yaklaştığını ortaya koymaktadır. Sakınma, hükmün içerdiği bir ilkedir. Özellikle sözcüğü bu sebeple sınırlayıcı bir işleve de sahiptir. Konusu itibarıyla bâtıl olan genel kurul kararları, bazı niteliklere sahip paysahipliği haklarını kaldıran veya sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan ve sermayenin korunması ilkesine aykırı olan kararlara özgülenmiştir. Bunun dışındaki bâtıl genel kurul kararlarının tespitinde ise butlanın ikincilliği ilkesi uygulanır. Bu ilke, özel sebepler dolayısıyla iptal etmenin yeterli ve tatmin edici bir yaptırım oluşturmadığı hallerde hukukun genel hüküm ve ilkelerine göre butlana karar verilmesi anlamını taşır. Sakınma ilkesinin özellikle şeklî sebeplerin (eksiklik ve aksaklıkların) butlana yol açtığı hallerde gözetilmesi gerekir. Yabancı mahkeme kararları söz konusu halde butlanı sözde genel kurul kararları ve “karar olmayan genel kurul kararları”na indirgemektedir. Hükümde zikredilen paysahipliği hakları ile ilgili maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır. Ayrıca, “anonim şirketin temel yapısı” ve sermayenin korunması ile ilgili olarak 391 inci maddenin gerekçesi incelenmelidir.
Açıklama
TTK Madde 447, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun anonim şirket genel kurul kararlarının denetimi kapsamında butlan konusunu düzenlemektedir. Pay sahiplerinin hukuki güvencesi ve şirket iradesi oluşturma sürecinin hukuka uygunluğu, bu madde aracılığıyla yargısal denetime açık tutulmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun hukuki işlemlerin geçersizliğine dair genel ilkeleri ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun dava şartlarına ilişkin hükümleri de bu düzenlemeyle birlikte değerlendirilmektedir. Şirket iç karar mekanizmalarının hukuka uygunluğunu sağlamak açısından bu madde hükmü, anonim şirket hukukunun en sık başvurulan denetim araçlarından birini oluşturmaktadır. Genel kurul kararlarının kanun, esas sözleşme ve dürüstlük kuralına aykırılık hâllerinde iptal edilebileceği; nisap eksikliği ve iradenin saptırılması durumlarında ise butlanla karşılaşılabileceği bilinmektedir.
Uygulamada TTK Madde 447, hukuka aykırı alınan genel kurul kararlarının yargı denetimine tabi tutulmasını sağlamakta; iptal davası açma süresi, dava ehliyeti ve kararın yürütülmesinin durdurulması gibi usul sorunlarına çözüm getirmektedir. Genel kurul kararlarına karşı açılan iptal davaları, anonim şirket hukukunun en işlek yargı konularından birini oluşturmaktadır. Butlan hallerinin ise süre sınırı olmaksızın ileri sürülebilmesi, uygulamada muvazaalı işlemlere karşı etkin bir başvuru yolu sunmaktadır. Dava açma hakkının kötüye kullanıldığı hallerde davacının sorumluluğuna gidilmesi de bu madde kapsamında değerlendirilmektedir. İptal davası sürecinde teminat yatırılması yükümlülüğü, kararın yürütmesinin durdurulması taleplerindeki mahkeme takdir yetkisi ve kesinleşen kararın tüm pay sahiplerine etkisi, kurumsal hukuk danışmanlığında titizlikle takip edilmesi gereken başlıklardır.
TTK Madde 447 kapsamında açılan iptal ve butlan davalarında mahkemeler, kararın usul ve esas hukuka uygunluğunu bütünlüklü biçimde incelemektedir. Yargıtay’ın bu alandaki yerleşik içtihadı; toplantı çağrısının kanuna uygunluğunu, gündem dışı kararları, nisap eksikliklerini ve kötüniyet iddialarını ayrıntılı biçimde ele almaktadır. İptal kararının kesinleşmesiyle birlikte genel kurul kararı herkese karşı hüküm ifade etmekte; bu sonuç şirketin tescil edilmiş işlemlerini de etkilemektedir. Kötüniyetle dava açıldığı tespit edildiğinde davacı, şirketin ve davalıların zararlarını tazmin etmekle yükümlüdür. İptal davasının kararın yürütülmesini durdurucu etkisinin bulunmadığını, bunun için ayrı bir ihtiyati tedbir talep edilmesi gerektiğini ve bu talebin mahkeme tarafından sıkı koşullara bağlandığını da vurgulamak gerekir. Bu nedenle genel kurul kararlarının alınma aşamasında hukuki uygunluk denetiminin titizlikle yapılması ve olası itirazların önceden bertaraf edilmesi büyük önem taşımaktadır.
