TBK 192. Madde
Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek zorundadır.
TBK 192. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesini karşılamaktadır. Tasarının tek fıkradan oluşan 191 inci maddesinde, ifa uğruna devir düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “b. Tediye makamına yapılan temlik” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. İfaya yönelik devir” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesinde kullanılan “temellük eden” şeklindeki ibare, Tasarıda “devralan” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 192. maddesi, "ifaya yönelik devir" (datio in solutum alanina) olarak adlandırılan özel bir devir türünü düzenleyen hükümdür. Bu madde, alacağın ifa amacıyla devredildiği ancak borçtan mahsup edilecek miktarın belirlenmediği durumlarda devralanın nasıl hareket edeceğini belirler. 818 sayılı Kanun’un 171. maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Madde, alacaklının alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse devralanın ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı kendi alacağına mahsup etmek zorunda olduğunu belirtmektedir. Bu hüküm, özel bir ekonomik ilişkiyi düzenler.
İfaya yönelik devir, bir kişinin başka bir kişiye olan borcunu ödemek yerine, üçüncü bir kişiden alacağını devreden işlemdir. Örneğin A, B’ye 100 bin TL borçludur. Ancak A’nın nakit parası yoktur. Bunun yerine A, C’den olan 120 bin TL’lik alacağını B’ye devreder ki B bunu tahsil etsin ve kendi alacağına mahsup etsin. Bu, "alacağın ifaya karşılık devri" dir ve sıkça karşılaşılan bir ticari uygulamadır.
Bu tür işlemlerde iki alternatif model vardır. Birincisi, "ifa yerine devir" (datio in solutum): A ve B anlaşır ki, alacak B’ye devredildiği anda A’nın borcu tamamen sona erer; B tahsil edip edemediğinin risk’i kendisine aittir. İkincisi ise, "ifa için devir" (pro solvendo): A’nın borcu, ancak B’nin bu alacağı fiilen tahsil etmesi ölçüsünde sona erer.
TBK m. 192, tarafların hangi modeli tercih ettiği belli olmayan ve borca mahsup edilecek miktarın belirlenmediği durumları düzenler. Bu durumda kanun koyucu, "ifa için devir" modelini varsayımsal olarak kabul etmiştir. Yani alacak sadece tahsil edildiği ölçüde borca mahsup edilir. Devralan, borçludan tahsil ettiği miktarı kendi alacağına mahsup eder; tahsil edemediği miktar için asıl borçlusuna (ifaya yönelik devir yapan) başvurma hakkını korur.
Ancak madde, "veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı" ifadesi ile devralana önemli bir yükümlülük getirir. Devralan, alacağı tahsil için makul özeni göstermek zorundadır. Eğer özeni gösterseydi tahsil edebileceği miktarı dahi gösteremediği için tahsil edememişse, bu miktar da mahsup edilmiş sayılır. Bu yaklaşım, devralanı ihmalden caydırır ve asıl borçlunun korunmasını sağlar.
Örneğin yukarıdaki senaryoyu düşünelim: B, C’den 120 bin TL tahsil etmesi gerekirken sadece 80 bin TL tahsil edebilmiştir. Eğer B gereken özeni gösterseydi tamamını alabilecekti ama ihmal etmiştir. Bu durumda 120 bin TL’si mahsup edilir; B A’dan sadece kalanı (borcun tamamı mahsup edildiği varsayılabilir) talep edebilir.
Bu düzenlemenin amacı, asıl borçlunun menfaatlerini korumaktır. Asıl borçlu, alacağını devrettikten sonra bu alacağın tahsili konusunda kendisinin bir kontrolü yoktur; bu nedenle devralan ihmal ederse haksız yere asıl borçlu zarar görmemelidir.
Doktrinde bu madde, "ifaya yönelik devrin risk dağılımı" olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay kararları, devralanın gereken özeni gösterip göstermediğini somut olaya göre değerlendirmekte; asıl borçlunun zararını önlemek için aktif bir denetim yapmaktadır.
Uygulamada bu madde, özellikle şirketler arası cari hesaplarda, ticari ilişkilerde borçların karşılıklı alacaklarla ödenmesinde, banka kredilerinin teminat amacıyla alacak devri ile güvencelenmesinde karşılaşılır. Bir tedarikçi, bir başka tedarikçiden olan alacağını ana şirkete devredebilir; ana şirket bu alacağı tahsil ederek kendi alacağını mahsup eder. Bu düzenleme, karmaşık ticari alacak ilişkilerinde tarafların menfaatlerini dengeli biçimde koruyan önemli bir kuraldır.
