TBK 562. Madde
I. Saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür.
II. Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür.
TBK 562. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 562 nci maddesinde, saklatanın borçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 464 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Mûdiin borçları” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Saklatanın borçları” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 562. maddesi, saklama sözleşmesinde saklatanın, yani eşyayı saklanmak üzere veren tarafın borçlarını iki fıkra hâlinde düzenlemektedir. Hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 464. maddesinin karşılığı olup kenar başlıktaki Mûdiin borçları ibaresi yeni kanunda Saklatanın borçları olarak Türkçeleştirilmiş, esas bakımından bir değişiklik yapılmamıştır. Düzenleme, temel olarak iki borç ekseninde şekillenmektedir: zorunlu masrafların ödenmesi ve saklayanın uğrayacağı zararların tazmini.
Maddenin birinci fıkrası uyarınca saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür. Bu hüküm, saklama sözleşmesinin ücretsiz bir akit olarak kurulmuş olması hâlinde dahi saklayanın eşyayı korumak için yaptığı zorunlu giderlerin kendi mal varlığından çıkmasını önlemekte ve saklamanın iktisadi külfetini asıl yararlanan olan saklatana yüklemektedir. Zorunlu masraftan kasıt, saklananın olağan şekilde muhafazası için kaçınılmaz biçimde katlanılması gereken harcamalardır. Bir hayvanın saklanması hâlinde yem, bakım ve veteriner giderleri; antika bir eşyanın saklanmasında rutubete karşı alınacak önlemlerin bedeli; taşıtın saklanmasında asgari bakım masrafları; canlı bitkinin saklanmasında sulama ve ilaçlama bedeli bu kapsamda değerlendirilir. Faydalı masraflar bakımından ise genel vekâlet hükümlerine kıyasen gerekirse başvurulabilir; ancak lüks masrafların saklatandan istenmesi kural olarak mümkün değildir. Saklayan, bu masraflar için 562/1 uyarınca doğrudan bir alacak hakkına sahip olup Türk Medeni Kanunu’nun 950 ve devamı maddeleri çerçevesinde saklanan üzerinde hapis hakkı kullanarak alacağını güvence altına alabilir.
Maddenin ikinci fıkrasında saklayanın, saklamadan doğan zararlarının saklatan tarafından giderilmesi öngörülmüştür. Ancak bu sorumluluk mutlak değildir; saklatan, zararın kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat ederse giderim borcundan kurtulur. Bu düzenleme, ispat yükünü saklatana yükleyen bir kusur karinesi içermektedir. Zira saklatan, saklananın niteliklerini ve taşıdığı rizikoları en iyi bilen kişi konumundadır; örneğin saklamak üzere verdiği hayvanın bulaşıcı bir hastalık taşıması ve saklayanın diğer hayvanlarına bulaştırması, kimyasal maddenin patlayıcı nitelikte olması, gıda ürününün bozularak çevredeki diğer ürünlere zarar yayması ya da elektronik cihazın yangına yol açması hâllerinde, saklayan uğradığı maddi zararı tazmin ettirebilmelidir. Saklatanın bu tehlikeleri saklayana bildirmemiş olması hem kusur karinesini kuvvetlendirir hem de sadakat borcuna aykırılık oluşturur. Bildirim yükümlülüğü, özellikle özel muhafaza koşulu gerektiren maddelerde büyük önem taşır.
Uygulamada en sık karşılaşılan örnek, depolama sözleşmelerinde saklatanın malın tehlikeli özelliklerini bildirmemiş olması nedeniyle depoda çıkan yangın veya çevre kirliliği zararlarının tazmininde görülmektedir. Yargıtay da saklatanın bildirim ve aydınlatma yükümlülüğünü saklama sözleşmesinin dürüstlük kuralından kaynaklanan bir borcu olarak kabul etmektedir. Saklayanın uğradığı zarar doğrudan saklananın niteliklerinden kaynaklanmalı, araya başka bir sebep girmemelidir; aksi hâlde uygun illiyet bağı kesilir. Sözleşmeyle saklatanın sorumluluğu ağırlaştırılabileceği gibi, genel işlem koşullarıyla hafifletilmesine 6098 sayılı Kanun’un 20 ve devamı maddeleri çerçevesinde sınırlama getirilmiştir. Saklatanın zarar giderim borcu, saklayanın hem eşyasında oluşan zararları hem de kişi varlığında meydana gelen bedensel zararları kapsar.
