Bebeklerde Zorunlu Aşı Uygulamaları

Bir ebeveyn bebek zorunlu aşılarını yaptırmak istemediğinde ne olur? Bu soru, Türk hukuku açısından son derece tartışmalı bir zeminde yanıt bulmaktadır. Zira ülkemizde bebeklerde zorunlu aşı; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi arasında hâlâ netlik kazanmamış birbiriyle çelişen içtihatlarla şekillenmektedir.

Çocuğuna aşı yaptırmayan bir ebeveyn, bir mahkemede haklı bulunurken başka bir mahkemede aleyhine karar çıkmasıyla karşılaşabilmektedir. Bu belirsizlik, hem aileleri hem de sağlık çalışanlarını derinden etkilemekte; bebeklerde zorunlu aşı hukukunun ne anlama geldiğini anlamayı zorunlu kılmaktadır.

Bebeklerde Zorunlu Aşı Hukukunun Yasal Dayanakları

Türkiye’de zorunlu aşı uygulamasının yasal dayanakları, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 57. ve 72. maddeleri ile Sağlık Bakanlığı’nın 25/2/2008 tarihli ve 2008/4 sayılı Genelgesi’dir.

Bu düzenlemelere ek olarak bebeklerde zorunlu aşı uygulama alanı bulan başlıca mevzuat şöyledir:

  • 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu Madde 5/d: Aile mahkemelerine, çocuğun sağlığının korunması amacıyla sağlık tedbiri kararı verme yetkisi tanımaktadır.
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 17: Vücut bütünlüğü hakkını güvence altına almaktadır.
  • Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (Oviedo Sözleşmesi) Madde 5-6: Tıbbi müdahalelerde aydınlatılmış rızayı ve yasal temsilcinin onayını zorunlu kılmaktadır.

Ancak Sağlık Bakanlığı’nın genelge ile bebeklerde zorunlu aşı uygulaması getirmesi tartışmalara sebep olmuş; temel hak ve hürriyetlerin yalnızca kanun ile sınırlandırılabileceği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından söz konusu genelgenin aşıyı zorunlu hale getirmede bir yasal dayanak olarak kullanılamayacağına karar verilmiştir.

AYM ve Yargıtay Arasında Bebeklerde Zorunlu Aşı İçtihat Farklılığı

Bebeklerde zorunlu aşı hukuku alanındaki en çarpıcı tablolardan birini, Türkiye’nin iki yüksek yargı organının birbirine zıt içtihat geliştirmesi oluşturmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin Tutumu

Anayasa Mahkemesi, Kasım 2015’te bebeklik/çocukluk dönemi aşılarını yaptırmak istemeyen ebeveynlerin bireysel başvurusu hakkında karar verdi. AYM; 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda yer alan hükümlerin, zorunlu görülen bütün çocukluk çağı aşılarına yeterli ve öngörülebilir bir yasal dayanak oluşturmadığını tespit ederek, ebeveynin rızası olmaksızın sağlık tedbiri yolu ile çocuğa zorunlu aşı yapılmasının Anayasa’nın 17. maddesine aykırı olduğuna hükmetmiştir. AYM kararının önemi yalnızca aşıyla sınırlı değildir. Gerekçeli kararda ihlal nedenleri; aşının yanı sıra çocuklara sağlıklarını korumak ve geri kazanmalarını sağlamak için tıbben verilmesi zorunlu görülen, ancak ebeveynlerin ya da diğer yasal temsilcilerin rıza göstermediği bütün sağlık hizmetlerini kapsayacak biçimde kaleme alınmıştır.

Yargıtay’ın Tutumu

AYM’nin aksine Yargıtay bebeklerde zorunlu aşıya vize vermektedir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 5 Kasım 2015 tarihinde oybirliğiyle verdiği kararında, “Ana ve babanın aşı uygulamasına rıza göstermemeleri halinde, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı olan bu durumda ana-babanın rızası aranmaz” demiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin E. 2014/22611 sayılı kararı da bu yönde son derece açık bir tutum sergilemektedir:

“Dava; yapılması zorunlu aşıları küçüklere yaptırmaktan kaçınılmasından kaynaklı küçükler hakkında sağlık tedbirlerine karar verilmesine ilişkindir. Somut olayda çocuğa uygulanacak aşının, gelecekteki hastalıklardan çocuğu birey olarak korumak ve toplum sağlığı açısından gerekli olan Sağlık Bakanlığınca belirlenen “genişletilmiş bağışıklık programı” uyarınca yapılması zorunlu aşılardan olduğu görülmektedir. Böyle bir durumda çocuğun yasal temsilcileri uygulanacak aşı ile ilgili olarak aydınlatıldıkları halde, hiç bir haklı gerekçe ileri sürmeksizin buna rıza göstermiyorlarsa çocuğun menfaatine aykırı olan bu tavra hukuki sonuç bağlanamaz. Olayda ana baba çocuğa aşı uygulanmasına karşı çıkmışlar, buna rızalarının bulunmadığını yargılama sırasında ifade etmişlerdir. Ne var ki; bu beyanlarını haklı gösterecek bir sebep ve delil göstermedikleri gibi dosyada da, yapılması istenilen aşının çocuğun üstün yararına aykırı olacağına dair bir bulgu ve olgu bulunmamaktadır. Aşının, çocuğun gelecekteki bireysel sağlığı yanında, toplum sağlığı açısından da yapılması zorunlu olduğu dosyadaki raporlardan anlaşıldığına göre, isteğin kabulüne karar verilmesi gerekirken salt ana ve babanın rıza göstermedikleri gerekçesine dayanılarak talebin reddi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.”

Mahkemeler Arasındaki Çelişkinin Bebeklerde Zorunlu Aşı Uygulamalarına Yansıması

Bu içtihat ayrılığı, uygulamada somut sonuçlar doğurmaktadır. Aşı reddeden ebeveynlere karşı Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlükleri tarafından sağlık tedbiri kararı talep edildiğinde, yerel mahkemenin hangi Yargıtay dairesi içtihadını esas aldığına bağlı olarak tamamen farklı kararlar çıkabilmektedir. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Müdürlüğü yazılarında özetle; ulusal aşı programında yer alan hastalıkların bulaşma ve salgın riskinin yüksek ve aşılanma dışında önlenmesi mümkün olmayan hastalıklar olduğu, büyük bir kısmının etkin tedavisinin olmadığı ya da tedavi edilse de süreğen/kalıcı sakat bırakma olasılığının yüksek olduğu; tüm aşıların kullanım yollarına göre yan etkilerinin olabildiği ancak bu yan etkilerin sağladığı yararlar ve toplum sağlığı dikkate alındığında ihmal edilebilir düzeyde olduğu bildirilmektedir.

Bebeklerde Zorunlu Aşı Reddinin Hukuki Sonuçları

Zorunlu aşı hukuku bağlamında, çocuğuna aşı yaptırmayan ebeveynin karşılaşabileceği hukuki sonuçlar şöyle sıralanabilir:

Sağlık Tedbiri Kararı: Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlükleri, Aile Mahkemesi’ne başvurarak çocuk hakkında sağlık tedbiri kararı verilmesini talep edebilir. Mahkeme bu kararı verirse, aşı ebeveynin rızası aranmaksızın uygulanabilir hale gelir.

“Korunmaya Muhtaç Çocuk” Kapsamına Alma: Yargıtay içtihadına göre, aşıyı haksız yere reddeden ebeveynlerin çocukları “korunmaya muhtaç çocuk” kapsamında değerlendirilebilir. Bu nitelendirme, çok daha kapsamlı koruyucu önlemlerin devreye girmesine yol açabilir.

İdari Yaptırım: Salgın hastalık dönemlerinde Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca idari yaptırım uygulanma ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Vaka Örneği: Bir aile, çocuklarına kızamık, kabakulak, kızamıkçık (KKK) aşısı yaptırmayı reddetmiştir. İl Müdürlüğü’nün başvurusu üzerine Aile Mahkemesi sağlık tedbiri kararı vermiş; ebeveynler bu karara itiraz etmiş, ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yerel mahkeme kararını onamıştır. Çocuk, kararın ardından zorunlu aşı hukuku çerçevesinde ebeveyn onayı aranmaksızın aşılanmıştır.

Aydınlatılmış Rıza ve Bebeklerde Zorunlu Aşılar

Zorunlu aşı  ile aydınlatılmış rıza ilkesi arasındaki gerilim, konunun en çarpıcı boyutunu oluşturmaktadır. Aşı da önleyici nitelikte bir tıbbi müdahaledir. Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bir kişiye önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilmesi zorunludur. Ancak Yargıtay’ın tutumu açısından bu rıza şartı, çocuğun üstün yararı söz konusu olduğunda mutlak bir nitelik taşımamaktadır. Mahkemeler, ebeveyn rızasının yokluğunda dahi çocuğun bireysel ve toplumsal sağlığı için aşının zorunlu olup olmadığını bağımsız biçimde değerlendirmektedir.

Tıbbi Müdahalelerde Rıza ve Onam başlıklı yazı, aydınlatılmış rıza ilkesinin genel çerçevesini ortaya koymaktadır. Küçük çocuklarda tıbbi müdahale rızasının özel boyutları ise Çocuklarda Tıbbi Müdahale Rızası başlıklı yazıda kapsamlı biçimde ele alınmaktadır.

Çocuklarda Tıbbi Müdahale Rızası

Tıbbi Müdahalelerde Rıza ve Onam

 

Özel Aşı Programları ve Okul Kayıt Şartları

Zorunlu aşı hukuku yalnızca mahkeme kararlarıyla sınırlı değildir; okul kayıt süreçlerinde de karşımıza çıkmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamındaki aşı takip sistemleri, aşı kartı eksikliği olan çocukları belirleyebilmektedir. Ancak mevcut hukuki çerçevede aşısız çocuğun okul kaydının reddedilmesine yönelik açık bir yasal dayanak bulunmamaktadır.

Bebeklerde Zorunlu Aşı Uygulama Hataları ve Malpraktis

Zorunlu aşı hukuku yalnızca aşı reddini değil; aşının yanlış uygulanmasından doğan zararları da kapsamaktadır. Aşı uygulama hataları tıp hukuku açısından aşağıdaki biçimlerde karşımıza çıkmaktadır:

  • Yanlış doz veya yanlış aşı uygulaması
  • Kontraendike olan bir çocuğa aşı yapılması
  • Steril olmayan enjeksiyon materyali kullanılması
  • Soğuk zincir kırılmasına rağmen aşı uygulanması
  • Aşı sonrası anafilaksi yönetimindeki gecikmeler

Bu hataların her biri, tıbbi malpraktis kapsamında değerlendirilmekte ve hem bireysel hekim hem de sağlık kuruluşu aleyhine tazminat davası açılmasına olanak tanımaktadır.

Vaka Örneği: Ailevi alerjik reaksiyon öyküsü bulunan bir bebeğe, aşı öncesinde yeterli anamnez alınmadan uygulanan aşı sonrasında anafilaktik şok gelişmiş ve zamanında müdahale yapılamamıştır. Aile, zorunlu aşı hukuku ve malpraktis hükümleri çerçevesinde tazminat davası açmıştır. Bilirkişi raporunda, uygulama öncesi uyarı işaretlerinin göz ardı edildiği ve acil müdahale protokolünün uygulanmadığı tespit edilerek hem maddi hem de manevi tazminata hükmedilmiştir.

Talep Edilebilecek Tazminat Kalemleri

Zorunlu aşı hukuku kapsamındaki uyuşmazlıklarda talep edilebilecek başlıca tazminat kalemleri:

Aşı Uygulama Hatasından Doğan Zararlar:

  • Komplikasyonun tedavi masrafları
  • Kalıcı hasar nedeniyle çalışma gücü kaybı (ilerleyen yaşlarda)
  • Bakıcı giderleri
  • Manevi tazminat

Malpraktis Maddi Tazminat Davası

Manevi Tazminat

Rızasız Uygulanan Aşıdan Doğan Zararlar:

  • Manevi tazminat (kişi dokunulmazlığı ve vücut bütünlüğü ihlali)
  • Fiziksel zarar oluşmuşsa maddi tazminat

Aşı Yapılmamasından Doğan Komplikasyonlar:

  • Aşısız çocuğun aşı ile önlenebilecek bir hastalığa yakalanması durumunda, ebeveynin hukuki yükümlülüğü bulunup bulunmadığı tartışmalıdır; ancak hekimin gerekli uyarıyı yapıp yapmadığı sorumluluk açısından belirleyici olabilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Çocuğuma aşı yaptırmak istemiyorum, zorunlu mu?

Türkiye’de zorunlu aşı hukuku belirsizliğini korumaktadır. Mahkemeler ebeveyn rızasının yokluğunda çocuğun üstün yararını esas alarak sağlık tedbiri kararı verebilmektedir.

AYM aşının zorunlu olmadığına karar verdi, bu hâlâ geçerli mi?

AYM kararı, yeterli yasal dayanak olmaksızın rızasız aşı yapılmasını anayasaya aykırı bulmuştur. Ancak Yargıtay içtihadı farklı bir yön izlemekte; çocuğun üstün yararı gerekçesiyle ebeveyn rızasını devre dışı bırakmaktadır. İki içtihat arasındaki çelişki yasal düzenlemeyle henüz giderilmemiştir.

Aşı olmayan çocuk okula kabul edilmez mi?

Mevcut hukuki çerçevede aşı durumunu okul kaydına bağlayan açık bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.

Aşı uygulamasında hata yapıldı, ne yapabilirim?

Tıbbi malpraktis kapsamında tazminat davası açılabilir; aynı zamanda Sağlık Bakanlığı’na şikâyet yolu da mevcuttur.

Yetişkinler için zorunlu aşı uygulaması gelebilir mi?

Ancak açık ve öngörülebilir bir kanun hükmüyle hayata geçirilebilir. Şu an böyle bir yasal düzenleme mevcut değildir.

Salgın hastalık döneminde zorunlu aşı uygulanabilir mi?

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu salgın dönemlerinde daha geniş yetkiler tanımaktadır; ancak bu yetkilerin de anayasal sınırlar içinde kullanılması zorunludur.

Çocuğuma rızam olmadan aşı yapıldı, tazminat talep edebilir miyim? Mahkeme kararı olmaksızın rızasız aşı uygulanması, kişilik hakları ihlali kapsamında manevi tazminat talebine konu edilebilir.

SON YAZILAR

Zorla Tedavi, Madde ve Alkol Bağımlığına Zorla Tedavi

Bir kişinin kendi iradesi dışında tıbbi müdahaleye tabi tutulması; kişi özgürlüğü, kamu sağlığının korunması ve tedavi hakkı arasında son derece hassas bir denge gerektirmektedir. Zorla tedavi uygulamaları; psikiyatrik zorla yatış, madde bağımlısı zorla tedavi ve alkol bağımlısı zorla tedavi senaryoları dahil olmak üzere Türk hukukunda özenle kurgulanmış istisnai hükümlerle düzenlenmiştir. Bu kararlar; psikiyatri kurumlarından bağımlılık…

Devamı için…

Darp Raporu Nasıl Alınır, Nedir ve Hukuki Önemi

Bir kavga, aile içi şiddet ya da herhangi bir fiziksel saldırı sonrasında darp raporu nasıl alınır sorusu, mağdurların aklına ilk gelen sorulardan biridir. Darp raporu nerede alınır, darp raporu geçerlilik süresi ne kadardır ve darp raporu tazminat davalarında nasıl kullanılır soruları bu makalede ayrıntılı biçimde yanıtlanmaktadır. Darp raporu nasıl alınır sorusuna doğru yanıt vermek; hem…

Devamı için…

Huzurevinde İhmal: Yaşlı Bakım Kuruluşlarında Hukuki Sorumluluk ve Hasta Hakları

Huzurevinde ihmal, Türkiye’de yaşlı nüfusun hızla artmasıyla birlikte giderek daha fazla gündeme gelen ciddi bir hukuki sorundur. Yaşlı bakım ihmali tazminat talepleri her yıl artmakta; huzurevi hukuki sorumluluk davaları mahkeme gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Bakım evi ihmal davası açmak isteyen aileler ise çoğu zaman nereye başvuracağını, hangi delilleri toplayacağını ve hangi tazminat haklarına sahip…

Devamı için…

Kanser Geç Tanı Tazminat: Tanı Gecikmesinde Hasta Hakları ve Dava Süreci

Kanser geç tanı tazminat davası, kanser hastalığının zamanında teşhis edilmemesi nedeniyle hastanın tedavi şansını kaybetmesi veya hastalığın ilerlemiş evreye ulaşması sonucu açılan tazminat davasıdır. Kanser tanısı gecikti dava süreçleri son yıllarda belirgin biçimde artmaktadır. Tedavi şansı kaybı tazminat talepleri kanser davalarının en tartışmalı alanlarından birini oluşturur. Kanser teşhis hatası sorumluluk kapsamında hekimlerin tanı sürecindeki kusurları…

Devamı için…

Kemoterapi Hatası Tazminat Davası: Kanser Tedavisinde Malpraktis

Kemoterapi hatası tazminat davası, kanser tedavisi sürecinde yapılan tıbbi hatalar sonucu hastanın zarar görmesi hâlinde açılan davadır. Kanser tedavisi malpraktis kapsamında kemoterapi dozunun yanlış hesaplanması, yanlış ilacın verilmesi veya gereksiz kemoterapi uygulanması ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Yanlış kemoterapi dozu dava konusu olan vakalar son yıllarda artmaktadır. Kanser yanlış teşhis tazminat talepleri de bu alanın…

Devamı için…

Epilepsi Hastası Ehliyet Alabilir mi? Epilepsi Araç Kullanma Yasağı ve Hukuki Haklar

Epilepsi hastası ehliyet alabilir mi sorusu, Türkiye’de bu hastalıkla yaşayan yüz binlerce kişiyi ve yakınlarını doğrudan ilgilendirmektedir. 2021 yılında yürürlüğe giren yönetmelik değişikliğiyle epilepsi araç kullanma yasağı mutlak olmaktan çıkmış; sürücü belgesi şartları nöbet tipine ve nöbetsizlik süresine göre bireysel değerlendirmeye bırakılmıştır. Nöbet sonrası ehliyet iptali ise artık otomatik değil, belirli kriterlere dayalı bir karardır.…

Devamı için…

Bir yanlışlık oldu. Lütfen sayfayı yenileyin ve/veya tekrar deneyin.

Exit mobile version