Anonim Şirkette Genel Kurul Kararlarının İptali ve Butlanı

Bir anonim şirkette alınan kararların tamamı, alındığı anda kesin ve tartışmasız değildir. Toplantıya çağrı usulüne uyulmamış, gündeme bağlılık ilkesi çiğnenmiş ya da çoğunluk gücü azınlığı ezmek için kullanılmış olabilir. Böyle durumlarda pay sahiplerinin elindeki iki temel hukuki araç, genel kurul kararlarının iptali davası ve butlan davasıdır. Bu ikisi çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır; oysa hukuki nitelikleri, sonuçları ve en önemlisi süreleri birbirinden tamamen farklıdır. İptal davası bakımından kanun üç aylık bir hak düşürücü süre öngörmüşken, butlan iddiası kural olarak süreye bağlı değildir.

Genel kurul kararlarının iptali, anonim şirket genel kurulunda alınan ve kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı olan kararların, karar tarihinden itibaren üç ay içinde açılacak dava ile mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasıdır. Butlan ise daha ağır sakatlıklara bağlanan ve kararı baştan itibaren hükümsüz kılan bir geçersizlik türüdür.

Bu yazıda genel kurul kararlarının iptali ile butlan arasındaki ayrımı, hangi kararların hangi yola tabi olduğunu, davayı kimlerin açabileceğini ve sürecin nasıl işlediğini Türk Ticaret Kanunu’nun 445 ila 451. maddeleri çerçevesinde ele alıyoruz. Amaç, uygulamada en çok hak kaybına yol açan noktaları — özellikle süre ve muhalefet şerhi konusunu — somut biçimde ortaya koymaktır.

Anonim şirkette genel kurul kararlarının iptali ile butlanı arasındaki temel fark
İptal ile butlan arasındaki fark

Genel Kurul Kararlarının İptali ile Butlan Arasındaki Temel Fark

Genel kurul kararlarının iptali, geçerli olarak doğmuş ancak sakat bir kararın mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasıdır. Karar, iptal edilene kadar hüküm ifade eder; mahkeme kararı geçmişe etkili biçimde sonuç doğurur. Butlan ise farklıdır: batıl bir karar en baştan itibaren, kendiliğinden hükümsüzdür. Mahkemenin verdiği hüküm kurucu değil, mevcut hükümsüzlüğü ortaya koyan bir tespit niteliğindedir.

Bu ayrımın pratik sonucu şudur: iptal edilebilir nitelikteki bir sakatlık üç aylık süre içinde dava konusu yapılmazsa, kararın iptal edilebilirliği ortadan kalkar. Karar zaten baştan itibaren geçerlidir; sürenin geçmesiyle kazandığı şey, artık dava yoluyla ortadan kaldırılamaz hâle gelmesidir. Butlan hâlinde ise kararın geçersizliği kural olarak süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir; bununla birlikte iddianın ileri sürülüş biçimi dürüstlük kuralı, hakkın kötüye kullanılması yasağı ve hukuki güvenlik ilkesi çerçevesinde değerlendirilir. Bu nedenle bir genel kurul kararı ile karşılaşan pay sahibinin ilk yapması gereken, sakatlığın hangi kategoriye girdiğini doğru teşhis etmektir. Yanlış teşhis, çoğu zaman telafisi olmayan bir hak kaybı doğurur.

Ölçüt İptal (TTK m. 445) Butlan (TTK m. 447)
Kararın durumu Geçerli doğar, iptal edilene kadar hüküm ifade eder Baştan itibaren hükümsüzdür
Mahkeme kararı Kurucu (yenilik doğuran) Tespit edici
Süre Karar tarihinden 3 ay (hak düşürücü) Kural olarak süreye bağlı değil
Davacı çevresi TTK m. 446’da sınırlı sayım Hukuki yararı bulunan daha geniş çevre
Tipik örnek Çağrı/gündem ihlali, nisapsızlık Vazgeçilmez hakların kaldırılması

Genel Kurul Kararı Hangi Durumlarda İptal Edilir?

Kanun, iptal sebeplerini üç başlıkta toplamıştır: kanuna aykırılık, esas sözleşmeye aykırılık ve özellikle dürüstlük kuralına aykırılık. Bu üçlü ayrım, genel kurul kararlarının iptali davasının çerçevesini çizer.

446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.
Daha fazlası için tıklayınız →

Kanuna aykırılık

Uygulamada en sık görülen kanuna aykırılık halleri, çağrı ve gündem kurallarının ihlalidir. Toplantıya çağrının kanunda öngörülen usulle ve süresinde yapılmaması, gündemde yer almayan bir konunun görüşülüp karara bağlanması bu gruba girer.

Burada sık yapılan bir kavram hatasına dikkat çekmek gerekir: her emredici hükme aykırılık kendiliğinden butlan sonucunu doğurmaz. Aykırılığın butlanla sonuçlanabilmesi için TTK m. 447 kapsamında anonim şirketin temel yapısını bozacak, sermayenin korunmasına ilişkin hükümleri çiğneyecek ya da vazgeçilmez nitelikteki pay sahipliği haklarını ihlal edecek ağırlıkta olması gerekir. Bu ağırlığa ulaşmayan aykırılıklar iptal sebebi sayılır ve üç aylık süreye tabidir.

Gündem, genel kurulu toplantıya çağıran tarafından belirlenir. Gündemde bulunmayan konular genel kurulda müzakere edilemez ve karara bağlanamaz.
Daha fazlası için tıklayınız →

Toplantı ve karar nisaplarına uyulmaması da bu kapsamdadır. Genel kurullar, kanunda veya esas sözleşmede daha ağır nisap öngörülmedikçe sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin varlığıyla toplanır ve bu nisabın toplantı süresince korunması gerekir. Nisap sağlanmadan alınan bir karar, sakat bir karardır.

Esas sözleşmeye aykırılık

Şirketin kendi iç anayasası niteliğindeki esas sözleşme, kanunun izin verdiği ölçüde daha ağır nisaplar, ek şartlar veya özel usuller öngörebilir. Esas sözleşmede öngörülen bu şartlara uyulmaksızın alınan bir karar da iptal davasına konu olabilir. Örneğin esas sözleşme belirli kararlar için nitelikli çoğunluk arıyorsa, bu çoğunluk sağlanmadan alınan karar sakattır.

Dürüstlük kuralına aykırılık

Kanunun özellikle vurguladığı bu sebep, çoğunluk gücünün kötüye kullanılmasına karşı azınlığı koruyan en önemli araçtır. Şeklen kanuna ve esas sözleşmeye uygun görünen bir karar, tek amacı azınlığı şirketten çıkmaya zorlamak, onu kâr payından yoksun bırakmak veya çoğunluğa haksız bir menfaat sağlamaksa dürüstlük kuralına aykırıdır. Yıllarca kâr elde eden bir şirkette haklı bir gerekçe olmaksızın sürekli kâr dağıtmama yönünde karar alınması, uygulamada iptal davası konusu yapılan en tipik örnektir.

Limited Şirkette Kâr Payı Dağıtımı ve Yedek Akçe

İptal davasını kimler açabilir

İptal Davasını Kimler Açabilir?

Genel kurul kararlarının iptali davasında dava açma yetkisi herkese tanınmış değildir. Kanun, davacı olabilecek kişileri sınırlı biçimde saymıştır ve bu sayım uygulamada en çok hata yapılan noktalardan biridir.

Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleri; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini ileri süren pay sahipleri; yönetim kurulu ve şartları varsa üyelerinden her biri dava açabilir.
Daha fazlası için tıklayınız →

Muhalefetini tutanağa geçirten pay sahibi

İlk ve en yaygın grup, toplantıda hazır bulunup karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleridir. Burada iki şart birliktedir: olumsuz oy kullanmak tek başına yetmez, muhalefetin tutanağa geçirilmesi de gerekir. Toplantıda karara karşı çıktığını söyleyip tutanağa şerh düşürmeyen pay sahibi, sonradan bu yola başvuramaz. Uygulamada hak kaybının en sık nedeni budur.

Toplantıya katılmasa dahi dava açabilenler

İkinci grup daha geniştir. Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, katılma yetkisi bulunmayan kişilerin toplantıya katılıp oy kullandığını ya da genel kurula katılma ve oy kullanma hakkının haksız olarak engellendiğini ileri süren pay sahipleri de davacı olabilir. Ancak kanun burada ek bir şart arar: bu kişilerin, sayılan aykırılıkların kararın alınmasında etkili olduğunu da ileri sürmesi gerekir. Yani usul sakatlığı tek başına yetmez; sakatlığın sonuca etkisi ortaya konmalıdır.

Yönetim kurulu ve üyeleri

Yönetim kurulu, kurul olarak dava açabilir. Yönetim kurulu üyelerinden her biri ise ancak kararın yerine getirilmesi kendi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa davacı olabilir. Bu şart gözden kaçırıldığında dava, aktif husumet yokluğundan reddedilir.

İntifa hakkı, rehin ve temsil hâlleri

Pay üzerinde sınırlı ayni hak bulunması hâlinde dava ehliyetinin kimde olduğu ayrıca değerlendirilir. Payın üzerinde intifa hakkı varsa, aksi kararlaştırılmadıkça oy hakkı intifa hakkı sahibi tarafından kullanılır; dolayısıyla toplantıda muhalefetini tutanağa geçirten intifa hakkı sahibi bakımından dava yolu gündeme gelir. Buna karşılık pay üzerinde rehin bulunması oy hakkını rehinli alacaklıya geçirmez; oy hakkı kural olarak pay sahibinde kalır. Payın ortak mülkiyete konu olması hâlinde haklar, atanacak ortak temsilci aracılığıyla kullanılır. Kısıtlı ya da temsile ihtiyaç duyan pay sahipleri bakımından vasi veya kayyım eliyle hareket edilmesi gerekir.

Bir payın üzerinde intifa hakkı bulunması hâlinde, aksi kararlaştırılmamışsa, oy hakkı, intifa hakkı sahibi tarafından kullanılır.
Daha fazlası için tıklayınız →

Üç Aylık Hak Düşürücü Süre ve Yetkili Mahkeme

Genel kurul kararlarının iptali davasında süre, karar tarihinden itibaren üç aydır. Bu süre zamanaşımı değil hak düşürücü süredir; hâkim tarafından resen dikkate alınır, durmaz ve kesilmez. Sürenin başlangıcı kararın öğrenildiği tarih değil, kararın alındığı tarihtir. Toplantıya katılmamış bir pay sahibi bakımından da başlangıç aynıdır; bu nedenle şirket kararlarının düzenli takibi büyük önem taşır.

Genel kurul kararlarının iptali davası, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılır. Davalı taraf şirketin kendisidir; kararı destekleyen pay sahiplerine karşı dava yöneltilmez.

Butlan: Baştan ve Kendiliğinden Geçersizlik

Bazı sakatlıklar o kadar ağırdır ki kanun bunlara bağlanan sonucu iptal edilebilirlikle değil, doğrudan hükümsüzlükle karşılar. Kanun bu halleri örnekleyici biçimde saymıştır; “özellikle” ifadesi, sayımın sınırlı olmadığını gösterir.

Genel kurulun, özellikle; pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır.
Daha fazlası için tıklayınız →

Vazgeçilmez nitelikteki hakların ihlali

Pay sahibinin genel kurula katılma hakkı, asgari oy hakkı ve dava hakkı, pay sahipliğinin çekirdeğini oluşturur. Bu hakları sınırlandıran veya ortadan kaldıran kararlar batıldır. Örneğin belirli bir pay grubunun genel kurula katılmasını tümüyle engelleyen bir esas sözleşme değişikliği, iptal edilebilir değil doğrudan hükümsüzdür.

Bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarının sınırlandırılması

Burada önemli bir nüans vardır: kanun her sınırlamayı değil, kanunen izin verilen ölçü dışındaki sınırlamayı butlan sebebi saymıştır. Bilgi alma hakkı sınırsız değildir; şirket sırlarının korunması gibi meşru gerekçelerle kanun çerçevesinde sınırlandırılabilir. Batıl olan, bu meşru çerçevenin dışına taşan sınırlamalardır.

Finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve kâr dağıtım önerisi, genel kurul toplantısından en az onbeş gün önce şirketin merkez ve şubelerinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur.
Daha fazlası için tıklayınız →

Temel yapının bozulması ve sermayenin korunması

Anonim şirketin organ yapısını ortadan kaldıran, pay sahipliği düzenini temelden değiştiren ya da sermayenin korunmasına ilişkin emredici hükümleri çiğneyen kararlar da batıldır. Sermayenin iadesi sonucunu doğuran örtülü işlemler bu grubun tipik örneğidir.

İptal ve Butlan Birlikte İleri Sürülebilir mi? Terditli Dava Stratejisi

Uygulamada en çok sorulan sorulardan biri, bir kararın hem batıl olduğunun tespitinin hem de iptalinin aynı davada istenip istenemeyeceğidir. Cevap olumludur ve bu, sakatlığın niteliği tartışmalı olduğunda tercih edilen bir dava stratejisidir.

Terditli (kademeli) talepte davacı öncelikle kararın batıl olduğunun tespitini ister; mahkeme bu talebi yerinde görmezse ikinci kademede aynı kararın iptaline karar verilmesini talep eder. Mahkeme incelemesini bu sıraya göre yapar: önce butlan sebeplerinin bulunup bulunmadığını değerlendirir, butlanı kabul etmezse iptal sebeplerini inceler.

Bu yöntemin pratik değeri süre bakımından ortaya çıkar. Bir sakatlığın butlan mı yoksa iptal sebebi mi olduğu tartışmalıysa ve davacı yalnızca butlan talebiyle yetinirse, mahkemenin sakatlığı iptal sebebi olarak nitelendirmesi hâlinde üç aylık hak düşürücü süre çoktan geçmiş olabilir. Terditli talep bu riski baştan bertaraf eder. Bu nedenle sakatlığın ağırlığı konusunda tereddüt varsa davanın üç aylık süre içinde ve her iki talebi birlikte içerecek şekilde açılması yerinde olur.

Dava Süreci: İlan, Teminat ve Yürütmenin Geri Bırakılması

Genel kurul kararlarının iptali istemiyle dava açıldıktan sonra süreç, şirketin ve diğer pay sahiplerinin korunmasını gözeten özel kurallara tabidir. Yönetim kurulu, davanın açıldığını ve duruşma gününü usulüne uygun olarak ilan etmek ve şirketin internet sitesine koymakla yükümlüdür. Ayrıca üç aylık sürenin dolmasından önce duruşmaya başlanamaz; birden fazla dava açılmışsa davalar birleştirilerek görülür.

Yönetim kurulu iptal veya butlan davasının açıldığını ve duruşma gününü usulüne uygun olarak ilan eder ve şirketin internet sitesine koyar. Mahkeme, şirketin istemi üzerine muhtemel zararlarına karşı davacıların teminat göstermesine karar verebilir.
Daha fazlası için tıklayınız →

Dava süresince kararın uygulanmaya devam etmesi telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu noktada önemli bir usul ayrımı vardır: kanun burada genel hükümlere göre bir ihtiyati tedbir değil, kendine özgü bir kurum öngörmüştür. Mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir. Bu özel düzenleme sayesinde talep, ihtiyati tedbirin genel şartlarından bağımsız olarak TTK’nın kendi hükmü çerçevesinde değerlendirilir.

Genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.
Daha fazlası için tıklayınız →

Kararın Etkisi ve Kötüniyetli Davada Tazminat Sorumluluğu

Genel kurul kararlarının iptali veya butlanı yönündeki mahkeme kararının etkisi, davayı açanla sınırlı değildir. Karar kesinleştikten sonra bütün pay sahipleri hakkında hüküm ifade eder. Yönetim kurulu, kararın bir suretini derhâl ticaret siciline tescil ettirmek ve internet sitesine koymak zorundadır. Bu genişletilmiş etki, tek bir pay sahibinin açtığı davanın tüm ortaklık yapısını bağlaması sonucunu doğurur.

Genel kurul kararının iptaline veya butlanına ilişkin mahkeme kararı, kesinleştikten sonra bütün pay sahipleri hakkında hüküm ifade eder. Yönetim kurulu bu kararın bir suretini derhâl ticaret siciline tescil ettirmek ve internet sitesine koymak zorundadır.
Daha fazlası için tıklayınız →

Bu güçlü etkinin karşılığında kanun bir denge unsuru getirmiştir. Dava hakkının şirketi baskı altına almak veya ticari faaliyeti sekteye uğratmak amacıyla kullanılması hâlinde davacılar sorumlu tutulur. Kötüniyetle dava açılmışsa, davacılar şirketin bu sebeple uğradığı zararlardan müteselsilen sorumludur. Şirketin talep edebileceği tazminat, kararın uygulanamamasından doğan somut zararı kapsar.

Genel kurulun kararına karşı, kötüniyetle iptal veya butlan davası açıldığı takdirde, davacılar bu sebeple şirketin uğradığı zararlardan müteselsilen sorumludurlar.
Daha fazlası için tıklayınız →

Yargıtay Uygulamasından Örnekler

Kanun metni kadar, hükümlerin mahkemelerce nasıl uygulandığı da önem taşır. Aşağıdaki kararlar uygulamada belirleyici olan üç noktayı göstermektedir.

Muhalefet, karar alındıktan sonra ortaya konmalıdır

Hukuk Genel Kurulu, 17.11.2022 tarihli E. 2020/662, K. 2022/1551 sayılı kararında iptal davası açabilmek için aranan muhalefet şartının niteliğini ele almıştır. Kararda, davacı tarafın huzur hakkının artırılmasına ilişkin gündem maddesine karar alınmadan önce karşı çıkmasının “peşin muhalefet” niteliği taşıdığı, bunun öneriye karşı çıkmaktan ibaret olduğu ve kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunu karşılamadığı sonucuna varılmıştır. Karar, muhalefetin zamanlamasının tek başına dava şartını etkilediğini göstermesi bakımından önemlidir: itirazın karar alındıktan sonra ortaya konması ve tutanağa geçirilmesi gerekir.

Butlan tespiti ile iptal talebi birlikte ileri sürülebilir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 18.06.2015 tarihli E. 2014/12011, K. 2015/8501 sayılı kararına konu davada pay sahibi, genel kurul kararlarının “butlanla sakat olduklarının tespitine, aksi hâlde iptallerine” karar verilmesini talep etmiş; yerel mahkemenin bu terditli talebi değerlendiren hükmü Daire tarafından onanmıştır. Kararda ayrıca butlanın tespiti isteminde davacı çevresinin daha geniş olduğu, iptal davasına özgü bazı sınırlamaların butlan davasında uygulanmayacağı kabul edilmiştir. (Karar 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu dönemine ilişkindir; iptal–butlan ayrımına dair yaklaşım güncelliğini korumaktadır.)

Dürüstlük kuralına aykırılık somut olarak değerlendirilir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 14.04.2025 tarihli E. 2024/4040, K. 2025/2386 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta pay sahipleri, yönetim kurulu başkan ve başkan vekiline ödenen huzur hakkının örtülü kâr payı dağıtımı niteliğinde olduğunu ve kararın dürüstlük kuralına aykırılık nedeniyle iptali gerektiğini ileri sürmüştür. Şirketin büyüklüğü, iş hacmi ile harcanan emek ve mesai değerlendirilerek ödemenin ölçüsüz olmadığı sonucuna varılmış ve davanın reddine ilişkin karar onanmıştır. Karar, dürüstlük kuralına aykırılık iddiasının soyut bir üstünlük iddiasıyla değil somut ölçülülük incelemesiyle sonuç doğurduğunu göstermektedir.

Uygulamada Sık Yapılan Hatalar

Genel kurul kararlarının iptali sürecinde en sık karşılaşılan hatalar, hukuki bilgi eksikliğinden değil çoğu zaman usul ihmalinden kaynaklanır. Bunların başında muhalefet şerhinin tutanağa geçirilmemesi gelir. Toplantıda sözlü olarak itiraz etmek, tutanakta yazılı bir kayıt bırakmadıkça dava hakkı sağlamaz.

İkinci sık hata, sürenin öğrenme tarihinden başlatıldığı varsayımıdır. Süre karar tarihinden işler; toplantıdan haberdar olmayan pay sahibi bakımından da durum değişmez. Üçüncüsü, sakatlığın niteliğinin yanlış değerlendirilmesidir. İptal edilebilir bir sakatlık butlan sanılarak süre geçirildiğinde, dava süre yönünden reddedilir. Dördüncüsü, usul aykırılığının sonuca etkisinin ortaya konmamasıdır; ikinci gruptaki davacılar bakımından bu şart açıkça aranır.

Son olarak, davanın yanlış tarafa yöneltilmesi de sıkça görülür. Davalı şirket tüzel kişiliğidir; kararı destekleyen pay sahiplerine karşı açılan dava husumet yokluğuyla karşılaşır.

Sık Sorulan Sorular

Genel kurul kararlarının iptali davası ne kadar sürede açılmalıdır?

Karar tarihinden itibaren üç ay içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süre olduğundan durmaz, kesilmez ve mahkemece resen dikkate alınır. Sürenin kaçırılması hâlinde kararın iptal edilebilirliği ortadan kalkar.

Genel kurul kararının iptali davasını kim açabilir?

Toplantıda hazır bulunup olumsuz oy veren ve muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleri; çağrı, gündem veya katılma hakkına ilişkin aykırılıkları ileri süren pay sahipleri; yönetim kurulu; kararın yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri dava açabilir.

Genel kurul kararının iptali davası hangi mahkemede açılır?

Şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılır. Davalı taraf şirket tüzel kişiliğidir; kararı destekleyen pay sahiplerine karşı dava yöneltilmez.

Genel kurul kararının iptali davası ne kadar sürer?

Yargılama süresi somut olayın niteliğine, delil durumuna ve bilirkişi incelemesi gerekip gerekmediğine göre değişir. Kanun üç aylık dava açma süresi dolmadan duruşmaya başlanamayacağını öngördüğünden sürecin başında bir bekleme dönemi bulunur; birden fazla dava açılmışsa dosyalar birleştirilerek görülür.

Toplantıya katılmadım, yine de dava açabilir miyim?

Evet, ancak sınırlı hâllerde. Çağrının usulüne uygun yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, yetkisiz kişilerin oy kullandığını veya katılma hakkınızın haksız engellendiğini ileri sürüyorsanız toplantıda bulunmasanız da dava açabilirsiniz. Ayrıca bu aykırılığın kararın alınmasında etkili olduğunu da ortaya koymanız gerekir.

Olumsuz oy verdim ama tutanağa şerh düşürmedim, ne olur?

Birinci gruptaki davacı sıfatını kazanamazsınız. Kanun olumsuz oy ile muhalefetin tutanağa geçirilmesini birlikte aramaktadır. Ayrıca muhalefetin karar alındıktan sonra ortaya konması gerekir; karar alınmadan önce yapılan itiraz Hukuk Genel Kurulu tarafından yeterli görülmemiştir. Bu durumda ancak ikinci gruptaki sebeplerden biri varsa dava yolu açık kalır.

Butlan davası için de üç aylık süre geçerli mi?

Hayır. Üç aylık hak düşürücü süre iptal davasına özgüdür. Batıl bir karar baştan itibaren hükümsüz olduğundan, butlanın tespiti kural olarak süreye bağlı değildir. Bununla birlikte iddianın ileri sürülüş biçimi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde değerlendirilebilir.

Dava sürerken karar uygulanmaya devam eder mi?

Kural olarak evet. Ancak mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir. Bu, ihtiyati tedbirden farklı, TTK’ya özgü bir kurumdur ve özellikle sermaye artırımı veya yönetim değişikliği gibi geri dönüşü güç kararlarda önem taşır.

Mahkeme kararı yalnızca davayı açanı mı bağlar?

Hayır. Karar kesinleştikten sonra bütün pay sahipleri hakkında hüküm ifade eder. Bu nedenle tek bir pay sahibinin açtığı dava, tüm ortaklık yapısını etkileyen bir sonuç doğurur.

Şirket, açılan davadan dolayı tazminat isteyebilir mi?

Dava kötüniyetle açılmışsa evet. Bu hâlde davacılar şirketin uğradığı zararlardan müteselsilen sorumlu olur. Ayrıca mahkeme, şirketin istemi üzerine davacıların teminat göstermesine de karar verebilir.

İptal davası ile butlan davası birlikte açılabilir mi?

Uygulamada terditli olarak ileri sürülebilmektedir: öncelikle kararın batıl olduğu, aksi kanaatte genel kurul kararlarının iptali talep edilir. Sakatlığın niteliği tartışmalıysa bu yol, süre riskini yönetmek bakımından tercih edilir.

Genel kurul kararlarının iptali ve butlan davası, anonim şirketlerde azınlık haklarının korunmasında en etkili araçlardan biridir. Ancak her ikisi de teknik usul kurallarına sıkı biçimde bağlıdır. Karar tarihinden itibaren işleyen üç aylık süre, muhalefet şerhinin tutanağa geçirilmesi ve sakatlığın doğru nitelendirilmesi, sonucu doğrudan belirleyen unsurlardır. Somut bir uyuşmazlıkta bu unsurların değerlendirilmesi için hukuki danışmanlık alınması yerinde olur.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya danışmanlık niteliği taşımaz. Somut durumunuz için bir avukata danışmanız önerilir.
Exit mobile version