Hasta Hakları Yönetmeliği 10. Madde
I. Sağlık kuruluşunun hizmet verme imkanlarının yetersiz veya sınırlı olması sebebiyle sağlık hizmeti talebi zamanında karşılanamayan hallerde, hastanın, öncelik hakkının tıbbi kriterlere dayalı ve objektif olarak belirlenmesini istemek hakkı vardır.
II. Acil ve adli vak’alar ile yaşlılar ve engelliler hakkında öncelik sırasının belirlenmesinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
Açıklama
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 10. maddesi, sağlık hizmetinin kıt kaynakla buluştuğu noktada ortaya çıkan en zorlu etik sorunlardan birini — önceliklendirmeyi — düzenler. Talep tüm hizmet kapasitesini aştığında hangi hastaya önce müdahale edileceği sorusu, yalnızca tıbbi değil etik ve hukuki bir meseledir. Madde, bu soruya tıbbi kriterler ve objektiflik temelinde cevap getirir.
Birinci fıkra, hizmet kapasitesinin yetersiz veya sınırlı olması hâlinde hastanın “öncelik hakkının tıbbi kriterlere dayalı ve objektif olarak belirlenmesini istemek” hakkını güvence altına alır. Bu ifade iki koruyucu boyut içerir: birincisi, önceliklendirmenin keyfi olmaması; ikincisi, kriterlerin tıbbi nitelikte olması. Sosyal statü, ekonomik güç, tanıdık varlığı gibi tıbbi olmayan faktörlerin önceliklendirmede rol oynaması bu madde kapsamında açık bir ihlaldir. Triage protokolleri, mod hakemliği, acil servislerde kullanılan ESI (Emergency Severity Index) ve benzeri ölçekler, bu fıkranın somut uygulama araçlarıdır.
Objektiflik şartı, önceliklendirmenin yalnızca objektif kriterlere dayanmasını değil, bu kriterlerin hastaya veya yakınına açıklanabilir olmasını da gerektirir. Hasta, neden kendisinin değil de başka bir hastanın öncelikli alındığını sorgulama hakkına sahiptir; bu sorguya cevap verebilmek için kurumun yazılı protokoller üretmesi ve uygulamasını belgelemesi gerekir. Aksi hâlde hasta, 10. maddeye dayanarak hak ihlali şikayetinde bulunabilir.
İkinci fıkra, belirli hasta gruplarına özel öncelik tanıyan özel mevzuatı saklı tutar. “Acil ve adli vak’alar ile yaşlılar ve engelliler hakkında öncelik sırasının belirlenmesinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.” Burada dikkat çekici olan, 2019 değişikliği ile “özürlüler” ifadesinin “engelliler” olarak güncellenmesidir; bu hem terminolojik bir modernleşme hem de engellilik kavramının sosyal modelinin kabul edilmesi anlamını taşır. Engelli bireylerin sağlık hizmetine erişimde özel koruma görmesi, Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 25. maddesinin iç hukuka yansıması olarak değerlendirilebilir.
“Acil ve adli vak’alar” için öncelik tanınması, iki farklı gerekçeye dayanır. Acil vakalarda gerekçe tıbbi zorunluluktur: hızlı müdahale olmadığında geri döndürülemez zarar doğar. Adli vakalarda ise gerekçe hem hukuki hem tıbbi boyut taşır; delil kaybı, soruşturma süreçlerinin bütünlüğü ve mağdurun hukuki haklarının korunması bakımından hızlı müdahale esastır.
Yaşlılar için öncelik, fizyolojik kırılganlık ve hastalık ilerlemesinin hızlı olabilme ihtimali gerekçesine dayanır. 6284 sayılı Kanun kapsamındaki şiddet mağdurları ve Geriatrik hastalara yönelik özel protokoller bu fıkranın somutlaştığı başlıca alanlardır.
Uygulamada 10. madde özellikle acil servis şikayetlerinde, poliklinik sıralamalarında ve ameliyat randevularında gündeme gelir. Yargıtay kararlarında, önceliklendirme kriterlerinin belgelenemediği durumlarda hastanenin hizmet kusurundan sorumlu tutulduğu görülmektedir.
Avukat perspektifinden 10. madde, bir hastanın önceliklendirme sürecinde haksızlığa uğradığı iddiasında temel dayanaktır. Savunmada ise kurumun yazılı protokolleri, kayıtları ve bilirkişi değerlendirmesi önem taşır. Bu madde, özellikle covid salgını gibi kriz dönemlerinde etik triyaj kararlarının hukuki zeminini de oluşturmuştur ve bu yönüyle güncel önemini korumaktadır.
