Hasta Hakları Yönetmeliği 25. Madde
I. Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir.
II. Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine kullanılamaz.
Açıklama
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 25. maddesi, tedaviyi reddetme ve durdurma hakkını düzenleyerek hasta özerkliğinin en güçlü ifadelerinden birini ortaya koyar. Tıp hukuku tarihinde uzun süre paternalist bir yaklaşımla hasta iradesinin önemsizleştiği dönemler yaşanmış; modern dönemde ise hastanın kendi bedenine ilişkin kararlarda nihai söz sahibi olduğu ilkesi kabul edilmiştir. Bu madde, bu ilkeyi Türk pozitif hukukuna yansıtır.
Birinci fıkra iki hakkı birlikte tanır: tedaviyi reddetme hakkı ve tedavinin durdurulmasını isteme hakkı. Bu iki hak ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Reddetme, tedaviye hiç başlanmaması anlamına gelirken; durdurma, başlanmış bir tedavinin sonlandırılmasını ifade eder. Uluslararası literatürde bu ayrım “withholding” ve “withdrawing” olarak tanımlanır. Hukuki ve etik düzeyde iki hak da eşit korumaya sahiptir; hasta tedaviye hiç başlamamayı seçebileceği gibi, başlanmış tedaviyi de durdurabilir.
“Kanunen zorunlu olan haller dışında” ifadesi, reddetme hakkının sınırlarını çizer. Bu istisnalar arasında bulaşıcı hastalıklar için zorunlu tedavi (1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu), ruhsal hastalıklarda zorunlu tedavi (TMK m.432), yargı kararıyla zorunlu tedavi gibi durumlar yer alır. Bu istisnalar kamu sağlığı ve başkalarının korunması temelinde meşrulaştırılmıştır.
“Doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere” ifadesi, hakkın kullanılmasının bedeli bakımından önemlidir. Hasta tedaviyi reddederse, bu redden doğabilecek tüm kötü sonuçların sorumluluğu kendisine aittir; hekim ve sağlık kuruluşu, tedaviyi uygun şekilde önerdiği halde reddedilen tedaviden doğan zararlardan sorumlu tutulamaz. Bu sorumluluk tahsisi, hem aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmiş olmasına hem de reddin özgür iradeye dayalı olmasına bağlıdır.
Son cümlede “Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir” ifadesi, reddetme hakkının usulüne uygun kullanılması için üç şart koyar: sonuçların anlatılması, anlaşılmış olduğunun teyidi ve yazılı belge. Yazılı belge zorunluluğu, ileride çıkacak uyuşmazlıklarda hekim için kritik bir savunma aracıdır; sözlü ret ispat edilemez.
Aydınlatmanın içeriği, 15. madde ile uyumlu olmalıdır: reddetme durumunda muhtemel fayda ve riskler, alternatif tedavi seçenekleri, hastalığın tedavisiz seyri hakkında bilgi verilmelidir. Yeterli aydınlatma olmadan alınan reddetme beyanı geçerli sayılmaz; hasta, yeterli bilgiye dayanmayan bir karar verdiyse bu aslında “gerçek rıza/ret” değildir.
İkinci fıkra önemli bir koruma getirir: “Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine kullanılamaz.” Hasta bir kez tedaviyi reddetti diye, sonradan aynı kuruluşa başvurduğunda geri çevrilemez veya kendisine düşük kaliteli hizmet verilemez. Bu hüküm, reddetme hakkının caydırıcı etki yaratmasını önler ve hasta-hekim ilişkisinin sürekliliğini korur.
Uygulamada 25. madde, en çok Yehova Şahitleri’nin kan transfüzyonu reddetmesi gibi dini temelli kararlar, kanser tedavisini reddeden hastalar, kronik hastalıkta diyaliz gibi yaşam sürdüren tedavileri durdurma talepleri gibi konularda gündeme gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, reşit ve ayırt etme gücüne sahip hastanın tedaviyi reddetme hakkını mutlak olarak kabul etmekte; hekimin bu iradeye aykırı hareket etmesini hukuka aykırı saymaktadır.
Ancak reddetme kararı ile ötenazi (13. madde) arasında ince bir çizgi vardır. Hasta, yaşam destek tedavisini reddedebilir; bu reddetme hakkının kapsamındadır. Ancak hekime aktif olarak hayatını sonlandırıcı bir müdahale yapma yetkisi veremez; bu ötenazi olur ve yasaktır. Avukat perspektifinden 25. madde, her iki yönde de iddia geliştirmeye elverişlidir: hastanın reddetme hakkının ihlal edildiği iddiasında davacı için; hastanın usulüne uygun reddetme beyanı vererek sorumluluğu kendine aldığı savunmasında davalı için.
