Hasta Hakları Yönetmeliği 24. Madde
I. Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin veya vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde, bu şart aranmaz.
II. Kanuni temsilcinin rızasının yeterli olduğu hallerde dahi, anlatılanları anlayabilecekleri ölçüde, küçük veya kısıtlı olan hastanın dinlenmesi suretiyle mümkün olduğu kadar bilgilendirme sürecine ve tedavisi ile ilgili alınacak kararlara katılımı sağlanır.
III. Sağlık kurum ve kuruluşları tarafından engellilerin durumuna uygun bilgilendirme yapılmasına ve rıza alınmasına yönelik gerekli tedbirler alınır.
IV. Kanuni temsilci tarafından rıza verilmeyen hallerde, müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi; Türk Medeni Kanununun 346 ncı ve 487 inci maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.
V. Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır.
VI. Yeterliğin zaman zaman kaybedildiği tekrarlayıcı hastalıklarda, hastadan yeterliği olduğu dönemde onu kaybettiği dönemlere ilişkin yapılacak tıbbi müdahale için rıza vermesi istenebilir.
VII. Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir. Bu durumda hastaya gerekli tıbbi müdahale yapılarak durum kayıt altına alınır. Ancak bu durumda, mümkünse hastanın orada bulunan yakını veya kanuni temsilcisi; mümkün olmadığı takdirde de tıbbi müdahale sonrasında hastanın yakını veya kanuni temsilcisi bilgilendirilir. Ancak hastanın bilinci açıldıktan sonraki tıbbi müdahaleler için hastanın yeterliği ve ifade edebilme gücüne bağlı olarak rıza işlemlerine başvurulur.
VIII. Sağlık kurum ve kuruluşlarında yatarak tedavisi tamamlanan hastaya, genel sağlık durumu, ilaçları, kontrol tarihleri diyet ve sonrasında neler yapması gerektiği gibi bilgileri içeren taburcu sonrası tedavi planı sağlık meslek mensubu tarafından sözel olarak anlatılır. Daha sonra bu tedavi planının yer aldığı epikrizin bir nüshası hastaya verilir.
Açıklama
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 24. maddesi (2014 değişikliği ile güncellenmiştir), aydınlatılmış onam doktrinin en kapsamlı hükmü olup tıbbi müdahalelerde rızanın kimden, nasıl ve hangi istisnalarla alınacağını sekiz fıkra boyunca ayrıntılı olarak düzenler. Bu madde, rıza hukukunun çekirdek normudur ve 15. madde (bilgilendirme) ile birlikte okunmak zorundadır.
Birinci fıkra, temel kuralı koyar: “Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir.” Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Bu, Türk Medeni Kanunu’nun 13 ve devamı maddelerindeki ehliyet düzenlemeleriyle uyumludur. İzin veya rıza alınamayacağı istisnai haller de aynı fıkrada sayılmıştır: velinin/vasinin olmadığı, hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı haller. Bu haller çoğunlukla acil durumlarda ortaya çıkar; hayati tehlike içinde geçen her dakika kritiktir.
İkinci fıkra, çocukların ve kısıtlıların sürece katılım hakkını düzenler. Kanuni temsilcinin rızası yeterli sayılsa bile, “anlatılanları anlayabilecekleri ölçüde, küçük veya kısıtlı olan hastanın dinlenmesi suretiyle mümkün olduğu kadar bilgilendirme sürecine ve tedavisi ile ilgili alınacak kararlara katılımı sağlanır.” Bu düzenleme, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi ile uyumludur; çocuğun kendisiyle ilgili kararlarda görüşünün alınma hakkı vardır. Pratikte bu, “çocuğun rıza yeterliliği” (Gillick competence) doktrininin Türk hukukundaki dayanağıdır.
Üçüncü fıkra, engellilerin durumuna uygun bilgilendirme ve rıza alınması için gerekli tedbirlerin alınmasını düzenler. Bu, görme engelli için Braille veya sesli bilgilendirme; işitme engelli için işaret dili tercümanı veya yazılı materyal; zihinsel engelli için basitleştirilmiş bilgilendirme anlamına gelir. Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 25. maddesi bu yükümlülüğün uluslararası zeminini oluşturur.
Dördüncü fıkra, kanuni temsilci rıza vermediği halde müdahalenin tıbben gerekli olduğu durumu düzenler: “velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi; Türk Medeni Kanununun 346 ncı ve 487 inci maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.” Bu, özellikle Yehova Şahitleri gibi bazı inanç gruplarının kan transfüzyonu vb. tedavileri reddetmesi durumunda karşımıza çıkar; küçük için veli reddederse hâkim kararı gerekir.
Beşinci fıkra, hastanın önceden açıklanmış istekleri (advance directives) kavramını getirir: “Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır.” Bu düzenleme henüz gelişim aşamasındadır; Türkiye’de ileri vasiyet formülü (living will) için ayrı bir mevzuat bulunmamakla birlikte, hastanın önceden belgelediği tercihlerinin dikkate alınması yönetmelikle zorunlu kılınmıştır.
Altıncı fıkra, tekrarlayıcı hastalıklarda (örneğin şizofreni, bipolar bozukluk) yeterlilik dönemindeyken alınan rızanın yeterliğin kaybedildiği dönemlere ilişkin geçerliliğini düzenler.
Yedinci fıkra, acil durumlarda rızaya bağlı olmayan tıbbi müdahaleleri tanımlar: hayati tehlike, bilinç kapalılığı veya organ kaybı riski. Bu durumlarda müdahale yapılır, sonradan hasta veya yakını bilgilendirilir. Ancak hasta bilinç açıldıktan sonra yeterliği varsa, sonraki müdahaleler için yeniden rıza alınır.
Sekizinci fıkra, taburcu olma aşamasında epikriz verme yükümlülüğünü düzenler. “Taburcu sonrası tedavi planı sağlık meslek mensubu tarafından sözel olarak anlatılır. Daha sonra bu tedavi planının yer aldığı epikrizin bir nüshası hastaya verilir.” Bu, tedavinin devamlılığı için kritik bir düzenlemedir ve sık ihlal edilen bir yükümlülüktür.
Uygulamada 24. madde, malpraktis davalarında rıza yokluğu/yetersizliği iddialarının temel dayanağıdır. Yargıtay 13. HD, rızanın aydınlatılmış rıza niteliğinde olması gerektiğini; basit bir imzanın yeterli sayılmayacağını içtihadıyla sabitlemiştir. Avukat perspektifinden bu madde, her bir fıkrasının ayrı ayrı ihlal değerlendirmesine tabi tutulabilmesi nedeniyle güçlü bir dava matrisi sunar.
