TBK 116. Madde
I. Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
II. Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.
III. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
TBK 116. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 115 inci maddesinde, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “3. Muavin şahısların mesuliyeti” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada alacaklının borçlunun hizmetinde olması veya sorumluluğun, hükûmetçe imtiyaz suretiyle verilen bir meslek veya sanatın icrasından doğması durumunda, sorumsuzluk anlaşmasıyla, borçlunun yardımcı kişilerin sadece hafif kusurlarından sorumlu olmayacağının kararlaştırılabileceği öngörülmüştür. Tasarının 115 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen yeni hükme göre ise: “Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.” Böylece, uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebildiği takdirde, borçlunun, ifa yardımcılarının hafif kusurundan bile sorumluluktan kurtulması yolunun kapatılması amaçlanmıştır. Gerçekten, bu durumda borçlunun değil, alacaklının korunması, menfaatler dengesine de uygun düşer. Bu nedenle, söz konusu hükme aykırı olarak yapılan bir anlaşma, Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrası anlamında, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.
Maddenin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada alacaklının borçlunun hizmetinde olması durumunda, borçlunun sadece hafif kusuru için geçerli bir sorumsuzluk anlaşması yapabileceği kabul edilmiştir.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 116. maddesi, borçlunun ifa yardımcısı olarak kullandığı kişilerin fiillerinden doğan sorumluluğunu düzenleyen özel bir hükümdür. Modern iktisadi hayatta borç ilişkileri çoğunlukla borçlunun tek başına değil, yanında çalışan kişiler veya iş ortakları aracılığıyla yürütüldüğünden, bu durumun hukukî sonuçlarının düzenlenmesi büyük önem taşır. Madde, 818 sayılı Kanun’un 101. maddesini karşılamakta olup "ifa yardımcısı sorumluluğunun" temelini oluşturmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun şekilde bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, "kusursuz sorumluluk" türlerinden biri olarak kabul edilmektedir; borçlu, yardımcı kişiyi seçme ve denetleme konusunda kusuru olmasa dahi, yardımcının fiilinden sorumludur. Bu sorumluluk türüne "ifa yardımcısı sorumluluğu" veya "kusursuz yardımcı sorumluluğu" denilmektedir.
Yardımcı kişi kavramı geniş yorumlanır: işçiler, memurlar, alt yükleniciler, bağımsız yükleniciler, aile üyeleri gibi borçlu adına veya onun menfaatine ifa faaliyetinde bulunan herkes bu kavrama girer. Önemli olan, yardımcı kişinin borcun ifası sırasında ve bu ifa nedeniyle bir fiil gerçekleştirmiş olmasıdır. Yardımcı kişinin şahsî davranışları (örneğin ifa sırasında kişisel bir suç işlemesi) kapsam dışında kalabilir; ancak Yargıtay bu konuyu oldukça esnek yorumlamakta, yardımcı kişinin davranışının iş bağlamında gerçekleşmiş olmasını yeterli saymaktadır.
İkinci fıkra sözleşme serbestisine imkân tanımakta, yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluğun önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabileceğini öngörmektedir. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası üçüncü fıkrada yer alır: uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluğu kaldıran anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Bu hüküm, TBK m. 115/3 ile paralel bir koruma getirmekte; izne tâbi mesleklerin alacaklılarını korumayı amaçlamaktadır.
Doktrinde ifa yardımcısı sorumluluğu, "risk sorumluluğu" veya "organizasyon sorumluluğu" olarak adlandırılmaktadır. Borçlu, yanında çalıştırdığı kişilerden faydalandığı için bu kişilerin yarattığı riske de katlanmak durumundadır. Yargıtay, bu hükmü özellikle hastane hukukunda, mimarlık-mühendislik ofislerinde, nakliye işletmelerinde, otellerde ve lokantalarda sıkça uygulamaktadır. Örneğin hastane, istihdam ettiği doktor veya hemşirenin hatasından TBK m. 116 uyarınca sorumludur; bu sorumluluk hastanenin seçim ve denetim kusurundan bağımsızdır. Uygulamada bu hüküm, tüketiciyi ve zayıf tarafı korumanın temel hukukî araçlarından biridir.
